Yaklaşık 30 yıldır adet olduğu üzere yaptığım gibi geçen
1 Mayıs Cuma günü cuma namazı için Bursa’nın bir ilçesinde camiye girdim.
Namazdan önce ilçenin müftüsü
merkezi hoparlör sisteminden konuşmaktaydı ve her zaman olduğu gibi türlü “hışırtılar, gıcırtılar ve parazitler” arasında sesi seçmek zordu.
Camiye erken girerseniz
sadece ihtiyarları bulursunuz. Gençler son dakikada içeri girerler ve en kısa zamanda dışarı çıkarlar.
Hoparlörün geleneksel hışırtılı sesinin içinden konuşan müftü “30 yıldır duyduğumuz şeyleri” neredeyse kelime kelime
tekrar ediyordu.
Cami bir
tekrar yeridir. Mesela Müslümanlar’a güzel örnek olarak hep tarihten örnekler tekrar edilir. Bir tane müftü çıkıp çalışkanlık, temizlik, bilimsel buluş yapma, sporda başarılı olmak gibi bir konuda “son yüzyılda yaşamış Müslüman toplumlardan” örnek
veremez.
O yüzden kahraman ya Beyazid-i Bestami’dir yahut Abdülkadir Geylani. O nedenle vaaz artık bir tür
masal dinleme seansı gibidir.
Mesela, bir insanın camide “daha önce duymadığı” bir kıssa veya menkıbe duyma şansı yok gibidir.
Günümüz Müslümanlığı “örnekleri kendinden bir hareket” olmak özelliğini çoktan yitirmiştir. Bunu en açık biçimde camide anlatılan
kıssalarda görürsünüz.
Satır arası siyasi mesajlı vaazlar
Müftü kendince
güya ustalıkla satır aralarında siyasi mesajlar da veriyordu. “Milletçe birliğimizi bozmak istiyorlar. Müslümanlar bir millettir ister Sibirya’da olsun ister Türkiye’de...”
Müftüye göre Müslüman’ın gözü açık olmalıydı. Oynanan oyunları görmeliydi. “Ah bir şu
dış güçlerin oyunları durdurulsa, o zaman şahlanacaktık...”
Doktorlar, pasif sigara içiciliği doğrudan sigara içmekten daha zararlıdır diyor. Bazı müftüler de camide “satır arası siyasi mesaj vermenin”, en az doğrudan siyaset yapmak kadar
zararlı olduğunu görmeli.
Müftüden sonra hutbe için minbere çıkan hoca
1 Mayıs günü tipik bir ‘annelerin önemi’ konulu hutbe irat etti.
Bazı hocaları, müftüleri dinlerken insan “keşke hocalarımız
farklı kaynaklardan da beslense, dünyada
olup bitenleri takip etse, biraz
rakamsal verilere ilgi duysa, biraz olup bitenlere
şüphe ile baksa” diye düşünüyor...
Bir propaganda aracı haline gelen İslamiyet
Kitabın tam ortasında konuşalım: İslamiyet maalesef bugün Türkiye’de bir siyasi
propaganda malzemesi haline gelmiştir.
Siyasetçinin “meydanda havaya kaldırdığı Kur’an” o nedenle
en başta Müslümanlar’ın tüylerini diken diken etmelidir.
İlahiyat alimi
Hayri Kırbaşoğlu, Twitter’da “Kur’an kimsenin
politik oyuncağı değildir” diye yazmış. Kırbaşoğlu’na göre “Kur’an politik çıkarlara boyun eğdirmek için değildir.”
Peki, siyasetçi niçin Kur’an gibi kutsal bir kitabı bir siyasi mitinginde havaya kaldırır?
Önce odaların süsü, sonra mezarlarda ölüye okunma kitabı haline gelen Kur’an’ı şimdi de bir
miting malzemesi ve “propaganda oyuncağı” haline mi getiriyoruz?
Öz zayıflarken kabuk kalınlaşır
Avrupa’da insanların dinden kitlesel kopuşlarından önceki dönemde çok sayıda büyük
kilise yapma furyası patlamıştı.
Dinde zayıflamanın en büyük alameti mabetlerin
lüzumsuz çoğalmasıdır.
Peygamber vefat ettiğinde
Medine’de kaç kişi yaşıyordu kaç mescit vardı?
Sanırım Türkiye’de bir “furya” haline gelen cami inşa etme trendi, aslında dindarlığın
özünde erimesinin işareti. Nitekim,
Hz. Peygamber bir hadisinde “İnsanlar camilerle ve camilerin süsüyle övünmedikçe kıyamet kopmaz” diye boşuna dememiştir.
Halbuki dünyayı hakkıyla anlayan, temel dini metinleri okuyacak kadar Arapçası olan bir tane imam yetiştirmek
daha önemli.
Ama bunu
kime anlatacaksın? Nitekim en son gittiğim cumada imam hutbeyi şu notla bitirdi: “Bursa genelinde inşaatı devam eden
39 cami için yardım toplanacaktır...”