haberL haberR
0 facebook twitter googleplus

Yazarlar

20 Aralık 2013 Cuma
Paylaş
Tweetle
Paylaş
Gönder
Yazdır
A
A
Gönder

İdeal bir dava adamı nasıl olmalı?

Hayat, dava adamının yoluna çile barikatları kursa da o yoluna devam eder. O toplumun dertleriyle sancılanır. Fitnelerden uzak durur. Istırap insanıdır ama eziyetler, ıstıraplar onu yoldan alıkoyamaz. Çileyi, ıstırabı yolunun gereği bilir.

Dava, gerçekleşmesi arzu edilen kutsî bir mefkûreyi en büyük değer bilmektir. Bu yüksek ideale inanmak, kilitlenmektir. Dava şuuru ise hayat gayesi bilinen kutsal ideal ile dolu olma, onun gerçekleşmesi için maddi manevi her türlü fedakârlıkta bulunmaktır. Ruhun, hafızanın, hücrelere bu şuurun egemen olmasıdır. Dur durak bilmeyen bir dinamizmin aksiyonudur.

Dava şuuru, toplumsal bir hedefe ulaşmak üzere çileli bir yolculuğu göze almaktır. Aynı hedefe yürüyenler arkadaştır, kardeştir prensibini temel alan toplumsal bir birliğin harcıdır. Dava şuuru, dirilik iksiridir. Bitmek bilmeyen bir aksiyonun atan kalbidir.

Dava şuuru, kanda ve beyinde dolaşan oksijendir, canlılıktır. Fidanın çiçeğe, meyveye durmasıdır. Solmayan bir kutlu bahardır. Aklın, gönlün ışığıdır, dava şuuru. Ardına düşülen kutsal ışık, söz parıltısıdır.

Hakkın omza koyduğu ihsanı “Emret Sultanım!” diyerek gönüllü yükleniştir. Allah’ın değer biçilmez hediyesini hayatı pahasına şevkle taşıma isteğidir. Dava şuuru Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanma aşkıdır.

Yaşatmak için yaşar!

Feragat ve fedakârlık dava şuurunun bayrağıdır. Ne adamsendecilik, ne oyalanma, ne bencillik dava şuurunun semtine uğrar. Yaşamak için değil, yaşatmak için yaşamaktır dava şuuru. Ölümsüzlük atmosferinden soluk almaktır.

Mal, makam, şan, şöhret kaygılarını hastalık görmektir dava şuuru. Dava şuuru, insanın bu bağlardan kurtulmasına önem verir. Dava adamı eğilmez, minnet etmez, beklenti içinde olmaz, kimseden lütuf beklemez. Yalnız Allah’tan ister. O, onurun, hür iradenin yalçın kayasına yaslanır.
Dava adamı idealisttir; şan, şöhret, makam peşinde koşmaz. Allah yolunda hizmetkârlığı en büyük makam bilir. Buna engel olan zamanın en büyük hastalığı olan enaniyeti bırakır.

Dava adamı, başkasının değil, kendi kusurlarını görür. Bu yüzden dava adamı kaba davranmaz, kaba kuvvete başvurmaz.
Dava şuuru şan ve şeref hastalığının türemesine, gelişmesine meydan vermez. Başkalarına şirin görünmeye, beğenilmeye ihtiyaç duymaz. Çünkü bu duygular kalbi çürütür, dava ruhunu öldürür.

Fitnelerden uzak durur!

İnsanın en büyük handikabı, benlik tuzağına düşmesidir. “Ben” merkezli bir hayat yaşamasıdır. İnsanı kutlu yolculuktan alıkoyan bencilliği terk edememesidir. Dava adamı benlik tuzağından uzak durur.

Dava adamı sıkıntılı günlerin adamıdır. Hayat, onun yoluna çile barikatları kursa da o yoluna devam eder. O toplumun dertleriyle sancılanır. Fitnelerden uzak durur. Istırap insanıdır ama eziyetler, ıstıraplar onu yoldan alıkoyamaz. Çileyi, ıstırabı yolunun/yolculuğunun gereği bilir.
Peygamber Efendimizin “Her duyduğunu başkalarına söylemesi kişiye günah olarak yeter” ikazından hareketle duyduğu her şeyi her yerde söylemez. Kendine verilen görev ne ise onu yapar. Bulunduğu yerin hakkını verir.

Üst üste zulmetler her yanı sarsa da o, her daim tevekküle yaslanır ve en dev dalgalara bile meydan okur. Tarih boyunca bütün fitne yangınlarının haset ve gıybet kıvılcımıyla başladığını, haset ve gıybetin münafıkların kibriti olduğunu bilir, ona göre hareket eder.
Fitne ortamında dilin kılıçtan daha kötü sonuçlar doğurduğunu bilir. O yüzden hakta sebat etmeye devam etmekle beraber üslubuna da azami dikkat eder.

SÖZÜN ÖZÜ

1) Dava şuuru çileli bir yolculuğu göze almaktır.

2) Feragat ve fedakârlık dava şuurunun bayrağıdır.

3) Dava adamı fitnelerden uzak durur.

BİR SORU BİR CEVAP

Mut’a nikâhı konusunda dinimiz ne diyor?

Soru:Mut’a nikâhı meselesi kafamı karıştırdı. Bazı arkadaşlarım bunun dinin emri olduğunu söylüyorlar. Ayet ve hadis okuyup sahabeden örnek de veriyorlar. Sizden bu konunun izahını rica ediyorum.” Aydın Yılmaz

Öncelikle mut’a nikâhını tarif edelim: Mut’a nikâhı, bir erkeğin bir kadını aralarında kararlaştırdıkları bir zamana kadar ve belli bir para karşılığında eş olarak aldığı muvakkat (geçici) bir evlilik şeklidir. Mut’a nikâhı, İslam’dan önce cahiliye Arapları tarafından uygulanan bir nikâh çeşidiydi. Peygamber Efendimiz, onu, diğer pek çok meselede olduğu gibi birden değil tedricen, yani aşama aşama yasaklamıştır.
Rivayetler Efendimizin bunu ilk defa Hayber Seferi sırasında yasakladığını, daha sonra Arap Yarımadası’nın her tarafından gelen çok sayıdaki insanların katıldığı seferler sırasında duymamış olanlara duyurmak üzere yasağı tekrar tekrar hatırlattığını göstermektedir. Tebük Seferi -ki otuz binden fazla kişi vardı - ve Veda Haccı-ki yüz binden fazla kişi tahmin ediliyor- sırasındaki hatırlatmalar böyledir. (Buhârî, Nikâh, 31)

Zinaya dini kılıf!

Ne var ki, mut’a nikâhının haram kılındığını Peygamberimizin sağlığında işitmeyen bazı şahıslar, Hz. Ömer’in hilafetine kadar uygulamıştır. Hz. Ömer kendisine intikal eden bir şikâyet vesilesiyle, Efendimizin yasakladığını hatırlatarak, kesin bir dille mut’anın haram olduğunu ilan etmiştir. Hz. Ömer’in bu uygulamasına tek bir sahabi itiraz etmemiştir. (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 11/77) Bu şekilde İslam dünyasında Şia dışında bütün mezhep imamlarımız mut’a nikahının haram olduğu konusunda hemfikirdir.

Meseleyi özetleyecek olursak mut’a nikâhı, zinaya dini kılıf bulma, fuhşa kapı aralama gayretidir. Böylesi bir tuzak karşısında insanımız uyanık olmalı, aile kurumunu dejenere eden bu tür uygulamalara karşı tavır almalıdır.

TEFEKKÜR ATLASI

Her mesele istişare edilerek karara bağlanmalı

Adanmış insanlar, kendi hizmet arkadaşlarına karşı hep güven vadedici olmalı, arkadaşlarını güvensizlik duygusuna itebilecek tavır ve davranışlardan her zaman uzak durmalı. Arkadaşlarında şüphe uyandırabilecek  ve onları endişeye sürükleyecek kapalı bir kısım işler yapmaktan sakınmalı ve hep şeffaf hareket etmeli.

Bu mevzuda öyle hassas ve temkinli olmalıdır ki, onların etrafındaki hiç kimse kendisinin bazı şeylerden mahrum bırakıldığı veya hareket alanının daraltıldığı gibi bir kısım olumsuz mülahazalara kapılmamalı. Bu sebepledir ki, beraber yürüdüğümüz insanlara karşı her zaman açık olunmalı, her mesele istişare edilerek karara bağlanmalı, muhatabın duygu ve düşünceleri mutlaka hesaba katılmalı.

BU HAFTA NE OKUYALIM?

Bediüzzaman Hazretleri Van’da neler yapıyor?

Van, 644 yılında Hz. Osman döneminde Müslümanlar tarafından fethedilmiş ve o tarihten itibaren de hep İslâm beldesi olarak kalmıştır. Bediüzzaman Hazretleri de bereketli ömrünün 18 yılını geçirdiği Van’a ayrı bir önem vermiş, memleketi saymış “Benim için Van çok kıymettardır” demiştir.

Bediüzzaman’ın Van’a verdiği önemin doğru anlaşılması için o dönemin şartlarını ve bu şartlar içinde Van şehrinin üstlendiği misyonu iyi tahlil   etmek gerekir. Van bugün olduğu gibi o dönemde de bir serhat şehridir ve tarihi İpek Yolu üzerinde bulunmaktadır.Türk, Kürt, Arap ve Fars kültürlerinin buluştuğu bir coğrafyaya ve o günün idari yapısı açısından kilit bir konuma sahiptir.

Van’a ne zaman geliyor?

Bediüzzaman 1894 yılında yirmi bir yaşında iken ilk kez Van’a gelmiş ve burayı kendisine merkez yapmıştır. Projelerini hayata geçirmek, düşüncelerini yaymak ve Birinci Cihan Harbi’nde Rus ordusuna karşı savaşmak için defalarca Van’dan ayrılsa da 1925 yılında dönemin hükümeti tarafından Barla’ya sürülene kadar Van Bediüzzaman’la, Bediüzzaman da Van’la anılmıştır.

Şahdamar Yayınları tarafından piyasaya arz edilen, Ayhan Işık Bey’in kaleme aldığı “Üstad’ın Van Hayatı” isimli kitap, Bediüzzaman’ın Van tarihçesini ele alan ilk çalışma olması nedeniyle önemli bilgileri ihtiva ediyor.

Osmanlı’nın son dönemi, Birinci Cihan Harbi, Anadolu’nun işgali ve Cumhuriyet hükümetleri dönemini yaşayan, bu dönemlerde üzerine düşeni ne pahasına olursa olsun yapmaktan çekinmeyen Bediüzzaman’ın Van’da kurmayı istediği ama değişik sebeplerden dolayı vefat etmeden önce gerçekleştiremediği Medresetü’z-zehra projesinin bugüne bakan yönü, onun Türk-Kürt kardeşliği ile ilgili fikirlerinin detayları, dönemindeki ihtilaf hareketlerini bertaraf eden tavrı imân hizmetinin başladığı Van hayatında saklı.

BiR AYET

“Gerçek müminler ancak o kimselerdir ki yanlarında Allah zikredilince kalpleri ürperir, kendilerine O’nun âyetleri okununca bu, onların imanlarını artırır ve yalnız Rab’lerine güvenip dayanırlar. Namazı hakkıyla ifa edip kendilerine nasip ettiğimiz mallardan hayırlı işlerde harcarlar. İşte gerçek müminler onlardır.” (Enfal, 8/2-4)

BiR HADiS

Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Beş vakit namaz, herhangi birinizin kapısı önünden gürül gürül akan ve içinde günde beş defa yıkandığı ırmağa benzer.” Başka bir hadislerinde ise Efendimiz şöyle buyuruyor: “Allah, kulunun bir şey yedikten sonra hamd etmesinden, bir şey içtikten sonra şükretmesinden hoşnut olur.”
Yorum Yaz
Bu habere hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

VİDEO GALERİ

Ekrem Dumanlı BUGÜN TV'de konuştu
  • Ekrem Dumanlı BUGÜN TV'de konuştu
  • Taha Akyol, Erdoğan'ın üst akıl söylemini çürüttü
  • Nuh Gönültaş ilk kez konuştu
  • 'Yeni Türkiye' dizilerden korkuyor


YAZARLAR

  • Nazlı ILICAKNazlı ILICAKSoner Yalçın’ın büyüklüğü!
  • Orhan Kemal CENGİZOrhan Kemal CENGİZNeden Dumanlı serbest Karaca tutuklu?
  • Ali Atıf BİRAli Atıf BİRBu nasıl basın özgürlüğü?
  • Gültekin AVCIGültekin AVCIHâkimin 32 yıllık suçu
  • Aykut IŞIKLARAykut IŞIKLARYatağında huzur içinde ölen ‘diktatör’ var mı?
  • Tarık TOROSTarık TOROSFaiz
  • Bilal ÖZCANBilal ÖZCANİşte o dizinin çekilmeme sebebi!
  • Engin VERELEngin VERELKartal alçaktan uçuyor
Nazlı ILICAKSoner Yalçın’ın büyüklüğü!

FOTO GALERİ

  • Çağlayan'da toplanan binlerce kişi, polis tarafından dağılmaya zorlandı
  • İstanbul Nişantaşı'nda çatışma: 1 ölü
  • Dumanlı Çağlayan'da böyle karşılandı
  • 17 Aralık Sözlüğündeki kelimeler ne demek?
  • AKP'lileri çıldırtan 17-25 Aralık eylemi
  • Demokrasi nöbeti sürüyor
  • Dilipak'dan şok iddia: AK Parti bir proje partisidir
  • 17 Aralık protestocuları gözaltına alındı
  • Sosyal medyayı sallayan mesajlar
Dağılmalarını isteyen polisi alkışl
Kapat