Her sene sancıları çok önceden başlayan, gittikçe bütün milli bünyeyi ağır şekilde hırpalayan bir kâbusa dönüşürdü 1 Mayıslar... Acaba ne olacak? Yine kaç kişi ölecek, yaralanacak? Nereler, nasıl hasar görecek? Kaç kişi gözaltına alınacak? Kaç kişi arbedelerle mağdur edilecek?
Özgürlük uğruna mıydı yapılanlar? Gasbedilen hakları geri almanın kavgası mıydı? İşçiyi koruma, kollama, onlara daha refahlı bir hayat temin etme çabası mıydı? Yoksa yekpare koca bir istismar mıydı olanlar, yapılanlar? Meşum bir ideolojiye, kendi inanmışlarını peşkeş çekmek miydi? Batılda hak aramaya benzer bir çelişkiler girdabına sürüklenmenin resmi miydi? Kabarmış duygular durulup aklıselimler dinlenir olduğunda gerçek niyetleri daha iyi anlayacak, olanları daha kapsamlı kavrayacak, neticeler hakkında daha adil hükümler verebileceğiz.
Taksim'deki kutlamalar bu olumlu sonuçlar için önemli bir başlangıçtır. Bu nedenle de vakanın ya da seremoninin kendi değerinden çok öte sembolik bir kıymete sahiptir. Böylesi merhale sıçramalarının gerçekleşmesi zannedildiğinden zordur. Düşünce olarak da zordur, eylem planında da zordur.
Müzminleşmiş saplantıları aşmak, yeni kabullerin ekseninde değişime ayak uydurur hale gelmek, sizi eski tavır ve konumuzda kabullenmiş insanları, bu yeni vaziyetinizin meşruluğuna inandırmak, ikna etmek ve bu yeni hal üzere eyleme hazırlamak, pratiğe yönlendirmek cidden zordur, zorlu işlerdir.
Bu noktada, hiçbir isim ve katkı ayırımı gözetmeksizin, bu zoru başarmada küçük-büyük emeği geçen herkese bütün bir millet olarak şükran borcumuz vardır. Olmaz zannedileni olur hale getirdikleri için şükran borcumuz vardır. Kendilerinden sonraki kuşaklara iyi birer örnek oldukları için şükran borcumuz vardır. Kan akmayı önledikleri, gözyaşı dökmeyi dindirdikleri, kâbusumuzu tatlı bir rüyaya çevirdikleri için şükran borcumuz vardır.
Ben de bir işçi çocuğuyum. Bu aidiyet, bilemediğim bir insiyakla benim için hep bir onur vesilesi olmuştur. Belki de seçilmenin, seçkinleşmenin istidat, kabiliyet, erdem ve liyakat dışında, tamamen maddi kriterlere bağlanmasına sessiz bir infialle gerçekleşmiş örtülü bir isyandır benim bu halim. Ya da rahmetli babamın kazandığı helal lokmayla beslenmiş olmama, içten, derinden duyduğum ebedi medyuniyetin soyut bir dışa yansımasıdır. Başka gerekçeler de vardır mutlaka kıvancımı tetikleyen, perçinleyen, sürekli kılan, bilemiyorum. Fakat işçiyi mutlu gördüğümde ben de mutlu oluyorum. Onları üzen her şeye ben de üzülüyorum. Kendimi onlardan biri, o büyük ailenin bir ferdi olarak görüyor, öyle hissediyorum.
Taksim'de yaşanan yeni sürecin, işçi-işveren ayrımının birer statü ve sınıf belirlemesi olmaktan çıkacağı, her iki kesimin de kendi işinin işçisi olarak kabul göreceği daha adil, daha mutlu, daha huzurlu günlerde kutlanılmasını umduğumuz nice işçi bayramlarının başlangıcı olması dilek ve duasıyla...
İtalya'da 2008 yılında 103 çift tarafından kırılan rekor, farkla...
Eskiden kar İstanbul'a geldi mi, gitmek bilmez Boğaz ve Haliç bile...
İzmir’de yanan bir otomobilin arka koltuğunda 'parka gidiyorum' deyip...