Maalesef otuz yıla yakın bir süredir önleyemediğimiz ve halen sürmekte olan terör belası; akmakta olan kan ve sönmekte olan ocaklar karşısında ne kadar da sığ ve adeta ateşin düştüğü yeri yakan ailelerle ve mağdurlarla alay edercesine süren, sırf bir retorikten ibaret, geleneksel Ankara siyaseti mahsulü politikalar.
Sayın Başbakan! Siz ki, zindandan çıkıp siyasette imrenilecek başarılara imza atmış birisiniz. Siz ki, birçok gelişmiş ülkeyi dahi sarsmakta olan uluslararası ekonomik krize rağmen, ülkesine %11'lik bir ekonomik büyümeyi kazandırmış bir lidersiniz. Ne olur, siyasi gelenekleri ve protokol kurallarını bir kenara koyarak; "Baba Erenler" misali, "İnsanoğluna tevazu gerek. Gelmeyenin yanına gidilir" deyip Kılıçdaroğlu'nun ayağına gidiniz. Ve şu sırada kapıyı kapatmış dahi olsa, Sayın Bahçeli'nin kapısını bir daha çalınız. Bir değil, on bir defa çalınız. Çalınız ve ellerindeki bahaneleri alınız. Masum ve mazlum Anadolu insanının ve elbette ki şehitlerin hatırına...
Ankara bu sığ retoriklerle zamanı heder etmekte iken, 22. Abant Platformu toplantısında bir araya gelen, ülkemizin birikimi sayılan ilim adamları, gazeteciler, yazarlar, stratejistler ve entelektüel simalar önemli ve sıcak bir konuyu tartıştı: Vesayet ve demokrasi.
Her zaman olduğu gibi, Abant ruhu ve Abant çeşitliliği ile.
Salondaki simalara göz atıyorum: Eser Karakaş, Ali Bulaç, Orhan Miroğlu, Cafer Solgun, Herkül Milas, Soli Özel, Yıldız Ramazanoğlu ve diğerleri.
Her biri ülkemizde bir kimliği ve bir değeri temsil ediyor: Liberal bilim adamı, İslami hassasiyeti tüm değerlendirmelerinin eksenine oturtan gazeteci-yazar: Kürt camiasının saygın siması; Alevi, Rum, Musevi ve başörtülü yazar. Liste uzayıp gider.
Yıllar yılı, bu farklılıkları ve çeşitlilikleri çatışma sebebi sayan ve tüm hesaplarını onun üzerine kuran statüko, elindeki malzemelerin tükenmesi endişesiyle köşeye sıkışmış kedi misali saldırganlaşıyor ve seviyesizleşiyor. Ama bu ona geçici bir süre nefes alma imkânı tanısa da, yaşama umudu yok. Çünkü on iki yıl önce Abant ruhu olarak tanımladığımız oluşumlar, toplumun geniş katmanlarında gittikçe daha çok sempati buluyor. Hem sempati hem de destek.
Milletimizin geleceği ve umudu Abant ruhunun bileşenlerinde; çeşitlilik içinde birlik ve farklılıkların ahengi. Yani yüz yıllar boyu Anadolu'yu yoğuran maya.
22. Abant Platformu'nun Sonuç Değerlendirmesi'nin tüm maddeleri, emekli Askeri Savcı Faik Tarımcıoğlu'nun yaptığı gibi, ayakta alkışlanmaya değer. Ama bir maddesi var ki kanaatimce hepsinden daha anlamlı:
"Toplumu kutuplaştıran bu vesayetçi düzen ve onun ürünü olan diyalog ve empati yoksunluğunun yol açtığı sorunlar, ancak geniş, çoğulcu ve katılımcı usullerle yapılacak yeni bir sivil ve demokratik Anayasa düzeniyle aşılabilir. Böyle bir Anayasa'nın Türkiye toplumunu meydana getiren ve statükoyla sorunları olan kesimlerin ortak bir dil, vicdan ve akıl geliştirmeleriyle mümkün olacağı açıktır."
Keşke bunu Sayın Devlet Bahçeli ve Kemal Kılıçdaroğlu da anlayabilse idi!
Eğer anlamamakta direnirlerse, "Ankara siyasi mevtalar mezarlığı" kendilerini bekliyor. Hem de pek yakında! Çünkü Abant ruhu onların tahminlerinin de ötesinde, daha hızlı bir şekilde herkesi sarıp sarmalıyor.