Şimdi epistemolojik bu tartışmayı bir yana bırakarak asıl konumuza geçelim.
x x x
Gerek büyük kentlerimizde ve gerekse küçük yerleşim birimlerimizde; yıllardır gözlediğimiz bir "linç psikolojisi" var. Farklı nedenlerden yola çıkan farklı gruplar kendi akıllarınca ve kendi kendilerine verdikleri görev ve yetkiyle; kamu güçlerinin yapması gereken "müdahaleleri" üstleniyor ya da üstleniyor izlenimini veriyorlar.
Kimi zaman zabıta görevi üstleniyorlar kimi zaman jandarma görevi üstleniyorlar. Sırasında yargıç oluyorlar; sırasında savcı oluyorlar.
Çok şükür bu türden linç manzaralarına çok ender tanık oldum. Buna gerçekten şükrediyorum; zira çok ender de olsa tanık olduğum bu türden olaylar psikolojimi alt üst ediyor. Haklı olup olmadıklarını hiç düşünmeksizin olaya müdahale etmek arzusunu duyuyorum. Ama elbette kılımı kıpırdatamıyorum.
Ancak televizyonlarda yıllardan beri bu türden kitle hareketlerini ve linç girişimlerini izliyoruz. Ve bu arada çok sinirlendiğim bir ifade; bu türden yasa tanımazlığın; bir tür "refleks" olarak isimlendirilmesi. Yok yapılan yasa tanımazlık "yurtsever bir refleksmiş"; yok yapılanlar "Atatürkçü bir refleksmiş"; yok gençleri sokağa döken şey "milliyetçi bir refleksmiş..."
Yani bu "edepsizlikleri" mazur göstermek için; bunları "refleks" olarak isimlendirmek istiyorlar. Zira refleks dediğiniz zaman; düşünmeden yapılan bir hareket söz konusu oluyor. "Ne yapayım kardeşim; yaptığım şeyleri hiç düşünmeden refleks olarak yaptım..."
x x x
Aslında nasıl isimlendirirsek isimlendirelim bu "linç psikolojisini" ortadan kaldırmamız gerekir. Ve olayları dikkatle incelediğimiz zaman; maalesef bu türden olayların ardında bir "refleks" değil ciddi bir planlama ve "provokasyon" görüyoruz. Zaten bir kez "ok yaydan çıktıktan sonra"; hangi dürtüyle yola çıkılmış olunursa olunsun engellemek mümkün olmuyor.
Bambaşka nedenlerden ötürü sokağa dökülen ya da "dökülmeleri sağlanan" insanların yaptıklarına baktığımız zaman; işin bambaşka hedeflere yöneldiği anlaşılır. Geçmişte bu türden örnekler çok görüldüğü gibi; geçtiğimiz haftalarda da bunun acı örneklerini (maalesef) yaşadık.
Anımsayabildiğim en eski provokasyon ve "saptırma" örneği (gazetelerden ve anılardan okuyabildiğimiz kadarıyla) "Tan Matbaası"nın basılması ve yağmalanması oluyor. Rahmetli İlhan Selçuk'un bizzat katıldığını dile getirdiği ve Sayın Süleyman Demirel'in de katıldığı rivayeti olan bu baskın; aslında o dönemin İstanbul Üniversitesi'nde toplanan bir üniversiteli kitle; gene o günlerin tek parti yönetimini ve CHP'sini protesto etmek üzere Beyazıt'tan yola çıkmış. Dönem; Türkiye'nin demokrasiye geçiş sancıları yaşadığı dönem. Fakat yürüyüş kolu Beyazıt'tan Divanyolu'na geldiği zaman araya giren "birileri"; grubun Sultanahmet'teki CHP İl Merkezi'ne gidişini engellemiş ve demokratik yayınlarıyla bazı çevreleri rahatsız eden ve "komünizm propagandası" yaptığı düşünülen Tan Gazetesi'ne döndürmüş. Tam bir barbarlık ve yağma yaşanmış. Her taraf tahrip edilmiş. Dev gazete kâğıdı ruloları; Cağaloğlu Yokuşu'ndan Sirkeci'ye doğru yuvarlanmış.
O zamanlar Sirkeci'de "Gar"ın karşısında; peynirci ve mezeci dükkânları vardı. (Ben de hayal-meyal anımsıyorum.) Buralarda peynir, zeytin, yağ, bal vb. yanı sıra; Rus salatası, yaprak sarma gibi mezeler de satılırmış. Kâğıt ruloları yokuştan aşağıya kayarken ve kalabalık bir kitle "Kahrolsun Komünistler" diye gelirken; Rus salataları etiketleri anında değişmiş ve "Amerikan salatası" etiketleri konulmuş.
Bu lezzetli salataya; Türkiye dışında dünyanın hiçbir ülkesinde Amerikan salatası denilmez...
x x x
Geçtiğimiz haftalarda Bursa'nın İnegöl kazasında ve Dörtyol'da çıkan olaylarda; aynı kitle "histerisine" tanık olduk.
İnegöl'deki olay, yetkililer tarafından "adi bir zabıta olayının tetiklediği" olay olarak adlandırıldı ve etnik bir neden olmadığı açıklandı. Başlangıç açısından elbette doğru. Fakat özellikle Batı Anadolu'daki yerleşim birimlerinde; bunun başka örneklerini de gördük. İnsanlarımızın birbirlerinin sofralarındaki ekmekte gözleri var. Zor yaşam koşulları içindeki insanlarımız ve gelecek endişesi yaşayan gençlerimiz; bazen birer "barut fıçısına" dönüşebiliyor ve en ufak bir kıvılcımla patlayacak hale geliyorlar. Provokatörler her daim iş başında.
Dörtyol'da yaşanan olaylar ise (bence) çok daha vahim. Ama araştırma sürecinde olduğumuzdan; şimdilik söyleyecek fazla bir şey yok.
Bakalım arkasından ne çıkacak?..
Özür: Yaz aylarındaki; mutat 3-5 günlük tatillerimde yazılarıma ara vermezdim. Ancak bu yıl galiba çok yoruldum. Sizlerden bir hafta izin istiyorum.
18 yaşındaki gencin polise atmak için hazırladığı bomba elinde...
Türkiye'ye sığınan Suriyeli komutanları Esed'e satanlar tutuklandı.
Ağrı merkezde terör örgütü KCK'ya yönelik düzenlenen operasyonlarda...
Fethullah Gülen, ikinci kez ameliyat geçiren Başbakan Recep Tayyip...
Ünlü spor ayakkabıların taklitlerini üreten çete, hakim ve savcıları...
7 TİP'liyi öldürdüğü gerekçesiyle hakkında tutuklama kararı olan...