Doğrudur, Davutoğlu henüz yeni sayılabilecek bir siyasetçi olduğundan, bizim kıdemli siyasetçilerimizin ustalıkla içselleştirdiği bu "çift kişilikli" pozisyonu hazmetmesi zor olmuştur.
Şimdi önünde iki yol var; ya bu durumu düzeltecek adımları atar, ki tabii biz onu bekliyoruz ya da bundan sonra böyle hazım zorlukları-karın ağrıları çekmemek için kendisinden öncekilerin yaptığı gibi yapar; bu teamülü bir an önce sindirmeye girişir...
X x x
Doğrusu ben Dışişleri'nin yaptığı bu savunmaya pek şaşırmadım. Çünkü bu çelişki bizde "teamüldür." (Tamam, olayda bakanlık içinde değişime direnen bir kısım bürokratın parmağı da olmuş olabilir. Ama zaten teamüllerin yürütücüleri de onlar değil mi?)
Şöyle ki: Bizim yöneticilerimiz (devlet ya da hükümet demiyorum çünkü bunu yapan hem devlet, hem hükümet ve hem de tek tek yöneticilerimiz olabiliyor) "dışarı" karşı koz vermemek, "devleti zayıf düşürmemek", "dışa karşı birlik görüntüsünü bozmamak" gibi gerekçelerle çift kişilikli bir varlık gibi davranmayı görev bilirler. Hatta bir siyasetçi böyle davrandığı zaman, "Hah, işte şimdi devlet adamı olduğunu ispat etti" diye alkış tutulur. Artık kemale erdiği düşünülür.
Mesela bir siyasetçi, Kıbrıs'ta harekât sonrasında ayrı devlet kurulmasının yanlış olduğunu düşünüyor diyelim. Bu fikrini asla uluslararası bir platformda söyleyemez. Ermeni katliamı konusunda rakam verecekse devletin kabul ettiği resmi rakamı vermek, ordunun siyasetteki pozisyonu sorulsa "Ne sorunu, neden bahsediyorsunuz" diye tepki vermek durumundadır.
Bilmem hatırlar mısınız; bir zamanlar, dünya ve Türkiye'de herkes Türkiye hapishanelerinin fikir suçlularıyla dolup taştığını bilirken bir devlet yetkilisi yabancılara "Türkiye cezaevlerinde bir tane siyasi suçlu bulamazsınız, hepsi terörist" diye yalan söylemişti ve kamuoyunun büyük bir kesimi de bu yalanı Türkiye'nin iyiliği için söylenmiş beyaz bir yalan olarak algılayıp hoş görmüştü.
En vahim örnek Leyla Şahin davasıydı kuşkusuz. AİHM Türkiye'den bu konuda savunma isteyince dönemin AK Partili Dışişleri Bakanlığı "Leyla Şahin'in türbanı siyasi bayrak olarak kullandığını, türbanla okula gitme isteğinin sadece din özgürlüğü içermediğini, üniversitelerde laik eğitimle çeliştiğini, şeriatı teşvik edici unsur taşıdığını" yazıp göndermemiş miydi?
Bu inanılacak bir şey miydi?
AK Parti nasıl bir saikle doğrudan doğruya kendisini inkâr anlamına gelecek kadar vahim bir savunmaya imza atabilmişti? Çünkü teamül böyleydi. İktidar partisinden, kendi programında ne yazarsa yazsın, "dışarı karşı" devlet politikalarının sözcüsü gibi davranması beklenirdi. Üstelik bu beklenti sadece devletin değil, halkın da beklentisiydi genellikle. Bunu bilen AK Parti de bağrına taş basmış ve böyle yapmıştı.
X x x
İşin bir başka tarafı da şu: Yöneticilerimiz kendileri böyle olmakla kalmaz, bizden de öyle olmamızı beklerler. Mesela biz yazarlar, içeride kendi sütunlarımızda yaptığımız eleştirileri, yabancı basında dile getirdiğimiz an "hain" ilan ediliriz. Yaşar Kemal, Orhan Pamuk gibi yazarlarımız bu yüzden az çekmediler. Yaşar Kemal'in Spiegel'e verdiği röportajda Kürtler ile ilgili sözleri ispiyonculuk olarak algılandı. Orhan Pamuk'un Ermeni meselesi ile ilgili söylediklerini Türkiye'de birçok yazar söylüyor. Ama o yabancı basına söyleyince malum kıyamet koptu.
Nasıl, despot aile reisi, her gece dövdüğü karısının komşusuna gidip dert yanması karşısında çileden çıkıp bir sopa daha atar ve zavallı kadının "kan tükürse kızılcık şerbeti içtim" demesini beklerse; bizim devlet de devlet politikalarından farklı şeyler söyleyenlere tahammül edemiyor. Resmi söylemin dışına çıkana hain, "düşmana bilgi sızdıran casus" muamelesi yapıyor.
Dünyanın artık bir "global köy" olduğunu görmüyor. Artık bir fikri içeride ya da dışarıda söylemenin, bir yazıyı yerli ya da yabancı bir yayın organına yazmanın arasında fark kalmadığını anlamıyor. Türkiye televizyonlarından sarf edilen her cümlenin ışık hızıyla dünyanın dört bir köşesine yayıldığını unutuyor. Artık içeri-dışarı diye bir şey kalmadığını kavrayamıyor. Yalana dayanan resmi savunmalarla devleti "korumaya" kalkmanın soğuk savaş yıllarında kaldığının farkında değil.
Bugün artık, globalleşen dünyada soğuk savaş siyaseti izlemek ancak komedi filmlerinin konusu olabilir. Ama bunu, her ağzını açtığında açıklıktan, şeffaflıktan, uluslararası entegrasyondan söz eden bir hükümet yapınca hiç de komik olmuyor.
18 yaşındaki gencin polise atmak için hazırladığı bomba elinde...
Türkiye'ye sığınan Suriyeli komutanları Esed'e satanlar tutuklandı.
Ağrı merkezde terör örgütü KCK'ya yönelik düzenlenen operasyonlarda...
Fethullah Gülen, ikinci kez ameliyat geçiren Başbakan Recep Tayyip...
Ünlü spor ayakkabıların taklitlerini üreten çete, hakim ve savcıları...
7 TİP'liyi öldürdüğü gerekçesiyle hakkında tutuklama kararı olan...