Bir "disiplin" partisi olan MHP'de, taban ve tavan ilk defa birbiriyle bu kadar ters düştü.
12 Eylül'ün en büyük mağdurları arasında yer alan ülkücüler, darbe anayasasının savunulmasına karşı çıkıyor.
MHP'li teşkilatlar ve belediyelerde de çözülmeler görülüyor.
Demokrasi paketinin getireceği bireysel haklar ve yapısal değişikliklerin, yıllardır milliyetçi muhafazakârların çektiği sıkıntılara da çözüm olacağının farkındalar.
Dün istifa eden MHP'li bir belediye başkanı, Anayasa Mahkemesi'nin iptal ettiği başörtüsü düzenlemesini hatırlatıyor ve yok sayılan 411 oyun içinde MHP'li vekillerin de bulunduğunu hatırlatıyor.
Haksız mı?
Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın yapısında değişikliğin, Dokuz Işık'ta Türkeş tarafından da talep edildiğini bilen ülkücüler pakete nasıl karşı çıkabilir?
Tabii ki lider kadronun isteğine rağmen "evet" demek MHP'yi terk etmek değil.
AK Parti'ye oy vermek de değil.
Referandumda çıkacak sonuç, halkın daha özgür bir Türkiye'de yaşayıp yaşamamasıyla ilgilidir.
Yani halkın kendi geleceğini oylamasıdır.
MHP gibi "hayır" kampanyası yürütme kararı veren Demokrat Parti (DP) yönetimi de zor durumda.
Eski Genel Başkan Süleyman Soylu'nun başlattığı "evet" kampanyası, tabanda büyük destek gördü.
Menderes ve Özal'ın mirası üzerine kurulu bir partinin, daha fazla demokrasiye ve özgürlüğe karşı çıkması, tabanda destek bulmadı.
Hüsamettin Cindoruk'un şahsına yönelik parti içerisinde adeta isyan var.
Partinin "28 Şubatçılar tarafından ele geçirildiğini" söyleyenler de, "mallarının satılıp yenildiğini" ileri sürenler de var.
Demek ki, halk seçimler ile halkoylaması arasında olması gerektiği gibi ayrım yapıyor.
Kendi özgürlüğünü, partisinin siyasi rekabete dayalı objektif olmayan kararına kurban vermek istemiyor.
Benzer bir durum, BDP için de yaşanıyor.
Parti mensuplarının istifaları söz konusu değil ama "boykot"a zorlanan seçmenin isyanı apaçık ortada.
Sivil toplum kuruluşları ve ticari birlikler topluca "evet" kararı açıklıyor.
Parti kapatmayı zorlaştıran maddeye destek vermeyen BDP, "boykot" kararıyla bireysel özgürlükleri de savunmadığını net şekilde gösterdi.
Parti, siyasi rekabet ve kendi siyasi talepleri nedeniyle, seçmeni kendisine en az 23 kalemde özgürlük sağlayan düzenlemelere oy vermemeye zorluyor.
Baskının mantığı ve dayanağı yok.
Seçmenin iradesine konulmak istenen ipotek aynı şekilde ters tepiyor.
Siyasi liderler artık toplumun fıtratına ve taleplerine aykırı kararlar alırken en az iki kez düşünmek zorundular.
Taban tepkisi ile karşılaşan liderler, "hayır" demenin dayanılmaz ağırlığını şüphesiz omuzlarında hissediyorlar.
Seçmenin bu bilince ve sağduyuya ulaşmış olması, Türkiye demokrasisinin geleceği adına umut verici.
Başsavcı vekili Seçen yaptığı açıklamada, 'Bazı devlet görevlilerinin...