Program bir gemi seyahati ile devam edecektir. Patrik ve beraberindekiler gemiye binmek istedikleri sırada, limanda mevzilenen bir grup ulusalcı genç tarafından taşlanırlar.
Yıl 1998: Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın düzenlemiş olduğu bir iftar programında, Onursal Başkan Fethullah Gülen, Patrik Bartholomeos'u ve diğer ruhani liderleri sofrasında ağırlar.
Bu iftar, "İslâmî hassasiyeti ağır basan" bazı kalemler tarafından, "İftar sofrasına vaftiz şarabı düştü" şeklinde vasf edilir. Ne gariptir ki, bu "vaftiz şarabı" yıllar öncesinden Osmanlı sultanlarının sofrasına da düşmüştür.(!) Çünkü padişahlar, geleneğe göre her yıl, Ramazan ayının ikinci yarısında, gayrimüslim cemaatlerin liderlerini de ağırlamaktadırlar.
Yıl 2000: Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın düzenlediği Hz. İbrahim Sempozyumu için Şanlıurfa'ya gelen Patrik ve diğer ruhani liderler havaalanında çiçeklerle karşılanırlar.
Yıl 2010: Sümela manastırı, 88 yıl sonra ilk defa AK Parti iktidarının izni çerçevesinde, Ortodoks Hristiyanlar'ın ayin yapması için ibadete açılır. Patrik Bartholomeos'un yönettiği ayine, Türkiye dışında Rusya'dan, Yunanistan'dan, Gürcistan'dan ve ABD'den bin beş yüz civarında Hristiyan katılır. Konuklar kemençe ve horon havaları ile karşılanırlar. Maçka'da yaşanan en anlamlı sahne ise, Kemençeci Necdet'e bir Metropolid'in, papaz cübbesi içinde "Karadeniz havası" Rumca şarkılarla eşlik etmesidir.
AB yolunda ilerlemekte ve Osmanlı geçmişine sahip olan Türkiye'ye yakışan manzara budur. Öncesinde olup bitenler ise akıl tutulmasından başka bir şey değildir.
Sümela jesti dış dünyada özellikle gergin siyasi ilişkilerle, "bir dargın bir barışık" yolumuza devam ettiğimiz komşu Yunanistan'da büyük yankı uyandırdı. Aşırı milliyetçiler, bizdeki benzerlerinde olduğu gibi sus-pus olurken, dostluk ve barış yanlıları sevinç duygularını ifade ettiler. Devlet televizyonu NET'in yorumu kısa ve netti: "Artık Atina'ya cami şart oldu."
İstanbul Başkonsolosu Vasileous Bornovas, Trabzon Valisi'ni ziyareti esnasında daha da net konuştu: "Yunan Hükümeti Atina'da cami yapılması için resmen karar aldı. Onun yapılmasını bekliyoruz."
"Dostluk dostluğu; iyilik de iyiliği davet eder" kadim prensibinin diplomasiye yansımasından başka bir şey değildir bu.
Ülkemizdeki gayrimüslim cemaatlerin hakları söz konusu olduğunda, yıllardan beri bir teraneye sarıldık: "Mütekabiliyet prensibi."
Defalarca yazdığımız gibi, temel insan haklarında mütekabiliyet söz konusu olamaz. Bir ülke dindaşlarımıza haksızlık ve zulüm yapıyor diye bizdeki gayrimüslimlere benzerini yapmanın ne insani ne de İslâmî yanı yoktur.
Yapılması gereken, gayrimüslim vatandaşlarımızın mağduriyetlerini gidermek; başka amaçlarla kullanılan ibadethanelerini aslı hüviyetine çevirmek; sonra da kalkıp Yunanistan'da, Adalar'da ve diğer Balkan ülkelerinde ahır, restoran veya gazino olarak kullanılmakta olan camilerin ve medreselerin mücadelesini göğsümüzü gere gere yapmaktır.
Bu bakımdan, geçtiğimiz aylarda İskenderun'da, elli yıldan uzun bir süredir sinema olarak kullanılmakta olan Süryani cemaatine ait bir kilisenin onarılarak cemaate teslim edilmesi fevkalade takdire şayan bir husustu.
Şimdi sırada Ruhban Okulu'nun açılması vardır. Bunu yapamayan bir Türkiye'nin ne Batı Trakya'da ne de başka yerlerde ırkdaşlarımızın ve dindaşlarımızın haklarını savunması tutarlı değildir.
İtalya'da 2008 yılında 103 çift tarafından kırılan rekor, farkla...
Eskiden kar İstanbul'a geldi mi, gitmek bilmez Boğaz ve Haliç bile...
İzmir’de yanan bir otomobilin arka koltuğunda 'parka gidiyorum' deyip...