Rahmetli annem ve babamla birlikte; yaşamımda ilk kez yurtdışına çıkmış ve Münih'e gitmiştik. Münih o yıllarda; 2. Dünya Savaşı'nın yıkıntılarını üzerinden atamamış bir kentti. Savaş sonlarında ABD'lilerce işgal edilmiş olduğu için; örneğin bir Berlin'in; bir Leipzig'in; bir Dresden'in acı kaderini paylaşmamıştı ama gene de yıkıntılar vardır. Münih'i temsil eden temel yapıların ayakta kalmış olmalarına rağmen...
Avusturya Lisesi'nin (Sangt Georg) ortaokulunun hazırlık sınıfı ve ilk sınıflarında çat-pat öğrendiğim Almancamla; gezip tozmaya ve insanlarla ilişki kurmaya çabalıyordum. O zamanlar; Almanya'ya bizim insanlarımızın akını başlamamıştı. Çok dile getirilen bir "geyiktir" ama hâlâ bizleri fesli, kadınlarımızı çarşaflı zannediyorlardı. (Maalesef kısmen de haklıydılar...)
O günlerin Almanya'sında aklımda kalan en ilginç şey; epeyce lüks bir lokantada su istediğimiz zaman garsonun "Suyu ne yapacaksınız" diye sorması ve getirdiği suyu içerken de kendini tutamayıp kahkahalarla gülmesi olmuştu. O zamanlar; Avusturya'da yoğun bir biçimde su içilmesine rağmen; Almanlar ağızlarına bile sürmezlerdi. Şimdi suya bayılıyorlar. Bu su içme korkusunun ardında "veba korkusu" yatıyor. Bir geldiğinde; halkın yarıdan fazlasını toprağa gömen veba; genellikle nehirlerden ve nehir sularından gelirmiş. Bu nedenle suya müthiş tepkiliydiler. Bazı alışkanlıklardan yüzyıllar geçse bile vazgeçilmiyor.
x x x
Bambaşka bir şeyler yazmak için masaya oturdum hatıralara daldım. Galiba bu da yaşlanmışlığın bir sonucu ya da göstergesi. Neyse asıl konuma geçelim.
O yaşlarda Almanya'nın siyasal yapısı hakkında nerdeyse hiçbir fikrim yoktu. Savaş sonrasında; Almanya'nın parçalandığını bilir ve Doğu Almanya olarak isimlendirilen bölgenin komünizmin "baskısı" (!) altında olduğunu; Batı Almanya'nın ise özgürlükçü bir demokrasi olduğunu düşünürdük. Her ne kadar Almanya'nın resmi adının "Bundesrepuplik Deutschland-Almanya Federal Cumhuriyeti" olduğunu bilirsek de; federal devletin ne olduğunu, üniter devletin ne olduğunu bilmediğimden bu bilgi fazla anlamlı olmazdı.
Ancak Münih'te Almanya'nın üç renkli bayrağından çok; baklava dilimli ve mavi-beyaz bayrakların sallandığını görmek beni şaşırtmıştı. Üstelik sık sık; "Freistaat Bayern-Bavyera Özgür Devleti" yazıları okuyunca; bunun ne anlama geldiğini babama sormuştum. Bana; Almanya'nın federal bir devlet olduğunu ve Bavyera gibi çok sayıda federe devletin birleşmesiyle oluştuğunu anlatmıştı. Savaş sonrasında; geleneksel başkentleri Berlin (bir bölümü hariç) Demokratik Almanya'nın topraklarında kaldığından; bu federe devletler arasında Başkent olma kavgası başlamış ve sonunda; ufak bir kent ya da kasaba olan Bonn'da bir başkent oluşturduklarını söylemişti. (Fransa'nın efsanevi Cumhurbaşkanı General De Goulle; Doğu Almanya'dan söz ederken ne "Demokratik Almanya" der ne "Doğu Almanya" dermiş. Onun gözünde oranın tek adı varmış o da "Prusya" imiş. Doğrusu epeyce şaşırmıştım. Federal bir devlette federe devletler arasındaki rekabet ve sürtüşmelerin nasıl engellenebildiğine akıl erdirememiştim.
Ancak daha sonraları; Almanya'nın birlik içinde olduğu dönemlerin çok az olduğunu; bir Mukaddes Roma Germen İmparatorluğu ya da Şarlman döneminde birlik sağladıklarını; bir İmparator 1. Wilhelm ve Bismark döneminde yani Alman İmparatorluğu'nun kuruluş sürecinde birlik olabildiklerini ve bir de Hitler döneminde sıkı bir birlik oluşturduklarını öğrendim. Galiba 1989 sonrasında aynı şeyi gene başardılar.
Zaten Alman Ulusal Marşı'ndaki "Almanya Almanya her şeyin üstünde" ifadesi de bunu simgeliyor. Siz Bavyeralı olabilirsiniz; Essenli olabilirsiniz; Schlesswigli vs. olabilirsiniz. Fakat hepsinin üstünde siz Alman'sınız...
Günümüz Avrupa'sının hemen tüm devletlerin geçmişlerinde benzer bir durum vardır. Merkezi ve ulusal devletler ancak birkaç yüzyıllık tarihe sahiptirler. Ondan önce; çoğu birilerine rakip ve hatta düşman prenslikler, dükalıklar, kentler halinde ve iktidarın atomize olduğu bir biçimde yaşarlarmış. Neden sonra ve gene çıkarları gereği ve çıkarları doğrultusunda birleşmişler.
x x x
Diyarbakır Belediye Başkanı Sayın Osman Baydemir'in Barcelona'da görerek heyecanlandığı manzara bizde zor yaşanır. Bir yanda ulusal İspanya bayrağı ve onun yanında Katalanya'nın aynı renkteki (sarı kırmızı) baklava dilimli bayrağı...
O Katalanya bayrağı; o bölgede yüzyıllardan beri dalgalanmaktaydı.
Bizim tarihimizde Diyarbakır'ın bayrağı hiç olmamıştı. Osmanlı'nın siyasal mirasında böyle bir fotoğraf yoktu.
Bazı bölgelerde; kamu görevlileri yöre halkından seçilir ve yörenin kimi gereksinimleri bu kişilerce sağlanırdı ama bu yapı Avrupa'da gördüğümüz "parçalanmışlığa" benzemezdi.
Zaten milliyetçiliğin gelişmesiyle birlikte; ulus, duygu ve bilincine sahip "unsurlar" kendi ulusal devletlerini kurarak kopmuşlardı. Ve 1. Dünya Savaşı'nın sonunda elde kalan topraklarda kısmi bir "türdeşlik" oluşmuştu. Zaten o toprakları "kaptırmamak için" ortak mücadele edilmiş ve kan dökülmüştü.
Bu konuya ileride gene döneceğiz herhalde...
18 yaşındaki gencin polise atmak için hazırladığı bomba elinde...
Türkiye'ye sığınan Suriyeli komutanları Esed'e satanlar tutuklandı.
Ağrı merkezde terör örgütü KCK'ya yönelik düzenlenen operasyonlarda...
Fethullah Gülen, ikinci kez ameliyat geçiren Başbakan Recep Tayyip...
Ünlü spor ayakkabıların taklitlerini üreten çete, hakim ve savcıları...
7 TİP'liyi öldürdüğü gerekçesiyle hakkında tutuklama kararı olan...