Altı binden fazla insan öldürmüş bir örgüte ve hâlâ başı olduğunu iddia eden bir adama ne kadar kucak açacağı, Ak Parti’nin en büyük sınavlarından biri kuşkusuz. Muhalefet bağırıyor; Öcalan’la görüşülüyormuş, örgüt beklenti içine sokuluyormuş. Konuşmadan bu dünyada kim kiminle anlaşabilmiş ki? Eline kelepçe vurduğunuz biri ülkenizde kanlı olaylar çıkartıyorsa tabii ki görüşürsünüz. Bu demek değildir ki her hafta sonu kahveleri koyup tavla oynayacaksınız. Bir görüşürsünüz, iki görüşürsünüz… Halka da gerekli açıklamayı yaparsınız.
Burada önemli olan ne görüşüldüğü… Adamlara hiç durmadan (hadi gaipten diyelim) leblebi gibi silah dağıtılırken bu savaşın bitmesi belli ki dağda değil masa başında çözülecek bir sorun. Eh masayla konuşamayacağımıza göre… Siyasiler mi? Öcalan’ı alkışlayan, ‘liderimiz, canımız, ciğerimiz, örgüt ne yapsa hakkı var’ diyerek akşam dağdaki tavşanı yerken, sabah meclisin ceylan derisi koltuğunda çayını içen “siyasi ayak”ların ondan farkı mı var?
Bunca yılı hapiste geçirdikten sonra örgütün üzerindeki etkisi büyük ihtimalle azalmıştır, kimse yıllarca yüzünü görmediği, hapse atılmış ve ömür boyu orada kalacak, yaşamın ritmini, hiçbir gelişmeyi takip edemeyen ve edemeyecek bir kişiyi lider konumunda tutmaz. Görüşme örgütün silah bırakması üzerine odaklanmışsa kabul edilebilir tabii ancak bu artık Öcalan’la görüşülecek bir konu değil belli ki. Dinamikler değişmiş, adam çoktan kendi derdine düşmüş bile. Adres belli ki İmralı falan değil.
Habur mini felaketinden sonra Ak Parti yönetiminin ciddi bir yara aldığı gerçek. Bakalım nasıl düzeltecekler… Tek başlarına üstesinden gelebileceklermiş gibi de görünmüyor… Güneydoğu’daki vatandaşların ihtiyaçları iki çift lafın çok ötesinde… Yıllardır üvey evlat muamelesi gördüklerine kimse itiraz edemez.
Benim merak ettiğim ‘zavallı Kürt halkını temsil ediyoruz’ diyen, sonra da sözde vatandaşının kafasına silah dayayan, çoluk çocuğun eline taş, tüfek, sopa tutuşturan terör örgütünün milyarlık silahları, bombaları hangi paralarla aldıkları… Heron’lara müdahale ettirecek, karakolları pusuya düşürecek, dünya kadar mühimmatı mağaralara gömecek kadar parayı nereden bulduklarının izini sürersek, o para ve malzemenin hangi hava hangi kara yollarıyla, kimler aracılığıyla ellerine ulaştığına bakarsak, hatta hangi kanallarla ordu içindekilerle haberleşebildiklerini araştırırsak başka bir cevaba doğru yol almaz mıyız?
Venezuela, Karayipler ya da Patagonya’ya mı çıkar sizce bu yol? Terörün ne zaman tırmanmaya, kıyametin ne zaman kopmaya başladığına baktığımızda Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerini güçlendirdiği dönemi ben net bir şekilde görebiliyorum. Ürdün’den Brezilya’ya, Arnavutluk’tan Şili’ye, Suriye’den Güney Afrika Cumhuriyeti’ne 60’dan fazla ülkeyle vizeler kalktı, sırada Kuzey Afrika ve Körfez ülkeleri var. Ticaret hacmi genişlemeye, turizm canlanmaya, inşaattan tekstile Türk firmaları buralara açılmaya başladı bile. Gümrüksüz dolaşım, serbest ticaret bölgeleri görüşmeleri devam ediyor.
Güneydoğu’nun sorunları var. Ancak PKK’nın sorunu Güneydoğu halkı değil. Bunu görmemek için kör olmak lazım. Marksizmi, komünist yapıyı savunan, elinde makineliler ortalığı kana bulayan bir terör örgütünün hangi insancıl davayı savunduğuna inanılıyor ki? Bizim sorunumuz da Öcalan değjl, örgütün nereden beslendiği olmalı…
Dünyanın bu ‘Doğu ekseninde’ Türkiye’nin liderliği konuşuluyor artık. Terörün asıl hedefinin bu olması büyük olasılık. Manevi bir liderlik, Türk İslam Birliği... Sizce uçuklamış dudaklarıyla fotoğrafta somurtan kim?!
İtalya'da 2008 yılında 103 çift tarafından kırılan rekor, farkla...
Eskiden kar İstanbul'a geldi mi, gitmek bilmez Boğaz ve Haliç bile...
İzmir’de yanan bir otomobilin arka koltuğunda 'parka gidiyorum' deyip...