Şüphesiz ki 12 Eylül'deki EVET, eşitlik ilkesinin pekiştirilmesinden seyahat hürriyeti üzerindeki kısıtlamaların kaldırılmasına; özel hayatın gizliliğinin korunmasından sendikal hakların geliştirilmesine; vatandaşın kamu denetçilerine doğrudan başvurma hakkından Anayasa Mahkemesi'nin ve HSYK'nın demokratik ve çoğulcu bir yapıya kavuşturulmasına kadar birçok konuda değişim fırsatı verecek bize. Artık her iki kurumda da belli zihniyetteki kişilerin sürgit üyeliği söz konusu olmayacak.
Bu referandumun en önemli yönü ise mağdurlara darbeci zihniyetten hesap sorma imkânı vermesidir.
Bilindiği gibi, ülkemiz 1960'tan bu yana üçü açık, biri kapalı olmak üzere dört askeri darbeye maruz kaldı. "28 Şubat Post-Modern Darbesi"nin sıcak etkileri hâlâ sürüyor. Esasen her askeri darbe; millete karşı darbe idi. Sonuç itibarıyla, "silahlı devlet memurları" olmaktan ibaret olan birileri, milletin seçtiği siyasileri alaşağı etmişler veya etkisizleştirmişlerdi.
Her darbe Türkiye'yi en az on yıl geriye götürdü. 1980 darbesinin verdiği zarar ise, ekonomik kayıp, insan hakları ve hukuk ihlalleri bakımından ülkeyi yirmi yıl geriye götürdü.
Kazanan ise, üniformalı darbeciler, onlarla iş tutan "olağanüstü dönemlerin bulunmaz Bursa kumaşı" siyasileri ve "besleme sermaye" oldu.
Asıl kazanan ise stratejik menfaatleri ülkedeki siyasi iktidarın alaşağı edilmesini gerektiren bazı süper güçler oldu. 1980 darbesinin, komşumuz Yunanistan'a kazancı ise NATO'nun askeri kanadına dönebilmesi oldu. Darbe lideri Sayın Evren'in, NATO Genel Sekreteri General Rogers'in "asker sözüne" kanması(!) sayesinde. Kandı mı, yoksa darbenin önemli bir gerekçesi o muydu bilemiyoruz.
Yapıp ettiklerinin ne anlama geldiğini çok iyi bilen her darbeci kadronun ilk işi, kendilerini legal koruma zırhı ile kuşatmak oldu. Kâh, "kayd-ı hayat şartıyla", yani ölünceye kadar temelli senatör oldular, (1960 darbesi sonrasında olduğu gibi) kâh Anayasa'ya özel maddeler koydurtarak kendilerini sorgulanamaz ve hesap sorulamaz konuma getirdiler. (1980 darbesi sonrasında olduğu gibi.)
Şimdi, ilk defa önümüze bir fırsat geliyor: darbeci zihniyetten hesap sorma fırsatı.
Kimileri, yaş haddinden ve "mürur-u zaman"dan sıyırıyormuş -Ki böyle olmadığını uzman hukukçular açıklıkla ortaya koyuyorlar- değişiklikler kifayetsiz imiş, önemli değildir. Milletimiz, kendisini nice hak ihlallerine maruz bırakanlardan hesap sorma fırsatı elde edebiliyor ya, "gerisi teferruattır."
Değişiklikleri yetersiz görenlerin, elini kolunu tutan mı var? Buyursunlar, "yeterli değişiklikler" içeren ve hatta yepyeni bir Anayasa'yı hazırlayıp milletin huzuruna çıksınlar. Aksi takdirde konuşmaları beyhudedir.
1982'deki EVET'in günahını, 12 Eylül'deki bir diğer EVET silecektir. O zamanki HAYIR'da hayır vardı ama şimdi HAYIR mahzâ şer kokuyor.
Ne ibrettir ki, 1980 12 Eylülü'nün tortularını temizleme fırsatı, tam otuz yıl sonra, bir başka 12 Eylül'de milletin önüne çıkıyor.
Unutmayalım ki mevcut Anayasa ve düzeni sayesinde:
· 650 bin kişi gözaltına alındı.
· 1 milyon 600.000 kişi fişlendi.
· 30.000 kişi "sakıncalı" olarak işten atıldı.
· 30.00 kişi "mülteci" olarak yurtdışına gitti.
· 14.000 kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.
· 350 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
· 300 kişi cezaevlerinde hayatını kaybetti.
· 70 kişinin "intihar ettiği"(!) bildirildi.
İtalya'da 2008 yılında 103 çift tarafından kırılan rekor, farkla...
Eskiden kar İstanbul'a geldi mi, gitmek bilmez Boğaz ve Haliç bile...
İzmir’de yanan bir otomobilin arka koltuğunda 'parka gidiyorum' deyip...