Yolum Beyoğlu Tünel'den Karaköy'e inen tarihi ve de çok ünlü Galip Dede Sokağı'na düştü. Haftada bir kez mutlaka okul çıkışı giderdik o sokağa... Bir vitrindeki kırmızı Fender gitarı hayranlıkla izlemek için. Aç çocukların pastalara-baklavaya, zengin çocuklarının Ferrari otomobile, işadamlarının 60 metre boyundaki yatları baktığı, özlem duyduğu gibi... Bizde o gitarı alacak para nerede... Dokunmak bile imkânsız. Sadece vitrinden izleyebilirdik. Fender gitarları dergilerde Eric Clapton, Jimi Hendrix gibi dünyanın en yetenekli ve popüler gitaristlerinin elinde göre göre aşık olmuştuk. Aynen Yamaha, Fox, Marshal ampikatör-hoparlörler gibi. Dual pikabı olanın büyük hava attığı günler...
Galip Dede Sokağı'na girince şok oldum. Sokağın iki tarafında birbirinden şık müzikevleri hepsi sanki 'Aradığını burada bulacaksın' diye bağırıyordu. Yüzlerce çeşit gitar, bağlama, davul, org, akla gelen tüm müzik aleti onlarca mağazada siz gençleri bekliyor. En ucuz Çin malı da var, en pahalı Amerikan malı da... O zilleri görünce yine yüreğim kabardı. Ulusumun el emeği ile yine gurur duydum. Çünkü en iyi davul zili ülkemizde yapılıyor. Dünyanın en önemli caz davulcuları bizim zilleri tercih ediyor. Nota bilmeyen, müzikle ilgisi olmayan bakır ustaları bunu nasıl yapıyor, aklım almıyor.
Bir başka mutluluk vesilem de sokağın taa Karaköy'e kadar müziğin emrine girmesi. Birbirinden şık cafeler, büfeler ayrı güzellik katmış. Hele Galata Kulesi'nin çevresi inanılmaz güzel. İtalya'da bile yok böyle özel sokaklar...
Sokak değil sanki semt olarak her şey müzikle ilgili. İTÜ mezunu gençler gitar tamirevi açmış, küçük han odalarında her türlü müzik aleti yapılıyor. Hele bu ses kayıt cihazları, mikrofonlar, sehpalar, bilgisayar ses kartları, çok kanallı kayıt cihazları kısaca dünyada müzik teknolojisi adına ne varsa, Galip Dede Sokağı'nda bulunuyor. Bu konuda dünyayı kesinlikle yakalamışız. İnanılmaz gelişmeyi görünce,"Şu dünyaya 40 yıl sonra gelmek de varmış" deyip gençleri kıskandım. Biliyorsunuz şimdilerde tüm müzisyenler evlerinde stüdyo kuruyor. Bestelerini evindeki stüdyoda kayıt edip, internetten dünyaya gönderiyor. Stüdyolar 3-5 bin liraya mal oluyor. Odanın duvarları çok ucuza ve kolay yalıtılıyor. Yüksek volümlü ses yan odadan bile duyulmuyor. Şayet iyi müzisyen isen tek başına albüm hazırlıyorsun. Fatih Erkoç'un albümünde başka müzisyen yok. Sadece birkaç beste katkısı var. İnternet ortamında binlerce besteci, işte bu sayede ortaya çıktı.
Bu konularda gençliğimde de 'kurum' denilince Cümbüş veya Zeynel Abidin gibi birkaç isim aklıma gelirdi. Şimdilerde ise Zuhal Müzik ile Nevzat Cangöz müzikevleri her yerde karşıma çıkıyor. Haliyle onların mağazalarına uğramadan geçmedim. Nevzat Cangöz'e bu iş babadan kalma. Müzik aletlerini ithal edip ordunun ve okulların ihtiyacını gidermeyi misyon olarak yüklenmiş bir idealist. Zuhal Müzik'i yeni tanıdım ama hayran kaldım. Bu arada Zuhal Müzik'i gezerken habercilik de yaptım. 25 Eylül Cumartesi akşamı Sirkeci Garı Orient Ekspres Bekleme Salonu'ndaki Tuluyhan Uğurlu konserini öğrendim. Uğurlu bu konserde Roland firmasının 21. Yüzyıl piyanosu olarak tanıttığı piyanoyu çalacak. Uğurlu'yu ve mucize piyanoyu sadece 1500 kişi dinleyebilecek...
Eş Ruhumun Eş zamanı filmindeki rolüne iyi hazırlanabilmek için...