TSK içindeki kimi "unsurların" tutum ve davranışları; bu konudaki en ciddi yaraları açıyor. Ama birtakım unsurların tutum ve davranışlarını genelleştirmek ve Silahlı Kuvvetlerimiz'in tümünü kapsam içine sokmak acaba ne derece haklı? Kaldı ki bu tartışmalar TSK'yı gerçekten "yıpratıyor" ve TSK'nın yıpranması demek Türkiye'nin yıpranması demektir. Zira TSK; toplumumuzdaki diğer kamu kurumlarından ve örgütlenmelerinden farklı olarak toplumumuzun tümünü birinci dereceden ilgilendirir.
Silahlı Kuvvetlerimiz'e yıpratma düzeyinde eleştiri yöneltenlerin kimliklerine ve geçmişlerine baktığımız zaman; genellikle bunların TSK'dan ziyade Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine karşı olduklarını görürüz. Bunu "Kemalizm" olarak isimlendirirsek (elbette isimlendirmemiz gerekir) Mustafa Kemal'e olan karşıtlıklarını ve tepkilerini; Silahlı Kuvvetlerimiz üzerinden dile getirmektedirler. Medyada epey sesleri çıkmasına karşın; bu arkadaşların toplum içindeki oranları epeyce zayıftır. Laik düzenimizi bir "İslam şeriatı" düzenine dönüştürmek umudu içindeki bir avuç insan ve bugün kendilerini "özgürlükçü" ve "liberal" olarak tanımlayan bir kısım eski solcular...
Daha önce; defalarca yazdığım ve gerektikçe gene kaleme alacağım üzere; İslamiyet'in temel kaynakları olan; Kuran-ı Kerim ve hadiste bir İslam toplumunun siyaseten nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda tek satır yoktur. Ve bu nedenle; evrensel bir İslam şeriatı düzeni yoktur ve bu nedenle şeriatla yönetildiği iddia edilen ülkelerdeki düzen; iktidarı bir biçimde ele geçirmiş bulunan bir grup insanın kafalarındaki İslam düzenidir. Ve gene bu nedenle şeriatla yönetildiklerini iddia eden ülkelerdeki düzenler birbirinden çok farklıdır. Bir Suudi Arabistan'a bakın bir İran'a...
X x x
Türkiye Cumhuriyeti 3 temel üzerinde durur. Bunlar; "laiklik", "halk egemenliği" ve "çağdaşlıktır." Öyle sanıyorum ki; bu üç temel konusunda toplumumuzda ciddi bir anlaşmazlık yoktur.
Silahlı Kuvvetlerimiz; gerek aldıkları eğitim ve gerekse devraldıkları tarihsel miras nedeniyle; kendilerini bu düzenin bekçisi sayarlar. Bir demokraside; düzenin bekçisinin bizatihi "halk" olduğu konusunda hiçbir kuşku olamaz. Fakat Silahlı Kuvvetler'in aynı düzene sahip çıkmalarının da bir zararı olmasa gerektir.
Toplumumuzda birileri; kendimi bildim bileli Mustafa Kemal'e çatmayı "marifet" sayarlar. Ancak bu çabalarının toplumdaki yansıması zayıf olurdu. Şimdi son dönemde; Silahlı Kuvvetler içindeki kimi "darbe heveslilerinin" ortaya çıkmasının yarattığı ortam içinde kinlerini kusma olanağı buldular.
Asla tereddüt etmeden dile getirilmesi gereken bir husus vardır. Bir toplumda; "demokrasi işlediği sürece" Silahlı Kuvvetler'in buna müdahalesinin hiçbir gerekçesi olamaz ve en ağır biçimde cezalandırılması gerekir. Ancak demokrasinin şu ya da bu biçimde engellenmek istenmesi durumunda; Silahlı Kuvvetler buna izin vermez. İstenildiği kadar yıpratılmak istensin Silahlı Kuvvetlerimiz'deki bu damar ortadan kaldırılamaz.
"Darbe kuşkusuyla" yargılanmakta olan kimi emekli ve muazzaf subayların niyetlerini elbette bilemeyiz. Samimi bir endişeyle mi yola çıkmışlardır, (eğer yola çıkmışlarsa) yoksa "fırsattan istifade" kendilerine bir ikbal yolu mu açmak istemişlerdir bilemeyiz. Ancak; tüm bu tartışmaları yaparken "Peygamber ocağı" olarak da isimlendirilen ve ulusumuzun (gerçekten) gözbebeği olan Silahlı Kuvvetlerimiz'i yıpratmamak gerekir. Zira bizde Silahlı Kuvvetler'in tek fonksiyonu sınırları korumak ve belki de iç düzenin sağlanmasına katkıda bulunmak değildir. Silahlı kuvvetlerimiz'in daha pek çok işlevi ve katkısı vardır.
X x x
Askerlik hizmeti; gençlerimizde "sorumluluk duygusu", "dayanışma", "risk alabilme", "arkadaşlık" vb. gibi pek çok duygunun gelişmesine sebep olur.
Askerlik öncesi çoğu kez "aklı bir karış havada olan" gençlerimiz; askerden döndükleri zaman ayaklarını yere basan ve sorumluluk duygusu gelişmiş delikanlılar olarak aramıza katılır.
Aynı biçimde; özellikle kırsal kesimden askere giden gençlerimiz için ordu ciddi bir eğitim kurumudur. Hijyenden ilkel sağlık bilgilerine; oturup kalkmaktan konuşma adabına kadar pek çok şey asker ocağında kazanılır.
Darbecilere ve darbelere tüm varlığıyla karşı olan halkımızın ordumuza duyduğu sevgi ve bağlılığın kökeninde işte bu gibi duygular yatar.
X x x
Kim ne derse desin; cumhuriyetimizi Silahlı Kuvvetlerimiz kurmuştur ve bunu koruma içgüdülerini doğal karşılamak gerekir. Ancak bu olgu dünya üzerindeki pek çok devlet için geçerlidir. Devletleri ordular ve komutanlar kurar. 20. Yüzyıl'ın önemli devlet adamlarına bakarsanız; bunların çoğunun asker kökenli olduğunu görürsünüz.
Ancak gelişmiş toplumlarda silahlı kuvvetler; yavaş yavaş sahneden çekilmiş ve sahneyi sivil siyasetçilere bırakmıştır. Türkiyemiz'de de aynı şeyin olacağından kuşku duyulmaması gerekir. Bu bir zaman meselesidir. Ve her şey bir yana ordumuzu yıpratmamak gerekir. İçeriden kimilerinin de çok uğraşmalarına karşın...
Başsavcı vekili Seçen yaptığı açıklamada, 'Bazı devlet görevlilerinin...
Azerbaycan televizyonuna konuşan Başnakan Erdoğan, 'Minsk üçlüsü...
18 yaşındaki gencin polise atmak için hazırladığı bomba elinde...