Bakkalla lafın beline vurunca başka sorunlar da döküldü ortaya: "Carrefour, Migros, Kipa, Tansaş hepsi mağaza açtı. Balıkçı, manav, kasap, bakkal günü zor kurtarıyor. Eskiden burada kazanılan para burada kalırdı. Şimdi İstanbul'a, Fransa'ya, İngiltere'ye gidiyor! O yüzden her yıl ev fiyatları düşüyor."
Okurlarımdan biri mesaj göndermiş. Fazıl Say'dan esinlenerek bir süredir kullandığım ve örneklerle geliştirdiğim "arabesk yavşaklık" tanımlamasının çok doğru ama "ağır" bir tanımlama olduğunu söylüyor.
Katılıyorum... Biraz argo ama yapacak bir şey yok. Çünkü yaşadığı ve yaptığı şeyin sonuçlarını kadere yükleyen yaşam tarzını bundan daha iyi anlatan bir tanımlama olamaz. Artı; yılışık, yalamık, kıvıran, omurgasız davranışları da mükemmel bir şekilde resmediyor.
Türkiye'deki düşüncesizlikleri, bilimsel olmayan uygulamaları, ihmalkarlıkları bu kadar "ağır" şekilde tanımlamazsam hem resmi makamları hem de okurlarımı harekete geçiremeyeceğimi düşünüyorum.
Örneğin yereldeki üreticileri ve esnafı düşünmeden zincir hipermarketlerin Türkiye ölçeğinde örgütlenmelerine izin vermek arabesk yavşaklığımız değil de nedir?
Bir iki gelişmiş ülke araştırın, zincir marketlerin belirli bölgeler dışında örgütlendiklerinde yerel üretime, ticarete, gelişime zarar verdiklerini görürsünüz. Amaç sermayeyi tabana yaymak mı yoksa bir elde toplayıp yurtdışına kaçırmak mı?
Şunu da belirteyim Marmaris'teki küçük esnaf da az değil. Türk isen bir şey bir lira, yabancı olduğunuzu anladıklarında beş lira. Düpedüz ahlaksızlık.
Bu açıdan bakınca her şey onlara müstahak diyorsunuz ama şu andaki çırpınışları biraz da batmamak, hayatta kalmak için...
Bu nedenle hipermarket ve büyük mağazaların örgütlenmesi yasasını bir an önce çıkarıp sorunu kökten çözmek lazım. İnşallah referandumdan sonra.
Marmaris'in turizminden nereye geldik değil mi?
Neyse konuyu Marmaris'in göbeğindeki Pınar Eczanesi'ne biraz insanlık öğreterek bitireyim.
Çevremizden fırt fırt geçen insanlar hoşumuza gitti. Çisil'le çakma Çin malı ginger kiraladık. Gezerken Çisil ters bir hareket yaptı, tekeri parmaklarının üzerinden geçirdi. Parmağı ezildi ve kanamaya başladı. Ne yapacağız, ne edeceğiz derken iftar vakti de geldi çattı.
İlk bulduğumuz eczaneye (Pınar Eczanesi) daldık. İftar vaktinin hemen sonrası olmasına rağmen eczane tıklım tıklım dolu. Çisil ayağını gösterdi. Eczacı kanayan parmağa baktı "Daha orucumu bile açamadım, çok kalabalık, çok beklersiniz" dedi ve ilaç almak için bekleyen hastalara dönüp işini yapmaya devam etti.
"Orucumu açacağım biraz bekleyin" dese oturup bekleyelim. Ama beyefendi hâlâ kanayan parmağı bırakıp müşteri kaçırmamak için ilaç satmaya uğraşıyor.
Kendisini buradan Muğla Eczacılar Odası'na açık açık şikâyet ediyorum. Eczacıların da doktorlar gibi bir Hipokrat yemini yok mu? Uymayınca da bir cezası?..
Çekirgelik
Başkalarının mutluluğundan kendine pay çıkaran insan, en mutlu insandır. (GEOTHE)
Şırnak'ta güvenlik güçleriyle teröristler arasında çıkan çatışmada 10...
Ankara'da kamu ihalelerine menfaat karşılığında fesat karıştırıldığı...