Kalp bir aynadır. Parlak, saf, aydınlık ve temiz bir ayna. Aynanın görevi yansıtmak olduğu gibi, kalbin görevi de yansıtmaktır.
Aynayı hangi tarafa çevirirseniz orayı yansıtır, kalbi de hangi yöne çekerseniz orayı gösterir.
Kalp için "sâfi" ve "selim" gibi ifadeler kullanılır. Selim kalbi Kur'ân tarif ederken der ki:
Selim kalp, inkârdan, şirkten ve kötülükten arınmış, Allah'ın razı olacağı işleri yapmaya çalışan, cennete layık imanlı bir hayatı yaşayan, inanan ve inandığı gibi hareket eden mü'min bir insanın kalbidir.
Kalbin nasıl çalıştırılacağını, nasıl tatmin edileceğini, nasıl arındırılacağını da yine Kur'ân'dan öğreniyoruz.
"Onlar iman eden ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşan kimselerdir. Bilin ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur." (Ra'd, 13:28)
İman kalple alakalı bir meseledir. Çünkü kalp bütün duyguların merkezidir. Kalpteki iman diğer bütün duygulara ulaşır, etkisi altına alır.
Meselâ, dünyaya ve dünyada var olan varlıkları "Ne kadar güzeldir" yerine, "Ne kadar güzel yapılmış" denir ve bu şekilde sevilirse, her şey Yaratanı adına sevilmiş olur.
Bu sevgi kişiyi Allah'a götürür ve kalbini Allah'a bağlar. Başka sevgilerin girmesine meydan vermez. Çünkü kalbin içi ve özü Allah'ı gösteren bir aynadır, onun sevgisine vesile olmayan başka sevgilerin girmesine müsaade etmez.
Kalbin temizliğinin alametini de Kur'ân dile getirirken şu ölçüyü verir:
"Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, kendilerine Allah'ın ayetleri okunduğunda imanları ziyadeleşir, bir de yalnızca Rablerine tevekkül ederler.
"Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden bağışta bulunurlar." (Enfal, 8:2-3)
Bütün bunların yanında kalbin temizlenmesi, temiz kalması da aynı zamanda Allah'ın bir ihsanı ve lütfudur. Bunun için kalbin kaymaması için Allah'a çok dua etmek gerekir.
Ziynet eşyasına zekât düşer mi?
"Benim bir miktar ziynet eşyam var. Bunların zekâtını nasıl hesaplayayım? Zekâtı ben mi vereceğim, eşimin mi vermesi gerekir?" (Rumuz: Zekiye)
Zekât verileceği zaman, karı-kocadan hangisi dinen zengin durumda ise zekâtı o verir, kurbanı da o keser. Fakat aile hayatı içinde bu mesele karşılıklı anlayışla halledilir.
Yani, meselâ kadının ziynet eşyası 80 gram altın değerinde ve daha fazla ise o günkü alış fiyatına göre zekâtı hesap edilir, ayrıca para varsa onunla ödenir. Yoksa ziynetin bir kısmı satılarak zekâtı çıkarılıp ödenir.
Bu meselede zekât kadına düşmektedir. Dolayısıyla o zengin sayıldığından zekâtı vermekte o yükümlüdür.
Ziynetinin zekâtını vermediği zaman da kendisi sorumludur. Kocası sadece yardımcı olur, maddî durumu müsait olsa da olmasa da hanımının ziynetinin zekâtını vermek zorunda değildir.
İtalya'da 2008 yılında 103 çift tarafından kırılan rekor, farkla...
Eskiden kar İstanbul'a geldi mi, gitmek bilmez Boğaz ve Haliç bile...
İzmir’de yanan bir otomobilin arka koltuğunda 'parka gidiyorum' deyip...