05 Eylül 2010 Pazar
Yazıyı küçült Yazıyı büyüt
Ali Atıf BİR
Ali Atıf BİR
aabir@bugun.com.tr
Facebook ile paylaş Twitter ile paylaş Arkadaşına gönder Yazdır

Hanefi Avcı'nın kitap kapağı arak...

Hanefi Avcı'nın "en çok satanlar" listesine giren "Haliç'te Yaşayan Simonlar" isimli kitabının kapağını gördüğümden bu yana nerede gördüğümü anımsamaya çalışıyorum.
Zorladım zorladım, sonunda buldum. Scott Stratten'ın "UnMarketing" yani "Pazarlamama" isimli kitabının kapağından anımsıyorum.

Stratten'ın "Pazarlamayı bırak, ilişki kurmaya bak" dediği kitabı ağustosun sonunda, eylülün başında piyasaya çıktı.

Ancak kitap yaklaşık altı aydır Amazon.com'da "yakında bu kitapçıda!" şeklinde kapak fotoğrafı ile pazarlanıyordu.

Haliç'te Yaşayan Simonlar'ın kapak tasarımını Onur Can Özdemir yapmış görünüyor. Sanırım Özdemir'e bu kadar ilgi çeken, konuşulan ve çok satan bir kitabın kapağını yaparken nereden esinlendiğini sormak hakkımız...

Bence Özdemir kitabın kapak tasarımını yaparken esinlenmenin biraz ötesine geçmiş. Resmen ortada bir "araklama" var gibi. Sizce?

Reklametre (28 Ağustos-3 Eylül)

TV En İyi İlk Beş

1)Kondüktör CepKamu (Vodafone)

2)Kumbara (İş Bankası)

3)Avea (Fasülye)

4)Yılların Şekeri (Kent Bayram)

5) Süper Lig'e Veda (Turkcell)

Gazete En İyi İlk Beş

1) Zeynep (Darüşşafaka)

2) Babam (Toyota)

3) Sahne Zamanı (Kadir Has)

4) Helal Olsun (Erpiliç)

5) Eat Better (Diesel)

 İnternet En İyi İlk Beş

1) Lipton-Hadi Kaynatalım (www.hadikaynatalim.com)

2) Ülker Metro-Enerjini Göster (www.enerjinigoster.com)

3) Eczacıbaşı Osis-Rutinden Çıkan Saçlar (Facebook Uygulaması)

4) Axess-En Hızlı Para (Facebook Uygulaması)

5) Ülker Bizim Mutfak-Tarif Yarışması (www.bizimmutfak.com.tr)

İnternet'ten Özgürce...

İnteraktif ajanların çoğu yalancı

Saat sabahın altı buçuğu. Kargaların bile kahvaltı etmesine daha çok var. Ama siz uyanmış ve işiniz için yola koyulmuşsunuz bile. Bu durum reklamveren tarafında birçok şirkette geçerli olan manzara.

Saat sabahın dokuz buçuğu. Reklamveren kahvaltısını edeli çok olmuş. Hatta iş hayatı başlayalı iki saati geçmiş. Ajansından beklediği işlerle ilgili maillerini atmış ama henüz cevap alamamış. Çünkü ajans mesailerine başlamamış. Büyük ihtimalle saat on gibi ajansa gelecekler. E tabi kahvaltılarını edecekler. En iyi ihtimalle o iş isteğini görmeleri ve yapmaları on ikiyi bulacak. Sonrasında da zaten öğle yemeğine çıkacaklar. Ve güne geç başladıkları için de gece geç saatlere kadar çalışıyor olacaklar. İşte bu durum da bir reklam ajansının genel manzarası.

Son 5-6 yıldır bu iş akışı döngüsüne dahil olan yeni bir sistem var. Dışarıdan veya evden çalışma olarak bildiğimiz "Freelance" sistemi. Reklam ajansı olarak ihtiyacınız olan adamı bulursunuz. Elinizdeki işi hangi zamana istediğinizi söylersiniz. Gerisi sizi ilgilendirmez. Söylediğiniz gün ve saate işi teslim alırsınız. Tabi her zaman değil. İyisine denk gelmişseniz. Gelmemişseniz bir ton bahane dinlersiniz. Şirket içinde olmadığı için kontrol edemezsiniz. Müşterinize mahcup duruma düşersiniz falan filan. Özetle artıları da eksileri de olan bir dinamik.

Ama beni ilgilendiren nokta şu. Freelance iş yapanlar kimler biliyor musunuz? Ağırlıklı olarak bir şirketin yaratıcı kadrosunda çalışan kişiler. Yani çoğu durumda bir şirkette çalışırken kalkıp rakip şirket için iş üretiyorlar. Bu yüzden yasal olarak bilmemeleri gereken birçok bilgiye sahip oluyorlar. Kazandıkları paranın vergisini genellikle vermiyorlar. Çalıştıkları şirket üzerinden tüm sosyal haklarını temin edip o şirketin gider kaleminde yer alırken, rakip şirketle girilen bir ihale ortamında bütçesel dengesizlikler oluşmasına sebep oluyorlar.

Freelance çalışma sistemi aslında en çok İnteraktif Reklam Ajansları'nı sıkıntıya sokuyor. Ne hikmetse de en çok onlar bu yola başvuruyor. İçerisinde bir avuç çalışan barındırıp bizde onlarca çalışan var yalanını söyleyen o kadar çok ajans var ki isimlerini listelesek hayrete düşersiniz.

"Değerli ajans sahipleri, unutmayın ki ödediğiniz vergiler size rakip, iş kaybı ve sıkıntı olarak geri dönecektir." (Yazının bu kısmını ciddi ve vurgulu bir sesle okuduğunuzu düşünün.)

(*) İnternette Özgürce yazıları Sesli Harfler İnteraktif Reklam Ajansı Eş Başkanı Özgür Karaçak tarafından yazılıyor. Ama siz hâlâ memnuniyetinizi ona şikayetlerinizi bana bildirebilirsiniz.

TRT1'i izlenmemeye mahkum etmek...

Bugün TRT1'de daha önce "gereksiz" olduğunu yazdığım izlenmeme rekorları kıracak "referandum propaganda konuşmaları" başlıyor. Siyasi parti liderleri "kelle" çekimleri ile hambul hımbıl kamera karşısına geçecekler ve yaklaşık bir iki aydır TV ve gazete röportajlarında söyledikleri şeyleri evirip çevirip yine söyleyecekler.

Boş yere zaman kaybı anlayacağınız... Bu konuşmaların yerine TRT iki sosyal reklam yayınlasa kesinlikle halka daha fazla faydası olur.

Hâlâ aynı propaganda düzenini sürdürmek seçim kanunlarının iletişim dünyasının ne kadar gerisinde kaldığının göstergesi. Başbakandan önümüzdeki seçimden önce Seçim Kanunu'ndaki bu tür çağın gerisindeki maddeleri değiştirme sözü istiyorum. Verirse "evet"i düşünmeyi hızlandıracağım.

Kötünün iyisi bir sistem

Erdoğan ve Kılıçdaroğlu referandumun kazananı olmak için o televizyon kanalı senin bu televizyon kanalı benim dolaşıyorlar. Siyasi konjonktür gereği de katıldıkları programlarda çok fazla "ters" soru sorulmuyor. Daha çok "ortadan ortadan" idare ettiriveriyorlar.

Oysa olması gereken Batılı örneklerinde gördüğümüz gibi parti liderlerinin karşısına "muhalif ya da en azından tarafsız" kişileri oturtmak ve onlara kamuoyunun merak ettiği her türlü soruyu sordurmak. Ve kamuoyunun daha sağlıklı bilgilenmesini sağlamak.

Türkiye'deki sistem de fena değil. Günün sonunda herkes her şeyi yazıyor, söylüyor ve soruyor. Farklı mecraları izleyenler de madalyonun her yüzündeki gerçekleri öğrenebiliyor.

"Iyyyyy boğazımıza kadar evete ve hayıra battık, çok sıkıldım" diyenleri de hiç anlayamıyorum. Tabii ki batacağız. Referandum yerine "Var Mısın Yok Musun"daki dünyanın en boş ve hoş yarışmacılarının ne yapıp ne söylediklerine mi dalalım? Tövbe tövbe...

CHP'nin parası yokmuş...

Cuma gecesi Kılıçdaroğlu yine CNN/Türk'teydi. "İmaj yapılandırıcı" sorularla dolu programda Kılıçdaroğlu dedi ki:

 "Gazete ve billboard fiyatları önümüze gelince gördük ki çok yüksekler. O yüzden broşür afiş ve internete yöneldik. Gerçi internet de etkili mi değil mi bilmiyoruz ya. Önümüzde seçim var paramızı idareli kullanmalıyız!"

Demek ki AK Parti'nin "evet" kampanyasının çok görünmesinin nedeni CHP'nin "hayır" kampanyasında gazete ve billboardu bilinçli olarak, bütçe kaygısı ile kullanmaması. Büyük hata. CHP'nin "parasının olmadığına" ya da "para" bulmayacağına inanmak oldukça güç. Bu bir.

Eğer CHP Referandumu kaybederse önümüzdeki seçim Kılıçdaroğlu CHP'nin başında sandığa gidemeyebilir. Bu iki...

Giderse de çok yara almış olacak, onu hiçbir iletişim kampanyası kurtaramaz bu üç...

Kılıçdaroğlu sanıyor ki genel seçim derbi maçı, referandum ise Anadolu takımları ile yaptıkları dandikten bir maç. O yüzden yıldız oyuncularını derbi maçına saklıyor. Birinin ona siyasetin "eleme" usulü oynandığını söylemesi gerek.

İnanılmaz iki olay

BİR

CHP'nin bu saatten sonra "Müslüman kadınların rahibe gibi örtünmesi için/hayat" şeklinde bir mesaj verebileceğine inanmıyorum. (Canları ister ama veremezler!) Bu nedenle CHP'nin bu mesajı içeren afiş astığına inanmak zor. Birilerinin CHP'yi sabote ettiği ortada. CHP'liler bu gibi sabotajlara kimsenin inanmasını istemiyorlarsa önce gerçekten "örtünen" insanlara saygı duymayı öğrensinler.

İKİ

Dün Cengiz Semercioğlu'nun yazdığına göre THY'nin Skylife dergisi eylül sayısına Amerikan Ekspres'in "şampanya"lı reklamını almamış. Semercioğlu'nun da yazdığı gibi global bir marka olmayı hedefleyen THY'nin bu saatten sonra böyle bir şey yaptığına inanmak zor (Canları ister ama yapamazlar!) "Muhafazakâr demokrat" yönetim zihniyetinin de bu gibi haberlere inanılmaması için "alkollü içki" kullanan insanları hoş görmesi şart. Herkesin dini ya da dindarlığı kendine.

Açıkçası laikçilerin türbanla verdikleri sınav dindar Müslümanlar'ın (Müslüman dindar mı deseydim) alkollü içkiyle verdikleri sınava benziyor. Her iki grup da bu sınavları geçtiklerinde Türkiye demokrasi okulundan mezun olacak. Kimsenin örtünmediği ya da herkesin alkol diyetinde olduğu bir ülke hayali bizi ya gerçek darbeye ya da Ergenekon, Balyoz'a götürüyor haberiniz olsun!

 

 





Yazarın son yazıları






Yazının Yorumları (1 yorum)
kapak araksa da içeriği nasıl hocam onu anlat....
AV ZAFER - 19:45 / 2010.09.06



  • Son Dakika
  • Çok Okunan
  • Çok Yorumlanan

Bomba yüklü araç yakalandı

Mardin- Diyarbakır Karayolu'nda bomba yüklü araç yakalandı...

Barzani sonunda anladı

Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, terör örgütü PKK'nın gerçek yüzünü...

PKK'yla çatışma çıktı!

Şırnak'ta güvenlik güçleriyle teröristler arasında çıkan çatışmada 4...

MİT krizinde Ergenekon hesabı

MİT’çilerin ifade krizini devlet krizine dönüştürmek isteyen...

Ankara'daki operasyon sona erdi

Ankara'da kamu ihalelerine menfaat karşılığında fesat karıştırıldığı...

Askeri araç devrildi

Askeri araç devrildi, kazada yaralılar var...

Mersin'de bomba gelişme

Mersin'de bir eve düzenlenen operasyonda, 27 adet el yapımı bomba ele...

Sıcaklıklar 9 derece düşecek

Balkanlar'dan gelen soğuk havanın etkisi altına girecek Marmara'da...

Arınç'tan MİT açıklaması

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, MİT kriziyle ilgili açıklama...

30 ilde KCK operasyonu

30 ilde düzenlenen KCK operasyonunda 109 kişi gözaltına alındı...

Dink davasında bir beraat daha

Dink davasında tutuksuz sanık Coşkun İğci'nin beraatına karar...

Tatil Budur.com'dan, 2012 erken rezervasyon fırsatları başladı. Ege ve Antalya otelleri'nde ki ucuz tatil fırsatlarını kaçırmayın. Bilgi ve rezervasyon için : (0216) 709 0 709
Erken rezervasyon fırsatları

Bugun Gazetesi internet sitesinde yayınlanan haber, yazı, resim ve fotoğrafların FSEK ve Basın Kanunu'ndan kaynaklanan her türlü hakları Koza İpek Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş'a aittir.
İzin alınmaksızın, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.