07 Eylül 2010 Salı
Yazıyı küçült Yazıyı büyüt
Ömer Faruk GÜNEL
Ömer Faruk GÜNEL
ofgunel@bugun.com.tr
Facebook ile paylaş Twitter ile paylaş Arkadaşına gönder Yazdır

Kişilerarası veya toplumsal çatışmalar ve çözümler

Milli Prodüktivite Merkezi (MPM) Uzmanı Cangül Tosun, "Kişilerarası Çatışma Nedenlerini ve Çözüm Önerileri"ni araştırdı.

Genelde iş dünyasında öne çıkan çalışma ortamındaki çekememezlik, kıskançlık ve dedikodulardan kaynaklanan sıkıntılara, bilimsel açıdan çözüm aramışsa da bir anlamda bu dönemde ve özellikle "referandum" nedeniyle siyasi liderler arasında ortaya çıkan "çatışmanın-atışmanın" topluma yansıması ve yarattığı travmanın veya ikiye bölünmenin ipuçlarını da verme açısından çok faydalı olmuştur. Zira miting meydanlarından TV ekranlarına taşınan açık oturumlar, tartışma programları ve yorumlar gösteriyor ki hepimiz çatışmayı-tartışmayı yaşıyor ve seviyoruz.

Aslında çatışma, insan hayatında doğal ve kaçınılmaz bir süreç ve kişiler arasında yaşanan uyuşmazlık ya da anlaşmazlık durumu olarak kabul ediliyor... Her birey; aile, okul, iş, sosyal çevre gibi yaşamının farklı alanlarında çatışma yaşar. Çünkü her bireyin istek, amaç ve değerleri farklıdır. Kendi içinde bile çatışabilen bireyin farklı duygu, düşünce ve davranışları olan insanlarla çatışmaması mümkün değildir.

Neden çatışırız?

Araştırma sonuçlarına göre çatışmalar farklı algı ve duygu, ihtiyaç, iletişim becerileri gibi kişisel faktörlerden, kültürel faktörlerden, rol farklılıklarından kaynaklanabilir. Çatışma nedenlerinin başında önyargı geliyor. Bir önceki yazımda değindiğim gibi bu olguyu da beyninin sadece "sağ lobunu" kullananlar yaratıyor. Önyargı, iletişimde kişilerin etiketlenmesine neden oluyor. Bunun yanında tek tipleştirme, ilk izlenimde oluşan yargılar, suçlama, keşkecilik, zihin okuma, her sözden ya da olaydan kendi ile ilgili anlam çıkarma, olayı çoğu kez kişiselleştirme, değiştirme çabası ya da aşırı fedakârlık gibi sebeplerden dolayı da insanlar çatışabiliyor.

Araştırmacıya göre geçmişte "Çatışmadan kaçınmayı" tercih eden yöneticiler ki ben bunlara demagog olmayan siyasileri de katıyorum, günümüzde, "Çatışmayı yönetmeyi" amaçladıklarını söylüyor. Çatışma yönetiminde, kişisel yaklaşımların yanında yönetsel yaklaşımların da dikkate alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Ve bu konuda şunları dile getiriyor: "Çatışma yönetiminde uygulanan kişisel yaklaşımlar; hükmetme, kaçınma, uyma, uzlaşma, işbirliği'dir. Adı geçen yaklaşımlardan en etkili olanı işbirliği-problem çözme yaklaşımıdır. Burada amaç gerçek problemi nedenleriyle birlikte ortaya çıkarmaktır. 'Kartların ortaya konduğu' bu yaklaşımda, her iki tarafın da kazanması amaçlanmaktadır. Dürüst olmak, genelleme yapmamak, peşin hüküm vermemek ve geribildirimde bulunmak bu yaklaşımın uygulanmasında önemli noktalardır. Bilmezlikten gelme, inandırma, meşgul etme, yeni olanaklar bulma, oylama, örgütsel önlemler alma, sorun çözme gibi yönetsel yaklaşımlardan da en etkili olanı 'sorun çözme' yaklaşımıdır. Burada, yönetici çatışan tarafları karşı karşıya getirerek, sorunu bütün yönleriyle tartışacakları bir ortam oluşturmalıdır. Yönetici, çatışan kişilerin ortak yönleri üzerinde durmalıdır. Yönetici her iki tarafa da eşit söz hakkı vermeli, çatışan taraflardan herhangi birini kayırmamalıdır."

Şüphesiz bu tespitler iş dünyası, çalışma alanı cephesinde bir yöneticinin dikkat etmesi gereken olgular olmaktadır. Bunu genelleştirdiğimiz zaman çatışma alışkanlığımızı macro dünyadan mikro dünyaya da monte edebiliriz. Zira çatışma eylemi salt iş ortamında yaşanmıyor. Evlilikten-siyaset çizgisine kadar çok geniş bir uygulama alanına yayılıyor. Burada soru daha az çatışmak için ne yapacağız? Bunun yanıtı da şöyle olmakta: "Kendimizi tanıyalım, bilelim, karşımızdaki kişileri olduğu gibi kabul edelim. İnsanları anlamak için onları dinleyelim ve dinlediğimizi belli edelim. Düşüncelerimizi açık ve anlaşılır bir dil ile ifade edelim. İnsanlara isimleri ile hitap edelim. Göz temasını kullanalım. İnsanlara değer verelim. Önyargılı olmayalım. İnsanlarla aramızdaki farklılıklardan çok benzerliklere odaklanalım. Konuşmaya olumsuz ifadelerle (hayır, asla) başlamayalım." Sanırım yoruma gerek yok.

Günün sözü: "Hayatın entrikaları, mantarlara benzer, karanlıkta büyürler ve gün ışığına asla dayanamazlar." Andrew Grove





Yazarın son yazıları






Yazının Yorumları (0 yorum)



  • Son Dakika
  • Çok Okunan
  • Çok Yorumlanan

İşte çeyrek altının fiyatı

Piyasalardan günün son rakamları...

Türkiye'nin en fakir ili

İşte Türkiye'nin en fakir ili....

Köprü ve otoyollardan para aktı!

Yılın ilk ayında köprü ve otoyollardan 60 milyon 113 bin lira gelir...

Her şey dahil 44 TL’ye uçabilecek

THY, sosyal paylaşım sitelerinde duyurusunu yaptığı ve yolcularının...

Dolardan günün ilk rakamları

Piyasalardan günün ilk rakamları...

Rihanna bu Türk için çıldırıyor

Bursalı tekstilci Saydam'ın ürettiği ipek kumaşlar dünya starlarına...

TL'ye Anadolu kokan simge

Dolar ve euro gibi dünya ölçeğinde simgeleriyle tanınan para...

3. havaalanının yeri belli oldu

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım...

Otomatik icra dönemi başladı

SGK, işverenlerin yasal süreç içerisinde ödemeleri gereken prim...

SGK 11 ay sonra pardon dedi

Sosyal Güvenlik Kurumu 11 ay ödediği emekli maaşını, geri istedi.

Gökkafes İstanbul'u güzelleştirdi!

Duayen işadamı Süzer, BUGÜN'e özel açıklamalar yaptı.

Para Piyasaları
Tatil Budur.com'dan, 2012 erken rezervasyon fırsatları başladı. Ege ve Antalya otelleri'nde ki ucuz tatil fırsatlarını kaçırmayın. Bilgi ve rezervasyon için : (0216) 709 0 709
Erken rezervasyon fırsatları

Bugun Gazetesi internet sitesinde yayınlanan haber, yazı, resim ve fotoğrafların FSEK ve Basın Kanunu'ndan kaynaklanan her türlü hakları Koza İpek Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş'a aittir.
İzin alınmaksızın, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.