Örneğin Cumhuriyet'te yazdığım dönemde; Atatürkçülük anlayışım ve yaklaşımım gazetedeki kimi yazarlar tarafından şiddetle eleştirilirken; kafama "acaba" gibisinden hiçbir soru işareti gelmemişti. Bu arada kendisini bir tür "hocam" olarak değerlendirdiğim rahmetli İlhan Selçuk'un sessiz tasvibi olmasaydı belki kafama bazı sorular gelebilirdi.
Benzer bir durum "laiklik" tanımım ve yorumumda söz konusu olmuştu. Tüm "Anglo-Sakson" dillerinde; laiklik "sekülarizm" olarak tanımlanırken bu ikisinin farklı şeyler olduğunu ısrarla ve belki de inatla dile getirdim.
Laiklik yaygın bir biçimde; "bir ülkede din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması" olarak tanımlanırken; bu tanımı yetersiz bularak ve çok ısrarlı bir biçimde; "laiklik bir toplumda yönetenlerin yönetme yetkisini din dışı bir kaynaktan almalarıdır" biçiminde tanımladım. Sekülarizmin de rahmetli hocamız Niyazi Berkes'in tercüme ettiği üzere "çağdaşlık" olarak ele alınmasını savundum. Bugün bu konuda yarıntıya girecek değilim ama zaten "laiklik" ve "sekülarizm" farklı kaynaklardan gelir.
Laiklik Yunanca'daki "laikos" sözcüğünden gelir ve "din adamı olmayanları" betimler. "Sekülarizm" ise Roma döneminden gelen bir sözcüğün günümüze yansımış şeklidir, "zamana ait" demektir ve Niyazi Berkes'in tercümesi çok yerindedir.
Günümüz gelişmiş toplumlarında gördüğümüz üzere seküler toplumlarda devlet din kurumundan elini tümüyle çekmiş ve bu işi "cemaatlere" bırakmıştır. Laik toplumlarda ise devlet din kurumundan gelebilecek tehlikelere karşı duyarlıdır ve denetlemek ister. Bizdeki "Diyanet İşleri Başkanlığı"nı başka türlü açıklayamayız.
"Ayrıntılara girmeyeceğim" dedikçe; ayrıntı batağına saplanıyorum galiba. Kısaca anımsatmak istersem bu yıla gelinceye kadar düşüncelerimden ve bu konudaki eleştirilerden ötürü asla kuşku duymamışken ve özellikle; Atatürkçülük konusundaki "aydın" ve "sevgi dolu" yorumum kimi süper zekâlılar tarafından çok eleştirilirken; bunu önemsememişken bugünkü gelişmeler karşısındaki tutumumun ve düşüncelerimin kimi arkadaşlarım tarafından paylaşılmaması ve hatta eleştirilmesi; kafama "acaba" gibisinden sorular doğuruyor ve "kendimden kuşkulanmama" (geçici de olsa) sebep oluyor.
X x x
Klasik olarak CHP'li bir aileden geliyorum. Halkımızda pek yoktur ama; bizim gibi biraz mürekkep yaşamış ailelerde "parti tutma" biraz da "takım tutmaya" benzer ve gönül verdiğimiz partiden kolayına vazgeçmeyiz. Ve yerel düzeyde şahsen değerli bulduğum birkaç aday dışında rotam hiç şaşmadı. Hatta yasal engeller kalktığı zaman parti üyesi de oldum.
Ancak 2000 öncesi hükümetler zamanında; özellikle o zamanki rektörün yasal olsa bile mantık dışı tutumu nedeniyle çok sıkıntı çektim. İktisat Fakültesi'ndeki bölümüm çoğu senato üyesi ne olduğunu anlamadan kapatıldı. Genç akademisyenlerden bir bölümü başka kurumlara geçmek zorunda kaldılar. (Ancak bu sayın rektör oralarda da pek rahat vermedi.)
2000 sonrasında YÖK'ün yapısı pek değişmedi ama zihniyeti ve uygulamaları değişti. Bu çerçevede bölümümüz yeniden açıldığı gibi giden meslektaşlarımızdan bazıları da geri döndü. Yani, bir anlamda "kara günler" sonra erdi. Tabii bu arada bazılarının günleri karardı ama üzüldüğümü söyleyemem. Atatürk istismarının da bir sınırı olsa gerek.
X x x
AK Parti'nin tek başına iktidara gelmesi; toplumumuzun laik kesiminin önemli bir bölümünde ciddi rahatsızlık ve ürküntü yarattı. Zira Sayın Necmettin Erbakan'ın bir koalisyon hükümetinin başkanı iken yaptıkları unutulmamıştı. Oysaki AK Parti bu dönemde yapılan hataları doğru tahlil etmiş ve "dinci" bir parti olarak değil "dini duyarlılıkları olan liberal bir parti" olarak kurulmuştu. Ancak bu özellikleri; belki kötü niyetten belki farklı düşünmekten bir türlü okunamadı. Ve bunu dile getirdiğiniz zaman; sanki "AK Partili" ya da en azından "AK Parti sempatizanı" olarak değerlendirildiniz.
Ergenekon diye isimlendirilen yargılama sürecinde daha doğrusu hazırlık aşamasında; bence ciddi hatalar yapıldı. İkisi de rahmetli olan İlhan Selçuk ve Türkan Saylan'a reva görülen muamele ciddi tepkilere yol açtı. Öylesine ki; davaların özü unutuldu ve yapılan hatalara odaklanıldı.
AK Parti'nin tek başına iktidara gelmesi (muhtemelen) TSK'nın kimi unsurlarını da rahatsız etmiş ve bazı darbe girişimleri başlamıştı. Ancak sağa sola gömülen silah ve mühimmata rağmen ciddi bir girişim gerçekleşmedi. Fakat yargılama sürecinin yavaş işlediği de yadsınamaz bir gerçek.
Ancak asıl kopuş Anayasa'da yapılmak istenen değişiklik konusunda gerçekleşti. Aklına, fikrine, birikimine çok güvendiğim ve dürüstlüğüne her yerde ve her zaman kefil olabileceğim bazı arkadaşlarım; bu taslakla ilgili olarak "hayır" oyu kullanacaklarını dile getirirken inanılmaz gerekçeler iler sürdüler. Örneğin; bunlardan biri "Karşı olduğum şeyleri söyle" dediğim zaman "Beni ayrıntıların tuzağına çekemezsin" diyebildi. Ayrıntılar bilinmeden bütünlük nasıl görülür ki?..
Doğrusu kendimden kuşkulanıyorum ama; "birilerinden" daha çok kuşkulanıyorum.
18 yaşındaki gencin polise atmak için hazırladığı bomba elinde...
Türkiye'ye sığınan Suriyeli komutanları Esed'e satanlar tutuklandı.
Ağrı merkezde terör örgütü KCK'ya yönelik düzenlenen operasyonlarda...
Fethullah Gülen, ikinci kez ameliyat geçiren Başbakan Recep Tayyip...
Ünlü spor ayakkabıların taklitlerini üreten çete, hakim ve savcıları...
7 TİP'liyi öldürdüğü gerekçesiyle hakkında tutuklama kararı olan...