İzmir'in kurtuluşunun 88. yıldönümü. Bugün aynı zamanda "Şeker Bayramı." (Kimilerinin ısrarla "Ramazan Bayramı" demelerine rağmen) Ve çok ilginç bir biçimde Anayasa değişiklik taslağı referandumuna da 3 gün kaldı.
Yıllardan beri bayramlarda benzer şeyler yazarım. Bundan; zaman zaman ben de bıktığıma göre eminim sizler de sıkılmışsınızdır. Fakat doğrusu; dini bayramlarda "nostalji yapmak"; ulusal bayramlarda da heyecanlarımı körüklemek hoşuma da gidiyor. Bu nedenle bir türlü vazgeçmiyorum. Ancak bugün farklı bir yazı kaleme almak niyetindeyim.
X x x
Yukarıda da vurguladığım üzere; 9 Eylül aynı zamanda İzmir'in kurtuluş yıldönümü. 3 yıldan fazla Yunan işgali altında kalan İzmir'imizin kurtuluşu; Yunanistan'la yaşanan savaşın sonu olmuştu. Sıra; Boğazlardaki İngiliz ve Fransız işgalinin bitirilmesine ve kalıcı bir mütareke (silah bırakışması) imzalanmasındaydı.
Ordumuzun İzmir'e girmesinden birkaç gün sonra; İzmir'in gayrimüslimlerin yoğun bir biçimde yaşadıkları mahallelerde; engellenemeyen büyük bir yangın çıktı. Bir kısım Batılı yazar ve gazetecilerle; günümüzün kimi "süper zekâlı" (!) yazarları; bu yangını ordumuzun çıkardığını ve amacın İzmir'in gayrimüslim halkının İzmir'i terk etmeye mecbur bırakılması olduğunu ileri sürerler.
Geçenlerde de yazdığım bu konuya bugün fazla yer ayırmayacağım ama hangi geri zekalı ordu; fethettiği (ya da geriye aldığı) bir kenti yakarak perişan eder? Bunu hangi mantık kabul eder? İzmir'in gayrimüslim halkının zaten oralarda kalmaya niyeti ve gücü kalmamıştı.
Kendilerinden bir gün hesap sorulabileceğini düşünüyorlardı ve kenti terk etmek istiyorlardı. Öyle sanıyorum ki; "Bana yar olmayan kimseye yar olmasın" diyerek; arkalarında bir yangın ve yıkıntı bırakmak istediler ve bunu başardılar.
Dumlupınar Zaferi sonrasında; Yunan ordusuyla birlikte Batı Anadolu'daki kent ve kasabaları terk eden Anadolu Rumları'nın evleri; "yakalım da geri dönemesinler" diye düşünen ordumuz tarafından yakılmamıştı. Tam tersine Yunan ordusu geri çekilirken (ya da kelimenin tam anlamıyla "kaçarken"); arkalarında neredeyse taş üstünde taş bırakmamışlar; her yeri yakıp yıkarak gitmişlerdi. Benzer bir şeyi İzmir'de de yapmış olmalarını düşünmemiz gerekmez mi?
X x x
Gene yukarıda vurguladığım üzere; 3 gün sonra Türk halkı ciddi bir sınavdan geçecek ve 1982 Anayasası'nın kimi maddelerini değiştiren taslak referandumla değerlendirilecek. Bu konuda Cumartesi günü pek bir şey yazamayacağım için; görüşlerimi bugün son bir kez dile getirmek istiyorum.
Öncelikle şunun altını çizmek isterim ki; bu bir "referandum"dur; bir "güven oylaması" değildir. Referandum sonucunda "evet" çıkarsa (ki ben evet çıkacağını tahmin ediyorum); bu AK Parti'nin zaferi olmayacak (bence) halkımızın zaferi olacaktır.
Eğer referandum sonucu "hayır" çıkarsa; bu da ne CHP'nin ne de MHP'nin zaferi olacaktır. Barış ve Demokrasi Partisi'nin boykot çağrısına ne denli uyulacağını da çok merak ediyorum ama boykota katılım çok yüksek olursa bunun "boykotçular" açısından siyasal bir zafer olacağını düşünmüyorum. Olsa olsa; insanlarımızın can güvenliklerinden emin olmadıklarını düşünürüm. Öyle sanıyorum ki; bölgedeki emniyet güçlerini çok ciddi görevler bekliyor. Tabii bu aynı zamanda çok ciddi bir sorumluluk demektir.
X x x
Bu referandum da "evet" oyu kullanacağımı haftalar önce ilan ettim ve aradan geçen zaman içinde; çok değişik toplantılarda bunu dile getirdim ve farklı düşünenleri ikna etmeye çalıştım. AK Parti'nin bir İslam şeriatı düzeni kurmak niyetinde olduğunu ve bunu saklamak için sürekli "takiye" yaptığına "iman etmiş" (!) bazı arkadaşlarımın; "tehlikeyi görmüyor musun" sorusu ve ağır ithamlarına karşın düşüncem hiç değişmedi.
Doğrusunu isterseniz bu taslaktaki değişiklerle 12 Eylül'ün "hesabının" sorulabileceğine inanmıyorum. Zira 12 Eylül'ün en büyük kötülükleri; yüksek öğretimi bir anlamda felç eden 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu (YÖK); parti içi demokrasiyi rafa kaldıran ve parti başkanlarını "diktatör" haline sokan siyasal Partiler Yasası ve milletvekili genel seçimlerini bir tür "şov" haline getiren yüzde 10'luk seçim barajıdır ve maalesef bu konulara hiç dokunulmamıştır. Kaldı ki; bu konularda muhalefet partileriyle de; sanki zımni bir anlaşma vardır. Tüm partiler bu düzenlemelere karşı olduklarını söylüyorlar ama iktidara geldikleri ya da iktidara ortak oldukları zaman muhalefetteyken dile getirdikleri bu konuları unutuyorlar.
X x x
Ben bu referandum da "evet" diyorum. "Yetersiz ama evet" sloganı benim ruh halimi de yansıtıyor. Demokrasi ve özgürlükler alanında atılacak her adım kazançtır ve desteklenmesi gerekir.
Aslında bu referandumda tartışılan iki madde; "Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu" (HSYK) ve Anayasa Mahkemesi'nin yeniden belirlenecek yöntemlerle seçilmesi olmaktadır.
Hiç kimse lafı eğip bükmesin. Şu anda; bu iki yüksek mahkeme son derece anti-demokratik biçimlerde belirlenmektedir ve tam bir "vesayet yönetiminin" zeminini oluşturmaktadır. Yeni düzenlemeyi eleştiren arkadaşlar; aslında yeni düzenlemeyi değil eski yapıyı eleştirmektedirler ve yeni düzenlemeyi yetersiz bulmaktadır.
Bu yeni düzenlemenin "eksiksiz" olduğu söylenemez ama eskisinden daha ileri olduğuna kuşku duyulmaması gerekir.
Artık bu noktadan sonra ne söylesek boş. Kararı halkımız verecektir ve halkımızın inanılmaz sağduyusunun en doğru kararı vereceğine bütün kalbimle inanıyorum.
Başsavcı vekili Seçen yaptığı açıklamada, 'Bazı devlet görevlilerinin...
Azerbaycan televizyonuna konuşan Başnakan Erdoğan, 'Minsk üçlüsü...
18 yaşındaki gencin polise atmak için hazırladığı bomba elinde...