Şair her ne kadar "Dil yâresi derin olur; çare bulunmaz" dese de, DİSA (Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü) kurucusu bir avuç bilim ve düşünce insanı, "Dil Yarası"na çareler araştırmak üzere yola koyulmuşlar. Bir atasözüne dayanmış olmalılar: "Ölümden öte her işe çare vardır."
Konu Kürtçe'nin özgürlüğü meselesi. Yıllar yılı; beyazıyla, buğday tenlisiyle, esmeriyle Türkler olarak hepimiz, Bulgaristan'daki ırkdaşlarımızın ana dil mücadelesiyle, Batı Trakya'daki dindaşlarımızın müftü seçme özgürlüğüyle ilgilendik; Doğu Türkistan'daki ırkdaşlarımızın dertlerine yandık ama burnumuzun dibindeki vatandaşlarımızın ana dillerini kullanma isteklerini görmezlikten ve duymazlıktan geldik.
Hatta talepler kulağımıza geldiğinde, damarlarımıza işleyen ulusalcı söylemlerin etkisiyle, "Burası Türkiye kardeşim! Elbette Türkçe konuşacaksın" yollu itirazlarda bulunduk.
Ana dil ki, öpülesi ellerin sahibi analarımızın şefkat ve sevgi ile ağzımıza koyduğu, ana sütü kadar saf, ana yüreği kadar sahih bir temel hak iken, "Terörle mücadele azmimizi kırar" safsatasıyla bu hakkı teslim etmedik.
Tekrar etmekte fayda var: Kürt sorunu önemli ölçüde Kürtçe'nin özgürlüğü sorunudur. Konunun üç yönü var: Anadil eğitimi; Anadilde eğitim ve Anadil destekli eğitim.
Bu hususlar elbette tartışılabilir ama asla görmezlikten gelinemez.
Geçtiğimiz hafta sonu, DİSA yetkililerinin nazik davetiyle, Diyarbakır'da bu sorunun tartışıldığı önemli bir panele katıldık. Kendi payıma itiraf etmeliyim, "Ateş düştüğü yeri yakar" sözünün gereği olarak, sorunu yetkili ağızlardan dinlemenin güçlü bir etkisi oluyor insanda.
Kendini Türk hisseden vatandaşlarımıza derim ki: İçinizde hâlâ "Tüm vatandaşlar yasalar önünde eşittir" sloganın gerçekliğine inanan; "Türk'üyle Kürt'üyle ve bütün unsuruyla kaynaşmış bir milletiz" tesellisi ile avunan varsa; "Canım nerede görülmüş? Bir ülkede iki tane eğitim dili olur mu" diyorsa, Doç. Dr. Vahap Coşkun'un, Dr. Nesrin Uçarlar'ın ve Dr. Şerif İnce'nin konuyu sloganik söylemlerin ötesine taşıyıp, bilimsel verilerle ve saha araştırmaları ile ortaya koyan "DİL YARASI"na (1) göz atsınlar.
Diyarbakır dendiğinde, terör ve şiddet olgularından öteye, zihnime bilimi, sanatı, kültürü ve en önemlisi dostluğu ve samimiyeti nakşeden DİSA ve DKSV (Diyarbakır Kültür Sanat Vakfı) yetkililerine ve bazı özel dostlara candan teşekkürler...
Bir cesur aydın daha Hakk'a yürüdü
Bayburt'un dobra karakterli evladı, değerli bilim adamı Durmuş Hocaoğlu geçtiğimiz hafta Hakk'a yürüdü.
Kariyerine fizik eğitimiyle başlayıp, sonra da siyaset felsefesinde karar kılan hocamız, fikirlerini cesaretle savunmasını bilen bir aydındı.
Yıllar yılı, Abant Platformu toplantılarının renkli ve kaçınılmaz bir siması oldu.
Son zamanlarda, önceki yazdıklarıyla çelişme pahasına, "Önce millet değil, devlet gelir. Devlet için her şeyi feda edebiliriz" demeye başlamıştı. Bu duruşu ise bendenizin saha-i vücuda çıkmasına vesile olduğu "Devletçilik Bumerangı" (2) kitabında ma'kes bulan görüşleriyle taban tabana zıt idi.
Farklı taraflara düştük ama dostluğumuz baki idi.
"Tanrı dağı kadar Türk; Hira dağı kadar Müslüman" idi.
Allah (c.c.) gani gani rahmet eylesin.
--------------------------------
1) Dil Yarası, DİSA Yayınları No: 1, Diyarbakır.
2) Ufuk Kitapları, Kasım 2002, İstanbul.
Necip Fazıl Kısakürek'in meşhur Sakarya şiiri Uğur Işılak tarafından...
14 yaşındaki çocuk, elini kaptırdığı kıyma makinesiyle hastaneye...