Mekke
1986 yılında, Yüce Rabbimin lütfu ile merhum Avukat Bekir Berk'in rehberliğinde ilk umremi yerine getirdiğim sırada şöyle bir duyguya kapılmıştım: "Müslüman olduğu halde buralara gelmeyenin ya imkânı yoktur ya da iman zaafı üzeredir."
Bu defa bu duygumun daha da pekiştiğini gördüm. Beyaz kefenler misali ihramlara bürünmüş, yeryüzünün bütün renklerini temsil eden müminler tam bir mahşer provası içinde akıp gitmekte.
Bir anlamı, randevu yeri demek olan Mîkat mahallerinden Kâbe'ye yönelmiş olan kitleler, Yüce Yaratıcı ile olan ezeli "Misak"ı hatırlayıp, kulluğun idrakine akmaktalar. Şüphesiz ki, herkes kabının hacmi nispetinde bu muhteşem ziyafetten pay alıyor.
Hz. Adem'in özlediği, Hakk'a ibadetin ve tespihin muhteşem tecelligâhı "Beyt'ül-Ma'mur"un yansıması demek olan Kâbe ile bütünleşen müminler ne kadar da güzelleşiyorlar! Hele ki kadınlar. Sanki Kâbe ile zirveye ulaşan kullukla, iffetin ve masumiyetin buluşması onları daha da güzelleştiriyor.
Telbiyeler arşa yükseliyor:
"Buyur Allah'ım! Emrindeyim Ya Rabbi! Senin hiçbir ortağın yoktur. Her türlü övgü sadece ve sadece Sana mahsustur. Mülk de senindir idrak ettiğimiz tüm nimetler de Senindir Ya Rabbi !".
Keşke ömrümüzün tüm dakikalarını bunun idraki içinde geçirebilsek!
Kâbe, Yüce Rabbin Celâl isminin tecellisi olduğu kadar Vahdet'in yani birliğin tecelli yeri. "Vahdette Kesret"in", "Kesrette Vahdet"in, birliğin yansıması olan çokluğun ve çokluk içinde tecelli eden birliğin en muhteşem mekânı. Siyahı, beyazı, esmer tenlisi, buğday tenlisi kısacası insanlığın tüm renkleri burada.
Belki haddi aşan bir şekilde, "Ey Yüce Rabbim! İnsan yüzlerine yansıyan sanatınla ne kadar da oynamadasın" demekten kendimi alamıyorum.
Şair ne güzel söylemiş:
"Kendi hüsnün hûblar sûretinde peydâ eyledin;
Dönüp anı çeşm-i âşıktan temâşâ eyledin!"
Bir yeşil yaprak koparmayacağız ve mini minnacık da olsa bir sineği öldürmeyeceğiz.
Kefen misali ihramlarımızla birlikte bize yasak edilen şeyler, özü itibariyle tüm bitkiler âlemi ve tüm canlılar âlemi ile "yaratılışta kardeş ve eşit" olduğumuzu idrak etmenin bir vesilesi. Her birisinin Yaratan'ın bir ayeti ve bizi O'na götüren bir işareti olduğunu kavrama eğitimi.
Hac "Meş'ar-i Haram" ile yani bir semboller kümesi ile yaşanan bir ibadet. Bir bakıma zaman tüneline girip, Hz. Adem'in dünyaya gelişi zamanına; Hz. İbrahim'in Kâbe'yi yeniden inşa ettiği kutlu zamanlara gitsek de; kulluğumuzun idrakine varıp, kendi geleceğimizi kurguluyoruz.
Ve bu inşa ve kurgulamayı kusursuz yapabilenlere, İslam Peygamberi, Nebiler Nebisi, "analarından doğduğu gibi tertemiz olma" müjdesi veriyor.
"Bize bu lutfa eriştir Ya Rabbi" demekten başka ne gelir elimizden?
Geleneğimizden süzülüp gelen bir halisane dilek, bir başka niyaz:
"Bu kutlu mekânlara gelebilenlere tekrar; gelemeyenlere de en yakın zamanda gelebilmeyi nasip eyle!"
-----------
Not: Gerek 1986 yılındaki ilk gelişimde ve gerekse 1997 yılındaki ikinci gelişimde Türkiye Diyanet Teşkilatı'nın hac organizasyonlarında ciddi eksiklikler görmüş ve onları da kamuoyuna iletmiştim. Bu defa, onların büyük ölçüde aşılmış olduğunu ve insan onuruna ve mümin haysiyetine daha layık bir hac organizasyonu görmekten bahtiyar oldum. Emeği geçen herkese candan teşekkür ve dua...
Necip Fazıl Kısakürek'in meşhur Sakarya şiiri Uğur Işılak tarafından...
14 yaşındaki çocuk, elini kaptırdığı kıyma makinesiyle hastaneye...