Bundan 14 yıl önce o muhtırayı verenleri kimse anımsamıyor ama Necmettin Erbakan en fanatik karşıtlarının bile saygı sözcükleri ve değerlendirmeleriyle aramızdan ayrıldı.
Rahmetli Erbakan'la düşüncelerimiz asla uyuşmadı. Benim gözümde fazla güvenilir bir kişilik de değildi fakat her zaman sempatiyle değerlendirdim ve kimi zaman tebessümle izledim. Ayrıca görüş ve düşüncelerine katılmamakla birlikte mücadele azmi ve kararlılığına hep saygı duydum. Şimdi onu yere göğe sığdıramayanların yazıp söylediklerine bakınca; "buna asla layık değildi" diye düşünüyorum.
İnsanlar nasıl böyle ikiyüzlü olabiliyorlar?..
Xxxxxxxxxxx
Bugün 28 Şubat muhtırasını yerden yere vuranlar; Türkiye'nin o muhtıra günlerine nasıl geldiğini çoktan unuttular. Eğer günümüz Türkiye'sinde toplumumuzun (azınlık da olsa) bir bölümü bir İslam şeriatı düzeninden samimi olarak korkuyorsa; bunda o dönemdeki Refah Partisi'nin önemli ölçüde payı vardır. Başbakan yardımcısı ya da Başbakan Necmettin Erbakan'ın ılımlı yaklaşma çabalarına karşın; kimi Refah Partililer öyle şeyler dile getiriyor ve öyle beklentiler sergiliyorlardı ki; günümüz AK Parti'sinin toplumumuzun o kesimlerini ikna etmesine neredeyse imkân yok.
Bugün AK Parti bir İslam şeriatı düzeni kurmanın mücadelesi içinde görünmüyor. Umarım yanılmıyorumdur ama Sayın Erdoğan'ın kafasındaki parti; "İslami duyarlılıkları olan ve liberal olmaya çabalayan bir parti." Ancak yukarıda da vurguladığım gibi toplumumuzun bir kesimi buna asla inanmıyor ve "takiye" yaptıklarını düşünüyor.
Hiç kuşku yok ki; AK Parti içinde bir İslam şeriatı düzeni umudu içinde olanlar vardır. Ancak bunlar (sesleri çok çıksa da) ufak bir azınlık olmaktan ileri gidemezler. Aslında bunlar rahmetli Erbakan'ın kurduğu ve siyasal mücadelesini sürdürdüğü partilerin içinde de azınlıktılar. Fakat sesleri çok çıktığından; Erbakan da bunların etkisi altına girerdi. O seslerin aleyhine dönmesinden çekinirdi.
(Bence çok anlamsız olsa bile...)
Xxxxxxxxxxxxxxx
Bazı şeyler kolay unutulmuyor. Örneğin; "Tüm halkımız eninde sonunda milli görüşü benimseyecek. Ama bu süreç kanlı mı olacak kansız mı olacak bunun kararını kendileri verecek" gibisinden bir konuşması asla unutulmadı. Bu sözcükleri ne anlamda kullandığını daha sonraları çok açıkladı ama bir türlü inandırıcı olamadı.
Libya'nın psikopat lideri Kaddafi'nin bir bedevi çadırında; Türkiye ve Mustafa Kemal'e yönelttiği saygısızca eleştirilerin faturası da rahmetli Erbakan'a kesildi. Evet bu çirkin konuşma sırasında göstermesi gereken tepkiyi gösterememişti ancak o günlerin Türkiye'si bugünlerin Türkiye'sinden çok farklıydı. (Bugün bunları yazıyorum ama o günlerde ben de müthiş sinirlenmiş ve bir anlamda isyan etmiştim.)
Bizim kuşak rahmetli Erbakan'ı "Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği"nin genel başkanlık mücadelesinden anımsar. O zamanlar bu türden örgütlerin muhalefetini kırmak için egemen güçler ne yapar- eder; bu örgütleri "çift başlı" hale getirirlerdi. Odalar Birliği'nde de aynı numarayı yapmışlar ve bir anlamda Erbakan'ın altından koltuğu çekivermişlerdi. Ancak Erbakan'ın bu türden oyunlara teslim olacak bir yapısı yoktu. Sonunda Birlik'teki başkanlık odasından "karga tulumba" çıkarmışlardı. O günlerde gazetelerin birinci sayfalarını "süsleyen" (!) o fotoğrafı asla unutamam.
Aslında Necmettin Erbakan çok başarılı bir makine mühendisi ve bu alanda öğretim üyesi idi. Ancak ruhundaki ateşin etkisiyle siyaset denilen dikenli yola sapmıştı.
Xxxxxxxxxxxx
12 Mart Muhtırası; Necmettin Erbakan'ı "Milli Nizam Partisi"nin genel başkanı olarak buldu. Ancak İsviçre'ye kaçan Erbakan'ı yakalayamadılar. Türk siyasal yaşamında; Süleyman Demirel'in önünü kesmek isteyen o günlerin "derin devleti" Erbakan'ın Demirel'in önünü kesebileceğini hesaplayarak belli garantiler karşılığında Türkiye'ye dönmesini ve bu kez "Milli Selamet Partisi"ni kurmasını sağladı.
O günlerin "cunta destekli sivil hükümetinin" bir sorumlusu "Süleyman Demirel gene başbakan olabilir mi" gibisinden bir soruyu; "Beni güldürmeyin" diye yanıtlamıştı. Sayın Demirel daha sonraki siyasal yaşamında bu yanıta herhalde çok gülmüştür.
Bir kronolojik yazı niyetim yoktu ama ister istemez iş buraya döndü. 12 Eylül'de Erbakan "siyaseten yasaklanınca" arkadaşlarının kurmuş oldukları "Refah Partisi" kısa sürede ciddi bir ağırlık kazandı. Zaten 1987 affıyla yeniden siyasal haklarını kazanan Erbakan'ın katılımıyla kendisine iktidar yolunu açtı. Anayasa Mahkemesi kapısına kilit vurana dek...
İnsan hafızası ve toplumların hafızaları çok zayıf. Her şey kolayca unutuluyor. Türkiye'nin o günlerdeki ortamını anımsayanlar pek kalmadı. Ancak o günleri iyi değerlendiren Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları; Türkiye'de "Milli Görüş gömleğiyle" iktidar olunamayacağını anlayarak bu gömleği sırtlarından çıkardılar ve güçlü bir iktidar oluşturdular.
Türkiye'de siyaset yapmanın sınırları belli galiba...
"Kavgaysa kavga, silahlı mücadeleyse silahlı mücadele, kana kan...
SURİYE ordusu ile muhalifler arasında Türkiye sınırına 10 kilometre...
Başakşehir Belediyesi’nin eğitim merkezli hizmet anlayışına güzel bir...