Sanayileşmeyi ülke bazında yıllardır bölgesel ayrımla, doğu ve batı olarak değerlendiririz.
Batı bölgesi özellikle Marmara, doğu Trakya, batı Karadeniz ile Ege yöresi bu ayrımla en şanslı alanlar olmuştur.
Özellikle otomotiv, kimya, tekstil, gıda, turizm ve elektronik yatırımlar bu bölgelerimizde yoğunlaşmıştır. Bu bölgeler "en gelişmiş yurt köşesi" niteliğini kazanmıştır. En yüksek istihdam bu yörelerde yoğunlaşmıştır. Göç alan bölgeler olmuşlardır, Doğu ve Güneydoğu ise sanayileşmeden hemen hemen hiç nasibini alamamıştır. Bölge, şeker, çimento ve bir zamanların Sümerbank'ına ait tekstil fabrikaları gibi kamuya ait bir iki yatırım dışında sanayileşme görmemiştir.
Bu durum, Doğu ve Güneydoğu'nun "makus talihi" diye adlandırılmıştır. İşin traji komik yanı ise doğu kökenli iş girişimcileri de bölgelerinde yatırım yapmak yerine sürekli rant yaratan bölgelere koşmuştur. Özel girişimci de Doğu ve Güneydoğulu'yu kendi kaderiyle baş başa bırakmıştır.
Bugün yaşanılan tartışmaların kökeninde temel konu bu ekonomik ayrımda da yatmaktadır. Ancak son yıllarda bu kısır döngünün değiştiği gözlenmektedir. Bu aşamada daha çok yan sanayi ve orta büyüklükteki sanayi yatırımları Doğu ve Güneydoğu'nun unutulmuş yörelerine de kaymaya başlamıştır. Bu hareketliliği Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı'nın (TEPAV) çalışmasından anlamaktayız. Çalışmayı TEPAV Ekonomi Politikaları Analisti Esen Çağlar ile Araştırmacı Yaprak Kurtsal gerçekleştirmiş. Yapılan analiz 1999 yılında gelişmekte olan iller arasından yalnızca Kayseri ve Gaziantep, sanayi standartlarına uygun iller arasında yer alırken; 2009'da bu illere Samsun, Ordu, Trabzon, Hatay ve Kahramanmaraş da eklenmiş. Bunun yanı sıra, Gaziantep'te İSO-1000 sıralamasına giren şirket sayısı 16'dan 32'ye, Kayseri'de 18'den 26'ya çıkmış. Bu sıralamada 5'ten fazla şirkete sahip illere gelişmiş ve gelişmekte olan yeni iller eklenmiş ve ilginç bir şekilde Türkiye'nin en büyük 3 ili olan İstanbul, Ankara ve İzmir'de İSO-1000 sıralamasına giren şirketlerin sayısında da düşüş gözlenmiş.
Yani çalışma gösteriyor ki sanayileşme ve devamında gelişme artık Doğu ve Güneydoğu bölgelerimize doğru hareketlenmiştir. Şüphesiz bu hareket aniden yaşanmamaktadır. Bölgesel kalkınma stratejilerinin devreye girmesiyle başlamıştır. 80'li yılların sonu ve 90'ların başında makro düzeyde belirlenen stratejiler geçen zamanda daha da çeşitlendirilmiş ve bölgelerin sanayileşmesi için kapı aralanmıştır. Yine organize sanayi bölgelerinin oluşması da sanayileşmeyi tetiklemiştir. Ne var ki yeterli değildir. Hareket Muş, Van, Ağrı, Bitlis, Siirt'e ve çevrelerine uzanmalıdır. Yapılması gereken daha çok iş vardır.
Bunların başında;
1- Bölgesel asgari ücret.
2- Bu bölgelere mahsus vergi politikası.
3- Bölgede üretilmiş sanayi ürünleri ihracatında yeni stratejiler ve ayrıcalıklar.
4- Yapılacak yatırımların yaratacağı istihdama göre uygulanacak avantajlar.
Bunlar beklentilerin bir kaçıdır. Bu yaptırımların uygulamasının dünyada da örnekleri vardır. Fransa'nın kuzey doğusu, İtalya'nın güneyi, Almanya'nın güney batısı, İsrail'in doğusu, İspanya'nın kuzey batısı bu konudaki örnekler ve sanayileşmenin yaygınlaştırılması için hazır ders notlarıdır. Ayrıca bölge girişimcilerinin de kazandığı paranın en azından bir kısmını kendi bölgesine ve insanına yatırım ile geri ödemesi de gerekmektedir. Artık doğunun "makus talihi"nin değiştirileceği zaman dilimine girilmiştir. Demokratik açılımla birlikte ekonomik açılım da eşzamanlı olmalıdır.
GÜNÜN SÖZÜ: Köre renk, sağıra ahenk sorulmaz. Refik Halit Karay.