"öğrenici" merkezli bir öğrenme kültürüne doğru geçiş yaptığımızın örneklerini vereceğim ve olayı daha sonra her öğrenciye "tablet" bilgisayar vermeye çalışan FATİH Projesi'ne getireceğim. Milli Eğitim Bakanımız Ömer Dinçer de bu yazı dizisini okursa, eminim yapmaya çalıştığı değişimle ilgili bazı ipuçları bulacaktır.
Önce ilk örnek:
Özgür Canikli serbest "hacker" ve de kod yazan küçük bir yazılım şirketi var. Bütün bilgisayar programlama dillerine aşina olan Özgür'ün, geniş bir alanda programlama yeteneği de mevcut. Ancak bilgisayar programlama konusunda formel bir eğitimi yok.
Özgür 25 yıl önce iki yıllık bir yüksekokuldan "muhasebe" dalında diploma almış. Ancak programlama yeteneklerini programlama yaparak, deneye yanıla, hatalarından öğrenerek geliştirmiş.
Biraz bilgisayar programlamaya, hatta bilgisayara aşina olanlar bilirler bir hata yapıldığında söz konusu yazılım sizi "hata yaptığınız konusunda" uyarır. Hatta "error" numarası verir. Siz de hatanızı anlar ve tamir etmeye çalışırsınız.
Özgür de zaman içinde program kodları yazmış ve bir hatayla karşılaştığında da hata sözcüğünü olduğu gibi "google"a kopyalayıp arama motorundan sayfalarca sorular, yanıtlar, blog yazıları, yönergeler, tartışmalar indirmiş ve hatanın tamamen ne olduğunu kavrayıp kodlarını düzeltmiş, programlarını çalıştırmış.
Yani Özgür "google"layarak büyük bir profesyonel programcılar ya da hobi için bu işi yapanların oluşturduğu bilgi havuzuna ulaşmış, çoğunlukla projelerini tamamlamaya yarayan öğrenmeyi bu bilgi havuzundan gerçekleştirmiş. Böylelikle de tek bir ders almadan kendi işini çevirmeye yarayacak şekilde hemen hemen tüm bilgisayar programlarının dilini öğrenmiş.
"Aaaa atıyorsun" dediğinizi duyar gibiyim. Atmıyorum, şu anda çevrenizde "google'layarak" işini kuran, öğrenen, çeviren o kadar çok insan var ki emin olun çoğunun öyküsü Özgür Canikli ile benzer.
Ama durun örneklerim bitmedi. Birkaç gün sabredin "yeni öğrenme kültürü" nerelere vardı, artık "öğretmene" gerek var mı, hep birlikte göreceğiz.
Çantada keklik gençler!
Üniversite öğrencileri genç, dinamik, gelecekle ilgili, fikir yayıcı olduklarından tüm markalar için önemli bir hedef kitle. Burada bir sorun yok. Bu amaçla etkinlikler düzenlemekte, üniversite içlerindeki reklam alanlarını kullanmakta, stantlar kurmakta öğrencileri işin içine alan oyunlar oynatmakta sorun yok. Hele de gençlik ana hedef kitleniz ise bunları yapmazsınız hata yapıyorsunuz zaten.
Ama iş sadece gençlerin fikirlerinden yararlanmaksa sıradan bir yarışma düzenleyip, bir afiş bastırıp, bir de üzerine hediye diye tablet bilgisayar kondurunca onları "avlayacağınızı" sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz.
Şu anda üniversitelerin duvarları böyle afişlerle dolmuş durumda. Dönüp de okuyan, ilgilenen öğrenci sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. "Fikir ambarı" işi çok kötüye kullanıldı ve gençler bu taktikleri yemiyor artık. Etkili bir şey yapmak istiyorsanız önce onları anlayın, motivasyonları kavrayın, daha sonra avlamaya değil iletişim kurmaya çalışın!
Çekirgelik
İşin içine girmeden öğrenemezsin. (J.Wilson)