Referandum sürprizi
Siyasal gündemimizi işgal eden, iç politika sorunlarından hiçbirinin çözümüne değin, netleşen bir şey yok. Ne "Anayasa değişimi", ne "Anayasa Mahkemesi'nde uygulanacak taktik", konusunda; AKP'nin tam netleşen bir tavrı yok. Bazen, "galiba böyle...
..", gibisinden bir düşünceye kapılıyoruz. Fakat kısa sürede, doğru olmadığını anlıyoruz...Sayın Cumhuriyet Başsavcısı'nın iddianamesinin,
Anayasa Mahkemesi tarafından
kabul edilmesinden sonra,
AKP'nin nasıl bir tutum takınacağı, yanıta
rağmen (şimdilik) belirsiz, ama çok
önemli. Öylesine önemli ki; bu, bir "rejim
sorununa", bile yol açabilir. Fakat
bu konunun biraz açıklanmasında yarar
var.
Daha önceleri de, aynı konuya defalarca
ve defalarca değinmemin yanı
sıra; salı günkü yazımda da, altını çizmiştim.
Fakat araya 1 Mayıs girdiği için,
konunun tamamlanmasını bugüne bıraktım.
Eğer laiklik, "egemenlikle" ilgili
bir kavramsa; yani laiklik, "bir toplumda;
yönetenlerin, yönetme yetkisinin
kaynağı ile ilgili", bir kavramsa;
o zaman, halk egemenliği ile, laiklik
arasında mutlak bir paralellik vardır.
Cumhuriyet Başsavcısı'nın iddianamesiyle
ilgili, fazla bir şey söylemek istemiyorum.
Zaten bu konuda ileri- geri
konuşma, yasal olarak da suç oluşturabileceğinden,
dikkatli ve duyarlı olmamız
gerek. Fakat internet üzerinden aldığımız
iddianamedeki suç kanıtları, benim
açımdan inandırıcı olmadı. Onları
bir yana bırakarak; bizim Fatih'teki evin
etrafında türeyen kara çarşaflıların, çoğalma
hızını saptasalar, çok daha inandırıcı
bir iddianame kaleme alabilirlerdi.
Gerçekten, kara çarşaflı hanımlarımızın
sayısı; sanki bir yerden işaret almışlarcasına,
inanılmaz bir biçimde arttı.
Eskiden, daha çok Çarşamba ve Draman
taraflarında görülen bu hanımlar,
şimdi Fevzi Paşa caddesinin, sağ tarafındaki
sokaklara dadandılar. Ne diyelim,
hayırlısı olsun. Bu da onların tercihleri...
AKP'nin, bu yargı süreci içinde, ne
yapacağı henüz belli olmadı. Ben
olsam, Anayasa değişikliğine gider ve
sorunu kökünden çözerim. Ancak bunu
yapabilmek için, MHP'yi de ikna etmeleri
ve biraz aşağıda vurgulayacağım nedenden
ötürü, işi referanduma bırakmamaları
gerek.
Kimi hukukçularımız; devam eden
bir davayla ilgili olarak, sonucu etkileyecek
bir değişiklik yapılamayacağını, bunun
"etik" olmayacağını ileri sürüyorlar.
Doğrusu son zamanlarda, etik kurallarının
hayli yıprandığını düşünüyorum.
Ve uçuruma itilmek istenen bir siyasal
kadronun, kendini kurtarmak için bu
yola başvurmasını, çok garip karşılamam...
Ancak, böyle bir anayasa değişikliği
önerisi, referanduma giderse; hiç
beklenmeyen, daha doğrusu, AKP'lilerin
hiç beklemediği, bir sonuç ortaya çıkabilir.
Eğer halkımız bu referandumu,
"laikliğin oylanması", olarak değerlendirirse,
ya da böyle değerlendirmesi
konusunda ikna olursa; öyle sanıyorum
ki, laiklikten ödün vermeyecektir.
Türk halkı, en az yarım yüzyıldır,
kendi kaderine egemendir ve birkaç kez
ara verilmiş olsa bile, çoğulcu demokrasinin
nimetlerinden yararlanmasını bilmektedir.
Zaten, çok partili demokrasiye
ara verilen dönemlerde, en kısa zamanda
çok partili demokrasiye dönüleceği
sözü verilmektedir ve bu söz, (12
Eylül'de biraz gecikmeli olsa bile), tutulmaktadır.
Laiklik, Türk halkının ruhuna işlemiştir.
Örneğin, Atatürk'ün yaşadığı
1920'li, 1930'lu yıllarda, bir referandum
yapılsa ve "laik düzenden mi
yanasınız, yoksa Hilafet'i geri mi
istersiniz?", diye sorulsa; laik düzene
sahip çıkanlar, azınlıkta kalırdı. 1930'lardaki
"Serbest Fırka" olayı, bunu gösteren
ilginç bir işarettir.
Aynı soruyu bugün sorsanız; tüm
partilerin aldıkları oyları da göz önünde
bulundurarak iddia ediyorum, halkımızın
yüzde 90'dan fazlası, laik düzene sahip
çıkar. Çünkü, laikliğin getirdiği,
"egemenlik hakkının", değerini bilir.
Eğer anayasayla ilgili yapılacak bir
referandum laiklik referandumuna dönüştürülürse,
AKP çok zora girebilir. Bu
nedenle, eğer anayasa değişikliğini referandumsuz
yapamayacaksa, bu yola hiç
başvurmaması gerekir.
Ayrıca; ülke öylesine "gerilir ki",
referandum sonucu ne olursa olsun hiç
kimse bir şey kazanamamış olur...
Yazarın son yazıları