Kemalizmdeki ideolojik boşluk
Şerif Mardin Türkiye'yi bir kere daha sallıyor. Onun "Mahalle baskısı" tanımlaması Ruşen Çakır'ın ifadesiyle, "bir yıl boyunca bir sopa gibi uluorta kullanıldı. Ülkede iyi gitmeyen her şeyin sorumluluğu dindarların, oradan hareketle de Ak Parti'nin..
"Laikçi muhalefet, Şerif Mardin'in
sosyal bilimler alanındaki itibarını,
"Ak Parti iktidarında Anadolu'da
dini baskının artması" söylemine
kanıt gibi kullandı. Başörtüsü
serbest kalırsa üniversitelerde başı açık
kız kalmazdı, Anadolu şehirlerinde içki
içilmez, hatta nefes bile alınmazdı.
Şerif Mardin, bir kere daha kürsüye
çıktı, bu defa "İmam öğretmeni
yendi" diyerek gündeme oturdu.
Şerif Mardin'in bu cümlesi de ilk
planda doğru anlaşılacak gibi görünmüyor.
-İmam öğretmeni yendi!
Bu, bu haliyle laikçi muhalefete uygun
bir ifade tarzı.
Kolayca "Ak Parti iktidarında başkası
olacak değildi. Bu hükümet bütün
yatırımını imamlara yaptı, öğretmeni
dışladı, hatta öğretmenleri bile imamlaştırdı,
sonunda da öğretmenin payına
mağlubiyet düştü!"
Otomatiğe bağlanmış bir zihin
dünyasının varacağı sonuç budur.
Oysa Şerif Mardin bir başka şey
söylüyor.
Bir kere söylediği çok "güncel"
değil.
Aşağı yukarı bütün "Cumhuriyet
dönemi" kültür gelişmelerinin tahlili
durumunda.
Bu sütun çerçevesinde kelime vermem
zor, ama Şerif Mardin'in özetle
söylediği şu:
-Osmanlı'da bir mahalle var.
Mahalle, camisi, imamı, imamın
okuduğu kitapları, tekkesi, tarikatı,
külliyeleri, esnafı ile kendi
başına bir birim oluşturuyor. Mahallede
"iyi, güzel, doğru" hakkında
bir düşünce var. İslami düşünce
tarzı o. Ancak bu düşünce
tarzı da fevkalade statik nitelikte
değil.
-Cumhuriyet döneminde, mahallede
bu olguya karşı alternatif
bir yapı getirilmek isteniyor. Orada
okul, öğretmen, öğrenci, öğrencinin
kitabı ve onunla birlikte
gelmiş bütün bir inşa var. İşte bu
inşa tam olmasa da bir ölçüde
kaybetti.
Şerif Mardin burada "neden kaybetti?"
sorusunun cevabını veriyor:
Ona göre sebep şu:
-Cumhuriyet'te "iyi doğru ve
güzel" hakkında çok derine inen
bir düşünce yok.
Sonra bir cümle daha kuruyor:
-Cumhuriyet öğretimizde,
"iyi, doğru, güzel"i derinliğine
araştıralım diye bir şey yok.
Bence bunun anlamı şu:
Kemalizm bir ideoloji gibi görünse
de, "iyi, güzel, doğru" gibi tüm insani
arayışların hedefini teşkil eden bir
sistem oluşturmuş değil.
Hatta Şerif Mardin'in "alternatif
yapı" diye işaret ettiği gibi, Cumhuriyet
kadroları, toplumun derinden
bağlı olduğu ve toplumun derinliklerine
nüfuz etmiş bulunan İslam'ın "iyi
güzel, doğru"larına karşı pozisyon
sergilemişler. Bu İslam - toplum ilişkisi
açısından negatif bir duruş.
Böyle bir durumda ne yapacaksınız?
İslam'ın etkilerini en aza indirecek,
onun yerine, İslam'dan çok daha güçlü
"iyi, güzel, doğru" kriterleri koyacaksınız?
İşte öğretmene, genel anlamda
okula, hatta sistemin tüm kurumlarına
bu misyon verildi.
Ama İslam, mahallede, İslam adına
bulunan kurumların tüm zaaflarına
rağmen yenilmedi.
Bunda, "alternatif yapı"yı kuracak
ideoloji olarak Kemalizmin kastedildiğini
düşünürsek, Kemalizmdeki
ideolojik boşluğun belirleyici etkisini
görebiliriz.
Şu ifadeler Şerif Mardin'e ait:
"Kemalizm hakkında uzun çalışınca
ne kadar kuru bir ideoloji
olduğunu rahatlıkla anlayabiliyorsunuz.
Bu ideoloji topluma
iyi, güzel ve doğru hiçbir şey vermemiştir."
(Zaman, Ekrem Dumanlı,
27 mayıs 2008)
Mardin'in dikkat çektiği olay, öğretmen
- imam çekişmesi değil.
Aslında, Cumhuriyet'in kurucu
kadroları da, tam anlamıyla "İslam'a
alternatif" bir yapı oluşturabileceklerini
düşünmüşler midir, bence tartışılabilir.
Bence, bizatihi kendilerinin İslam'la
ilişkileri açısından değil, toplumun
İslam'la ilişkisine objektif baktıkları
zaman, alternatif yapı üretiminin
ceffel kalem yapılamayacağını görmüş
olmalıdırlar.
O açıdan, "öğretmen" bir süre
karşıt misyon ile yüklenmiş olsa bile,
zaman içinde, "mahalle"nin kültürel
zemininden beslenmek zorunda kalmış
ve "İmam - Öğretmen denklemi"
ile bağlantılı olarak söylemek gerekirse,
"İmam'ın beslendiği zeminlere
kök salmak zorunluluğu"
nu hissetmiştir. Bu olgu, küçük istisnalar
dışında sistem içindeki tüm aktörler
için geçerlidir.
Şerif Mardin'den çıkacak sonuç
bence şu olabilir:
-Cumhuriyet kadroları, ya iyi, güzel
ve doğruyu içinde barındıran ladini
bir felsefeye oluşturmayı başarmalı, ya
da bunu başarması mümkün değilse,
toplumun İslam'da bulduğu iyi, güzel
ve doğru ile cedelleşmekten vazgeçmeli.
Çünkü bu cedelleşme bugüne
kadar başarı getirmedi.
Yazarın son yazıları