Büyük Taarruz
Yunan ordusunu, İnönü sırtlarında iki kez durdurmamıza karşın; İngiltere, Ankara'yı dize getirmek ve Sevr koşullarına razı etmek için, Yunan ordusunu bir kez daha elden geçirmiş ve en modern biçimde silahlandırarak, yeniden saldırıya geçirmişti.
Batı Cephesi, bu yeni saldırı karşısında tutunamadı ve Eskişehir
ve Kütahya düştü. Ordunun, çembere alınabileceğini hisseden, batı
cephesi kumandanı İsmet Paşa; orduyu, Sakarya nehrinin doğusuna
çekmek ve Ankara'yı savunmak üzere, mevzilenmek istedi. Bu
plan, Meclis'te ciddi tartışmalara neden olduysa da, Mustafa Kemal'in
de desteğiyle, bu plan kabul edildi. "Bu orduyu da yitirirsek,
yerine koyacak başka bir ordumuz yoktu"...
Ankara'da, bir "panik havası" olmasa da, ciddi endişeler vardı.
Zengin aileler, çocuklarını Ankara'dan çıkartıyor ve "içerlere",
gönderiyorlardı. Kayseri Lisesi'nin konferans salonuna, bir
Meclis kürsüsü yapılıyordu. Eğer Ankara düşerse, TBMM'nin Kayseri'ye
nakledilmesi düşünülüyordu.
İşte bu kritik ortamda; TBMM içindeki Mustafa Kemal karşıtları,
Mustafa Kemal'i zora sokmak için, ordunun kumandasını almasını
istediler.
"Bizi buralara siz getirdiniz. Ordunun başına geçin ve
bizi kurtarın", dediler.
Atatürk, "Memnuniyetle kabul ederim", dedi. "Fakat
Meclisimiz, her türlü yetkiyi ellerinde tutmak isteyen bir
Meclis. Oysa ki; cephede bir kumandan, ani kararlar almak
zorunda kalabilir. Meclisin, askeri konulardaki yetkilerini,
üç aylık periyotlar şeklinde bana devrederseniz, başkumandanlığı
alırım".
Mustafa Kemal'in bu talebi, haklı bir talepti. ve TBMM 5 Ağustos
1921 tarihli, 144 sayılı yasayla; askeri alandaki tüm yetkilerini,
üç aylık süre için, Mustafa Kemal'e devretti. Muhaliflerin silahı, geriye
tepmişti.
Bu yasayı, çok önemsiyorum. Zira Mustafa Kemal; tüm yaşamı
boyunca, TBMM idaresi karşısında, hep saygılı davranmışken;
bunun, iki istisnası olmuştur. Bunlardan biri; 144 sayılı yasanın, üç
aylık süresinin, üçüncü kez uzatılması sırasında çıkan tartışmalar karşısında
takındığı tavırdır. (Diğeri de; saltanat ve hilafetin birbirinden
ayrılması, TBMM karma komisyonunda tartışılırken, konuyu sürüncemede
bırakmak isteyen kimi milletvekillerini, tehdit etmesidir).
Gerçekten Mustafa Kemal, TBMM ve bu Meclis'i oluşturan idareye,
öylesine saygılıdır ki; en kritik en zor dönemlerde bile,
TBMM'ni kapatmayı değil, Ankara'dan Kayseri'ye nakletmeyi düşünmüştü.
Eğer Sakarya Savaşı yitirilse ve Ankara düşseydi, savaş
Kayseri'den nasıl yürütülürdü, bilemeyiz. Ama Mustafa Kemal'in son
düşüneceği şey, TBMM'yi kapatmaktı.
Günümüzde, TBMM'ni tek cümleyle kapatan, sahte ve sözde
Atatürkçüleri görünce, inanın hayretler içinde kalıyorum...
Sakarya sonrası; her iki ordu, hazırlıklarını arttırdı, Yunan ordusu,
elindeki toprakları kaybetmemenin gayreti içindeydi. Zaten
tel örgülü mevzilerini, İngiliz ordusu tahkim etmişti.
Ankara da, toplumu son bir fedakarlığa daha davet etti.
Türk
halkı, elinde avucunda ne varsa, bunu ordusuyla paylaştı. Doğu ve
Güney cephelerinden, asker takviyesi geldi. (Bu arada Sovyetler'den
gelen para ve malzemenin de, ihmal edilmemesi gerekir).
Ancak hazırlıkların uzaması, TBMM içinde sabırsızlığa yol açıyordu.
Mustafa Kemal karşıtları, bunu kullanmak istediler. "Başkumandanlık
Yasası", ilk kez 31 Ekim 1921, ikinci kez 4 Şubat
1922'de uzatıldıktan sonra, üçüncü kez 5 Mayıs 1922'de
TBMM'nin huzuruna gelmiş ve uzatılması, bu kez reddedilmişti.
Mustafa Kemal, 6 Mayıs'ta cepheden Ankara'ya geldi ve
TBMM'deki bir gizli oturumda; bu yasanın, neden uzatılması gereğini
anlatarak, son bir kez uzatılmasını rica etti. 15 çekimser, 11 muhalif
oya karşı, 177 oyla süre uzatıldı.
Buhran aşılmıştı...
Bu arada Yunanistan, batı cephesinde ordumuzu durduramayacağını
anlayarak, yeni bir oyun planladı. 24 Temmuz 1922'de;
İngiltere'ye, Atina'daki büyükelçilik kanalıyla bir nota veren Yunanistan,
İstanbul'u işgal niyetini açıkladı. Fakat gerek İngiltere, gerek İtalya
ve gerekse (ve özellikle) Fransa, böyle bir girişime, izin vermeyeceklerini
ve göz yummayacaklarını açıklayınca; Yunanistan'ın bu hayali
de, noktalanmış oldu.
Müttefik devletler; öyle bir girişimin, başlarını ne denli derde sokacağının
bilincinde idiler.
Nihayet tüm zorluklar aşılmış ve hazırlıklar bitmişti. Artık söz silahlarda
idi...
Yazarın son yazıları