Adalet ve Kalkınma Partisi siyasi hayatımıza girdiği günden beri siyasi ve siyasi olmayan muhalifleri tarafından sürekli eleştirildi, yıpratmak için yoğun kampanyalar yürütüldü ancak hiçbiri etkili olmadı. Üstüne üstlük AK Parti eleştiriler sayesinde büyüdü. Fakat Ahmet Taşgetiren, Ali Bulaç, Hakan Albayrak gibi muhafazakâr yazarların AK Parti'ye karşı yaptıkları eleştiriler Hakan Aygün'ün dediği gibi muhalif partilerden çok daha etkili oldu. Yani muhafazakâr bir partiye en ciddi ve yıpratıcı eleştiri muhafazakâr kesimden geldi.
İlk ciddi muhalefet
Osmanlı İmparatorluğu'nda Sünni esaslara dayalı bir resmi düşünce vardı. Zaman zaman bu düşünceye muhalif olanlar çıkmışsa da etkili olamamışlardı. Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı resmi düşüncesine ilk ciddi muhalefetin, Sünniliğin içerisinden geldiğini söyler. 16. yüzyılın ikinci yarısında İmam Birgivi, Osmanlı resmi düşüncesine karşı çıkmıştı.
İmam Birgivi verdiği vaazlarla halkı Kur'an'a ve Hazret-i Peygamber'in sünnetine dönmeye çağırdı. Birgivi'ye göre mezarlar üzerinde türbe yapılmamalı, türbelerde mum yakılmamalı, para ile Kur'an okutulmamalı, savaş zamanı dışında çalgı dinlenilmemeli, zengin çocuklarına para ile ilim payesi verilmemeliydi.
Birgivi para vakfetmenin caiz olmadığını söyleyince dönemin şeyhülislâmı Ebussuud Efendi ile çatıştı. Şeyhülislâm, Birgivi'ye halkın arasına fitne sokmaması tavsiyesinde bulundu.
Kadızâdeliler
Birgivi'nin kendi döneminde devlet ve halk katında fazla itibar bulmayan fikirleri, 17. yüzyılda oldukça popüler oldu. Birgivi'nin Hazret-i Peygamber'den sonra ortaya çıkan her şeyin reddedilmesi fikrini benimseyen Kadızâdeliler hareketinin öncüsü Kadızâde Mehmed, devlet ve toplum hayatında sarsıntıların yaşandığı bu dönemde hatipliğini de kullanarak, yıllarca halkı ve devlet kademelerini etkiledi.
Kadızâdeliler, Dördüncü Murad döneminden itibaren devlet kademelerinde ve İstanbul'da oldukça etkili oldular. Ancak Köprülü Mehmed Paşa, 1656'da sadrazam olunca muhaliflerini sindirmek ve yeni yönetiminde söz sahibi olmak için harekete geçmeleri bu hareketin sonunu getirdi.
YENİLMEZ TÜRK İMAJI
AK Parti mahalli seçimlerden açık ara birinci parti olarak çıktı ancak durdurulamaz imajını kaybettiği gibi yenilmezlik efsanesi de bitti. Muhalefet partilerine güven geldi. Aynı durum asırlar önce Osmanlı ile Avrupa arasında da yaşanmıştı.
İstanbul'un fethinden sonra Türk ilerleyişinin bir türlü durdurulamaması ve savaşlarda ardı ardına başarısız olunmasıyla Avrupa'da "Türkler'in yenilmez" olduğu anlayışı doğmuştu.
"Yenilmez Türk" imajı ilk olarak 1565'te Malta kuşatmasında başarısız olunmasıyla sarsıldı. Osmanlılar 1571'deki İnebahtı Deniz Muharebesi'ni kaybedince Avrupalılar kendilerine güvenlerini kazandılar.
Hristiyan dünyası, güç birliği ve sağlam bir iradeyle Osmanlılar'ın yüzyıllardır korku salan gücünün engellenebileceğini anlamışlardı. Yenilmez denilen Türk yenilmiş, Osmanlı'nın yenilmezlik efsanesi bitmişti.
Vah vah... Bu hallere de mi düştün!
Geçen hafta, Halil Berktay'ın Murat Bardakçı'nın yazılarından sonra ne yapacağını bilemeyecek bir hâle geldiğini, bu yüzden de bana ve İlber hocaya saldırdığını söylemiştim. Berktay'ın hızını alamayıp bu hafta Bardakçı'nın kedisine yahut balkonunda beslediği güvercinlerine falan saldırmasını bekliyordum.
Ancak, Berktay'ın durumu çok daha vahimmiş, eli ayağına dolandığı için her zamanki âdeti olan saldırmayı bile unutmuş, hatta yazı gününün geldiğini ve köşesini yazması gerektiğini bile hatırlayamamış.
Günler sonra aklı başına gelince dünkü yazısında yine hakaretlere başladı. Bana ve Bardakçı'ya "küçük beyinli" dedi. Berktay gibiler, ortaya dişe dokunur bir şeyler koymaktan aciz oldukları için, tek yapabildikleri sadece etrafa hakarettir.
Halil Berktay'ın dünkü yazısını okuduktan sonra "Yarabbi, aklımı başımda tuttuğun, beynimi birileri gibi bulandırmadığın, dolayısıyla yazı günümü unutturacak şekilde şoklara uğratmadığın ve ciddi şekilde yazıp konuşabilme yeteneğimde bir eksilme yaşatmadığın için sana şükürler olsun" dedim.
Yazdıklarımız yüzünden vücut kimyasında ve beyin fonksiyonlarında çok önemli değişmeler olduğu gözlenen Halil Berktay, bu yüzden, daha önce sorduğum asıl önemli soruya bir türlü cevap veremiyor.
Sorumu tekrarlayayım: Halil Bey, hangi alanda, ne zaman ve kimlerin bulunduğu jüri tarafından doçent yapıldığını açıkla! Merakla bekliyorum...
Allah düşmanımı bile Halil Berktay'ın durumuna düşürmesin, ona yaşattığı şokları kimselere yaşatmasın.
Başbakanlık, Erdoğan'ın sindirim sistemi operasyonunun ikinci ve son...
Trafik kazasında yaralanan AK Partili vekiller hava ambulansıyla...
Savcı geri adım atmadı. Mazeret bildiren MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın...
Usta gazetesi Mehmet Ali Birand, 28 Şubat dönemi ile ilgili tarihi...
BDP Diyarbakır İl Başkanlığı’nda ele geçirilen belgeler arasında PKK...