Favorilerime ekle  |   Ana sayfam yap  |   Arşiv  |   Mobil  |   Bugün Çocuk  |   Bugün TV  |   Genç Kalem  |   TV Rehberi
Bugün Gazetesi
02 Temmuz 2009 Perşembe
Toktamış ATEŞ
Toktamış ATEŞ
tokta@bugun.com.tr Google Facebook Del.icio.us Digg Favorilerime ekle Arkadaşına gönder Yazdır
Geçici 15. madde... (2)
Geçen yazımda; CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal'ın, 1982 Anayasası'nın geçici 15. maddesini kaldırma önerisinden yola çıkarak; 12 Eylül'ün, unutulan bazı gelişmelerini dile getirmiştim.
Normal 0 21 MicrosoftInternetExplorer4

Fakat o acı dönemde, öylesine çok olumsuzluk yaşandı ki; bunların birkaçını dile getirmeye bile bir köşe yazısının sınırları dar geldi. Bugün, birkaç husus üzerinde daha durarak; konuyu noktalamak niyetindeyim.

x x x

Bugün; mahkemeye çıkartılırsa intihar edeceğini söyleyen emekli diktatör ve arkasındaki dört kuvvet kumandanı; sözde demokrasiye geçerken, yeni partilerin kurulmasına inanılmaz engeller getirmişlerdi. Türk siyasal yaşamındaki siyasal partiler, çoktan kapatılmış ve bunların evraklarının önemli bir bölümü; kâğıt hamuru yapılmak üzere SEKA'ya gönderilmişti. Buna, Atatürk'ün kurduğu parti, CHP'nin yazışmaları da dâhildi. Bunlar işte öyle Atatürkçüydüler...

Bir siyasal partinin, kurulup; Ekim 1973'teki seçime katılabilmesi için belli sayıda kurucuya sahip olması ve daha da ilginci, bu kurucuların "cunta" tarafından uygun bulunması gerekiyordu. Beğenmedikleri "kurucuyu" veto etme yetkileri vardı. (Artık, bu muhteremlere bu yetkiyi kim vermişse...)

O zamanlar, CHP'nin devamı gibi görünen SODEP'i, seçime sokmamak için; önerilen kurucular veto ediliyordu. Bu vetolar, öyle tatsız noktalara uzanmıştı ki; İsmet Paşa'nın, 80 yaşındaki şoförü bile bu vetodan nasibini almıştı. Amaç, partinin kurulmasını engellemekti.

Ayrıca, partinin kurulması da yetmiyordu. Ülke çapında, belirli bir oranda, il ve ilçe teşkilatını kurmuş olmak da gerekiyordu ki; bu da, elbette bir başka engelleme yöntemiydi.

Ve tüm bu engellemeler sonrasında; seçimlere 3 parti girme yetkisi ya da yeterliliğini aldı. Turgut Sunalp'in MDP'si; Necdet Calp'ın Halkçı Partisi ve Turgut Özal'ın ANAP'ı.

Tüm diğer partiler ve partileşmeler engellenmişti.

x x x

Fakat "cunta"nın engelleme olanakları bunlarla sınırlı değildi.

Milletvekili adaylarını da "inceleyecekler" ve ancak "uygun buldukları" aday olabilecekti. (Bir de utanmadan; bunun adına demokrasi diyorlar ve bizden de bunu bekliyorlardı.)

Genellikle; cuntanın, Turgut Sunalp ve MDP'sini, iktidar olarak görmek istedikleri ve ANAP'ın, sürpriz yaparak iktidara geldiği zannedilir. Bu yanlış kanaat; bu alanda çalışan kimi araştırmacılarda bile vardır. Hatta, seçimden bir gün önce Sayın Evren'in yaptığı konuşmada, Özal'ı ve ANAP'ı eleştirmesinin; "ters teptiği" ve halkımızın, "onurlu bir yanıt" verdiği zannedilir ve bunun edebiyatı yapılır.

Oysaki bunların tümü yanlıştır. 12 Eylül'ün önünü açan "güçle" ANAP'ı ve Turgut Özal'ı oluşturan "güç"; aynı güçtür ve onların planlarına göre iktidara Sunalp değil Özal gelmeliydi. Ve tüm tezgâh buna göre kuruldu.

x x x

Yukarıda da vurguladığım üzere; siyasal partilerin listelerine alacakları adaylar da cuntanın incelenmesine tabiydi. Ve beğenmediklerini (elbette hiçbir gerekçe gösterme ihtiyacını duymadan) veto edebileceklerdi.

Seçimlerin hemen öncesinde; MDP'nin, "lokomotif" özelliğindeki pek çok adayı veto edildi. Bunlar listelerin ilk sıralarındaydılar. ANAP ve HP'den veto edilenler de oldu ama çok önemli olmayan, listelerin arka sıralarındaki adaylardı bunlar.

Aday vetoları gelince; MDP yönetimi seçimi yitirdiğini ve cuntanın, ANAP'ı iktidara taşımak istediğini anlamışlardı. Fakat yapacakları hiçbir şey yoktu. O dönemin, MDP'li siyasetçilerinin anılarında; bunlar net bir biçimde vardır. Doğan Kasaroğlu, Turgut Sunalp'e "Paşam seçimi yitirdik" deyince; Sunalp "Biliyorum" der. "Ama bunu kendin dâhil kimseye söyleme..."

Cuntanın gölgesinde yola çıkarsanız; bu gölge kalktığı zaman sığınacak bir yer bulamazsınız.

Ve seçimlerde 3 ay önce; yüzde 10 barajını aşıp aşamayacağını düşünen Turgut Özal, oyların yüzde 40'ını alarak iktidara geldi. Hem de ne geliş. Ve yanında kabine üyeleri ilk kez Çankaya'ya çıktığında; Evren'i bir güzel öperek minnetini de ortaya koydu.

Bugün, mahkemeye çıkarsa intihar edebileceğini söyleyen bu emekli paşa; acaba o günlerde neler düşünüyordu? Çankaya Köşkü'ne bir bavulla girdikten sonra bir TIR dolusu eşyayla çıkmasının ardındaki sırrı şimdiye kadar kimse soramamıştı...

x x x

12 Eylül'ü; böyle gazete köşelerinin sınırları içinde değerlendirmek elbette mümkün değil. Zaman zaman değindiğim konuları; umarım bir gün, bir anı kitabı çerçevesinde değerlendirir ve bu konuda ısrarcı olan öğrencilerimin ve arkadaşlarımın isteklerini de yerine getirmiş olurum. Bu konuda, değerli arkadaşım Ümit Gürtuna'ya da sözüm vardı ama; "Ümit Yayınları" çoktan kapandı. Ümit de Marmaris'te kayıplara karıştı!

Ancak kimi askerlerimizin bu olumsuzluklarına çanak tutanlar, elbette sivil siyasetçiler. Düşünün ki; en çok eleştirilen ve defalarca değiştirilme sözü verilen iki konuda da; verilen sözler iktidara gelindiği gün unutuluyor. Bunlar; milletvekili seçimlerindeki yüzde 10 barajı ve YÖK.

Bari söz vermeselerdi...



 Yazının Yorumları   



Yazarın son yazıları






Video galeri
http://www.bugun.com.tr/newsFiles/1/0/1/1/1/0/1/1/1/0/0/0/0/0/0/1/file/96003_video.jpg
Messi, futbolseverleri hayran bıraktı
http://www.bugun.com.tr/newsFiles/1/0/1/1/1/0/1/1/1/0/0/0/0/0/1/1/file/96006_video.jpg
Seedorf' tan 90'a muhteşem gol
http://www.bugun.com.tr/newsFiles/1/0/1/1/1/0/1/1/0/1/0/0/0/0/0/0/file/95873_video.jpg
ABD'nin üniformalı canavarı

© Copyright 2009 Koza İpek Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş. Tüm hakları saklıdır.
Bugün gazetesinde yayınlanan haber, yazı, resim ve fotoğrafların FSEK ve Basın Kanunu'ndan kaynaklanan her türlü hakları Koza İpek Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş'a aittir.
İzin alınmaksızın, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.