Sahip olduğunuz güç, karşısındaki rakibe göre değişkenlik gösteren bir şey.
Honved maçını izlerken gözümüze bir dev olarak görünen Fenerbahçe'nin aslında o kadar da olmadığını Beşiktaş karşısına çıkınca anladık. Savunmada sağlam duran, hava toplarında etkili olan, top rakibe geldiği zaman vantuz gibi oraya yapışan Beşiktaş, Kanarya'nın hazırlık maçları ve Avrupa'da olduğu gibi rahat rahat uçmasına izin vermedi.
Geçen seneyi çifte kupayla kapatan Beşiktaş, yeni transferleriyle çok daha sağlam olmuş. Her kademesi son derece disiplinle işliyor ve tam anlamıyla takım oyunu oynuyor. Fenenbahçe'deki takım oyunu anlayışı ise futbolcuların bireysel yetenekleriyle şekilleniyor. Ama futbol denen o sihirli dünyada takım oyunu oynamak ve iyi olmak her zaman sonuca yetmiyor.
Bir el, tüm emeklerin sonu olup penaltıyla noktalanabiliyor. Lig ve kupa şampiyonu olarak kendisini Süper Kupa'nın doğal sahibi olarak gören Beşiktaş, hakkı olan kupayı almak ve kupalarla noktaladığı sezona kupayla "Merhaba" demeyi çok istiyordu.
Aslında pek çok kişi öyle düşünüyordu. Alex bile Brezilya basınına "Bu kupayı neden biz oynuyoruz anlamadım. Ligi ve kupayı Beşiktaş kazanmıştı" demeci vermişti. Ama bakın ki kupayı da getiren biri penaltıdan olmak üzere Alex'in attığı iki gol oldu.
Fenerbahçe sezona kupa ile başladı. Kupa, kupadır... Umuttur, moraldir. Süper Kupa'daki mücadelenin özeti ise şudur; Bu sene Süper Lig süper geçer. Her ne kadar hakemler ikinci yarı siyaha dönsede ilk yarıda giyindikleri kırmızı formaya değinmeden geçemeyeceğim. Kırmızı dikkat çekiyor ve yaptıkları her hata iyice göze batıyor. Mümkünse yeşil giyinsinler ve stat zemininde görünmez olsunlar.