Yeri geldiği zaman marka değerinden dem vurulan, Avrupa Ligleri’yle boy ölçüştürülen ve 52. sezona “Merhaba” diyen Turkcell Süper Lig, bir jeneratöre teslim oldu.
3G’ye geçip, konuşmak yerine birbirimizi görmek için can attığımız şu günlerde, saha içinde futbolcular birbirini göremedi... Hadi buyrun buradan yakın.
Neyseki biz bize oynadığımız bir lig maçı da kol kırılıp yen içinde kalacak. Ya Denizlispor bu ülkeyi Avrupa’da temsil ediyor olsaydı da aynı şey orada yaşansaydı. Düşecektik elalemin diline. Tıpkı bir Fenerbahçe- Barcelona maçında olduğu gibi. Acaba Denizli’de maçların 90 dakikada tamamlanamaması Daum’un kaderi mi? Alman hoca’nın sonu olan o malum karşılaşma da sahaya atılan konfetiler yüzünden oynandıkça oynanmıştı.
Neyse gelelim ışıklar kesilene kadar yaşananlara; Fenerbahçe’nin sezona galibiyetle başlamasından çok Daum’un düştüğü yerden kalkması için büyük önem taşıyan bir maçtı Denizli’de oynanan. Alman hocayı, stresten onca Brezilya’nın içinde yalnız kalmasın diye adeta bağrına bastığı ve her fırsatta “Büyük golcü” olduğundan dem vurduğu Güiza kurtardı. UEFA Avrupa Ligi’nde Honved ile oynanan ilk maçta 3 gol atarak hat-trick yapan ve bir anlamda kendini aşan İspanyol, lige de “Dakika bir gol bir” diyerek start verdi.
Dos Santos çalımları, Alex’le paslaşmaları ve hırsıyla yine tüm taraftarın en sıkı Dos’tu oldu. Emre geçen seneden çok farklı. Roberto Carlos’un yokluğunda Vederson izleyenleri tatmin etmiyor gibi. Sonrası; ışıklar kesildi, maç durdu, futbolcular gibi izleyiciler de soğudu. Finalde; sahneye yine Güiza çıktı. “Denizlispor, ha attı ha atacak” diye heyecanla ve korkuyla bekleyenleri normale döndürdü.