10 yıldır "yarı Şileli" sayılırım. Hafta sonlarında vakit buldukça kendimi İstanbul'un oksijen ve yeşillik deposu olan bu şirin ilçesine atarım.
Artık esnafıyla dost olduk, sıkı da bir Şilesever şehirli ekibim var. Şile'yi özellikle kışın seviyorum. Yazın yüzmeye gelenlerin oluşturduğu kalabalık yok oluyor. Sakin küçücük Karadeniz kasabası havasına dönüyor. Kış bastırdığında, ormanlarda kurt-çakal sesleri de duyulmaya başlayınca, keyfine doyum olmuyor. Kısacası küçük bir yerde yaşamak isteyenlerin arayacağı her şey Şile'de var.
Gelin görün ki, trafik sorunu olmayan Şile'nin "trafik polisi sorunu" var. Öncelikle Şile'de nüfusuna göre çok fazla polis var. Başından sonu 1-2 kilometre uzunluğunda olan Şile'de her yer devriye arabası kaynıyor. Zaten jandarma da var, Jandarma trafik de... Yani polis sadece ilçe merkezinden sorumlu, öyle dağa köye gitmiyor. Bırakın dağı köyü, "Jandarma bölgesi" diye Şile'nin giriş ve çıkışlarında trafik kontrolünü Jandarma trafik yapıyor. Polisin doğru dürüst işi gücü yok.
Ortada suç da yok, yapacakları iş de yok. Ancak ilçe emniyet müdürü, yatmasınlar diye iş yaratıyor. Sürekli herkes devriye halinde. İstanbul'da yola çıksanız, 1 kilometrekarelik alanda o kadar çok polise rastlamazsınız. Boşta kalmasınlar diye sürekli devriye gezdiriliyorlar. İlçe emniyet binasında o kadar polisi oturtacak yer olmadığı için her devriye aracına 3-4 polis biniyor. İlçenin meydanında da sürekli 3-4 polis park etmiş halde arabada şekerleme yapıyor.
Hiç yapacakları iş olmadığından da ilçenin çarşıdaki caddesine kısa süreli otopark yerleri konuldu. Çarşı caddesi dediğim de 100-200 metre uzunluğunda. Trafik polisleri sürekli deli dana gibi dönüp, süreyi taşıran araçları uyarmak ve ceza kesmekle meşguller.
Şile'de kışın ya da hafta içi araç sayısı çok azaldığında bile, durum böyle. Dedim ya, hayatımda bu kadar çok ceza kesilen bir yer görmedim. Zaten hadi bazı illerde olabilir de polisin bomboş caddelerinde vatandaşa ceza kestiği başka bir ilçe olduğunu sanmıyorum. Olsa millet ayaklanır zaten. Polisin "ceza tuzakları" bu kadar da değil. İlçenin meydanı diyebileceğimiz, iki tarafında lokantaların yer aldığı, 20-30 metrelik kısacık caddesi olan "meydanımsı bir merkezi" var.
Kısacık asfalt yolun üzerinde, inanmayacaksınız ama birbirine 10 metre uzaklıkta iki tane yaya geçidi var. Tabii küçücük ve trafiği sakin bir yer olduğu için kimse bu yaya geçitlerini kullanmıyor. Her küçük yerde olduğu gibi, vatandaşa yolun her yeri yaya geçidi! Ama işin sırrı başka...
Yaya geçitleri aslında sadece polisin yayalara kurduğu "tuzak." Çünkü yol kenarlarına dikine araçlarını park edenler yaya geçidi çizgisinin üzerine geldiğinden araçları çekiliyor. Tahmin edeceğiniz gibi yine Polis Vakfı'nın bir nevi kibar soygunu. Arabanızı gidip çekilen otoparka astronomik para ve trafik cezası ödeyerek alacaksınız!
Durun daha bitmedi! Meydandaki 15 aracın sığabildiği asfaltın kenarındaki otoparkın 2 araçlık yeri kimsenin kullanmadığı yaya geçidine denk geldiğinden kullanılmıyor. Böylece 15 araçlık park yeri düştü mü 13'e! Bitmedi, 13 araçlık yerde 2 araç özürlülere ait. Oysa Şile'de daha özürlü olup aracını oraya park edeni bırakın, özürlü sürücüye bile rastlamadım.
Hadi vardır da biz göremedik diyeceğim ama amaç başka! Meydana aracını park etmek isteyen, yer bulamayınca özürlü işaretli yere park ediyor. Yarım saat içinde aracı hemen çekiliyor ve cezayı yiyor! Tabii, dışarıdan gelenlerin küçücük Şile'de, küçücük bomboş meydanda aracının çekileceği aklının ucundan geçmediğinden, "polisin yaya trafiği tuzağı" gibi "özürlü park yeri tuzağına da" düşen düşene...
Galiba polislere sabahtan akşama araç çektirerek, mesai doldurtuyorlar. Zaten dediğim gibi "araç çekme" işi olmasa, neredeyse adam başına birkaç polisin düştüğü Şile'de polis "işsiz" kalacak. Bu satırları da trafik polisiyle ya da polisle başım derde girdiği için yazmıyorum.
Dedim ya, Şile'nin yerlisi gibi olduğumdan ben polisin kurduğu tuzaklara düşmüyorum. Hatta polis arkadaşlara bu yazdıklarımı aynen yüzlerine karşı söylüyorum, onlar da "Haklısın ağabey" diye gülüyorlar. Benim anladığım, İstanbul'a yakın bir ilçe olduğu için Şile'de polislik yapmak isteyen çok var. Yazları da nüfus çok artıyor diye, Şile'nin polis kadrosu çok fazla.
Yaz aylarında sayılarının fazla olmasına ve bol bol araç çekmelerine diyeceğim yok ama yılın 10 ayı polis Şile'de çok sayıda gereksiz polis var ve iş yapmış olmak için millete eziyet çektiriyorlar. Aslında yapılması gereken Şile'ye temmuz ve ağustosta İstanbul'dan takviye göndermek, o kadar! Polislere takıldığımda topu belediyeye atıyorlar. Bizim başkan Can Tabakoğlu'nun milleti Şile'den soğutmak için polisi devreye soktuğuna inanasım gelmiyor. Ama yeni İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ya da bizatihi İçişleri Bakanımız Beşir Atalay, şu işe bir baktırsa iyi olur. Çünkü hem kaynak israfı hem de halka eziyet var! Aslında benimki tam "kaşınma!"
Çünkü polisin çektirdiği eziyet benim işime geliyor. İstanbul'dan ve başka yerlerden bu şirin ilçeye gelenleri geldiklerine pişman edip, bir daha gelmeleri engelleniyor. Böylece Şile nispeten daha az kalabalık oluyor. Zaten az nüfuslu Şile'yi kalabalık Şile'ye tercih eden benim gibilerin işine geliyor...
Ama yerli turizme dayalı yaşayan Şile Belediyesi'nin ve Şileliler'in bu eziyet nasıl işlerine gelir anlayamadım gitti!