En muhteşem kısım, "mozaik" kısmına ben de bayıldım ama aradan 24 saat geçince, "aklıma şeytan düştü" istemeden...
Başbakan "Cem Karaca" dedi...
Salonda "çıt" yok gibi...
Başbakan "Ahmet Kaya" dedi...
Salonda "hafiften kuvvetli" bir alkış...
Başbakan "Said-i Nursi" dedi...
Salonda yer yerinden oynadı...
Başbakan her tarafa eşit mesafede durdu ama alkışlar pek eşit durmadı...
Hep söylüyorum, Başbakanın partisindeki çözmesi gereken "asıl sorun" budur!
"Merkez partisinde" alkışlar eşit olmalı!
xxxxxxxxxxxx
Cem Karaca ne kadar mağdur?
Yine de AK Parti tabanının hakkını yemeyelim...
Tamam dini meselelere ve dini kişiliklere çok duyarlılar da...
Bir de şöyle durum var...
Said-i Nursi sistemle kavga etmedi ama hep dik durdu. "Gandi taktiği"yle takdir topladı. Vicdanlarda son kazanan o oldu, mezarından cesedini çıkarıp yok etmeye çalışanlar değil...
Keza Ahmet Kaya, hayatında bölücülük yapmadı. Ama Kürt kimliğinin arkasında durdu. Said-i Nursi gibi dik yaşadı, dik öldü!
Kongrede alkışı az alan Cem Karaca'ya gelince durum farklı. Solcularca "dönek" olarak fişlenmesi çok önemli değil. Cem Karaca kaçakken Türkiye'ye dönmek için devletten "aman" dilendi. Özal'ın kıyağıyla Türkiye'ye döndü. Derdini çekmeyene laf kolay ama dik durmadı!
Yani Cem Karaca, maalesef "final"ini Ahmet Kaya ya da Said-i Nursi kadar iyi yapamadı. Onlar kadar "gizli komünist sistemin kurbanı" olmadı...
Bu yüzden de "alkış azizliğine" uğradı...
AK Parti kongresindeki "resimdeki gözyaşları" için üzgünüm!
Xxxxxxxxxxxxxxxx
Said-i Nursi'nin mezarı nerede?
Özel TV'ciliğe ilk bulaştığımda işin peşine düştüm. O dönemde Nurcu gruplar içinde en popüleri ya da siyasete en bulaşmış, bu yüzden de en ulaşılabilir olanı Yeni Asya grubuydu. Demirel'in desteği ve/veya Demirel'in arkasında durmaları da onlara güç sağlıyordu.
Said-i Nursi'nin cenazesinin 1960 ihtilali döneminde "türbeye dönüşmesin" diye askerler tarafından kardeşinin huzurunda Urfa'daki mezarından çıkarıldığı biliniyordu.
Sonrası için rivayet muhtelifti. Güya yeri bilinmesin diye uçaktan denize atılmıştı.
Önce olayın gerçekleştiği tarihte Milli Birlik Komitesi'nin kudretli üyelerinden olan Türkeş'e gittim. Kameraya, "denize atılmayı" kesinlikle yalanladı. Isparta civarına gömüldüğünü ama yerini bilmediğini söyledi. Yaşayan birkaç Milli Birlik Komitesi üyesi de aynısını söylediler.
1991 yılı olsa gerek... Kameramanımla önce Isparta'ya ve sürgün yıllarını geçirdiği Barla'ya gittim. Kitap okurken veya risalelerini yazarken, evinin penceresinden direkt üzerine geçerek adeta tünediği ağaçtan çok etkilendim. Said-i Nursi ölürken etrafında olan "ağabeyler"den yaşayan sonuncusu ile saatlerce röportaj yaptım. Mezarın yerini kameralara söylemiyordu. Ama iyi niyetime öylesine inandılar ki, "off the record" olarak mezarın yerini gösterdiler.
Mezar, Isparta Devlet Mezarlığı'nın arka giriş kapılarından birine çok yakın ve üzerinde isim bulunmuyor. Ve işin aslı Said-i Nursi'nin kendisi de mezarının türbeye dönüşmesini istemiyordu. Bu yüzden Urfa'dan mezarı nakledilirken ailesi ve talebeleri en uygun olanın "bilinmeyen bir yere gömülmesi" olduğunu söylediler. Tabii, askerin isteğiyle rahmetlinin vasiyeti de çakışmış oldu.
Aradan bunca yıl geçti, vatandaşların akınına uğramasın diye "büyük sır" büyük özenle saklandı. Günümüzde Nurcu denilen çevreler de bu "gizliliğe" bizatihi "rahmetlinin arzusu" olduğu için sahip çıktılar.
Benim bildiğim budur!
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Salih KapusuzMeclis içtüzük krizini...
Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Ova beldesinin AK Parti belde başkanı...
AK Parti Bitlis vekili işadamı Vahit Kiler ile Bitlis Milletvekili...
CHP’de, muhaliflerin 26 Şubat kurultayının “ihtiyati tedbir kararıyla...