Bugün hayata pembe gözlükler ile bakıyorum. Bir gün olsun siz de öyle yapın.
Fenerbahçe kazanmış, Avrupa'da lider. Galatasaray da öyle, Beşiktaş ile üzüldük ama ne yapalım o kadar kusur kadı kızında da olur. Başkan Yıldırım Demirören'e edilen ayıba ve küfürlere girip canınızı sıkmak istemiyorum. O nedenle şimdilik pas geçeceğim, ama yenisi yapılırsa biliniz ki, bütün sempatilerini kaybedecekler.
Biz yine güzel şeylere dönelim. Bizim Kadıköy'deki futbolig kafe'de dostlarla birlikte seyrettik. Bir ara öyle bir hale geldi ki, coşku içindeki Galatasaraylı dostlar dayanamadı. "Yahu bunların işi Sivas maçından kolay oldu" dediler. Sonra yürüyerek Fenerbahçe Stadı'na indim. Maç ne olur diye soran kimdi hatırlamıyorum.
"Beraberlik Fenerbahçe'ye yeter, kazanmak için topyekun bastırıp kontra atak yiyerek işi zora sokmasınlar" dedim. Steaua beraberlik golünü atınca ligdeki son yarım saat sendromunu hesap ederek sıkıntılı dakikaların başladığını düşündüm. Ama Alex'i ve büyük maçların Fenerbahçe'sini hesap edememişim. Sildiler, süpürdüler sarı lacivertliler Romanya temsilcisini. Üstelik de sanki kendilerini pek sıkıntıya sokmadılar sanki.
Ne güzel olur bu gidişlerini sürdürseler. Bu yıl Avrupa Ligi finali Hamburg Arena'da oynanacak. Hatırlayanlar olacaktır, Fenerbahçe kalecilerinden Özcan Arkoç yıllarca oynamıştı Hamburg'da. Hem nostalji yapılır, hem de buradan gidenler ve oradaki gurbetçiler bütünleşir. Ne sansasyonel olur bir Fenerbahçe-Galatasaray finali. Hayali bile insanı mest ediyor...
Harika Gençler
Sizi bilmem, ben bugün saat 17.00'de televizyon başına çakılacağım. 17 yaş altı genç milli takımımızın Kolombiya ile oynayacağı çeyrek final maçını seyretmek için... Zaten Nijerya'daki bu şampiyona'da her maçlarını izledim. Ne kadar rahat, ne kadar güzeldiler. En önemlisi de çocuklarımızın artık kavgacı, kabadayı hallerini bırakıp başarılarını centilmenlik içinde sürdürmeleri idi.
Tamam, yine kırmızı kartlar oldu ama onlar oyun gereği idi. Yoksa eskisi gibi hakeme itirazdan veya rakiple kavgadan değil. Sanıyorum kenardaki Abdullah Ercan'ın heyecanını kontrol etmesini bilen karakterinin de bunda etkisi var. Aferin Abdullah Ercan'a ne güzel takım seçmiş, yerleştirmiş. Galatasaraylı Barış'ın kardeşi Ufuk'un mücadelesine de bayıldım. Haydi çocuklar, yurt içinde büyükler, binlerce kilometre uzakta yurt dışında sizler, sevindirici haberlerinizi bekliyoruz, gözlerimiz erkanda olacak.
Can Bartu, Yaşar Mumcu, Bilica
Konuyu biliyorsunuz ama bir kez daha hatırlatayım. Yaşar Mumcu UEFA tarihinin ilk golünü atan futbolcu. Can Bartu da Fenerbahçe'nin Avrupa'da ilk golünü atan gönüllerin futbolcusu. Bilica ise 200'e dalya dedi. Amacım bunları söylemek değil, aslında ne kadar söylense yine de yetmez. Neden derseniz bazen futbolun nankör olduğunu söylerler. Bence futbol nankör değil, vefalı...
Vefasız olanlar bizleriz. Düşünün, geçen gün Yaşar Ağabey (Mumcu) ile karşılaştık. "Ne güzel ilk golü sen atmışsın UEFA'da" dedim. Gülerek yanıt verdi. 'Valla benim de haberim yoktu..." Neyse olan oldu, şimdi Fenerbahçe'ye, Federasyonumuza bir görev düşüyor. Başka da böyle ilkler varsa bir araya toplayıp bir plaketle onurlandırıp teşekkür etmek. İşte yalnız futbolun değil sporun bu tarafını eksik bırakıyoruz. Futbolun kültürü böylece gelecek kuşaklara aktarılır.
Yaptıkları iş şimdi çok basit gibi görünüyor. Bazıları nedense unutmak ve unutturmak istiyor. Yapmayın, etmeyin, biz unutsak bile tarih unutmaz. Benden kocaman teşekkürler onlara.