Son zamanlarda, parlamentoiçi veya parlamentodışı muhalefet odaklarının tavırlarını gördükçe, yâdıma hemen âmâlarla ilgili meşhur fıkra düşüyor.
İki görmez vatandaşımız, aynı masa etrafında oturmuş birlikte dolma yemektedirler. İçlerinden birisi karşısındakine der ki: "Arkadaşım! Neden dolmaları çifter çifter yutuyorsun?" Diğer görmez vatandaşın cevabı şu olur: "Yahu! Sen de benim gibi âmâsın. Benim çift yuttuğumu nereden biliyorsun?" Karşı cevap şöyle gelir: "Ben öyle yapıyorum da..."
Yıllar yılı, bu ülkede seçilmişler üzerinde türlü çeşitli yöntemle, askeri, bürokratik ve hukuki vesayetler uygulayanlar, antidemokratik ve hatta gayriinsanî yöntemlerinin artık eskisi gibi etkili olamadığını görünce feryadı basıyorlar: "İktidar sivil vesayet uyguluyor..."
Hatta hızını alamayan birileri daha da ileri gidiyor: Sivil dikta... Sivil faşizm.
İleri sürdükleri elle tutulur hiçbir delil yok. Ama iddialarını allı pullu yorumlarla sürdürüyorlar. Yıllar yılı yapageldikleri gibi.
Eğer demokrasi denen yönetim, Demos'un yani halkın ülkeyi yönetmesi demekse, bir sivil vesayetten nasıl söz edilebilir? Bu öylesine anlamsız bir iddia ki, bir babaya çocuklarına karşı, "Evlatlarına karşı babalık taslıyorsun!" demek gibi bir şey.
Uygulaya geldikleri yöntemleri kısaca hatırlamakta fayda var. Her şeyden önce, geçtiğimiz günlerde Sayın Başbakan'ın bir konuşmasında sözünü ettiği gibi bir "korku tüneli" oluşturuyorlar. Bu tünelin inşasında kullandıkları temel malzeme, "Ordu+CHP+yargı kurumları=Gerçek iktidar" sloganını başta üst düzey bürokratlar olmak üzere tüm yöneticiler arasında yaygınlaştırmak. Ne gariptir ki, bu ittifakın adı "Cumhuriyetçi İttifak." Cumhurun, yani halkın seçtiklerinin ülkeyi yönetmesini engellemek üzere kurulan ittifakın adı, "Cumhuriyetçi ittifak." Tıpkı ulusun temel menfaatlerine taban tabana zıt olarak kurulan, ulusalcı çetecilerin ismi gibi. "Vatanseverler Cephesi" vs.
Dayandıkları somut malzeme ise halen yürürlükte olan, darbe ürünü 1982 Anayasası'nın maddeleri arasına serpiştirilen, lastik gibi her yöne çekilebilen kavramlar ve ifadeler. Eğer bu elastiki kavramlar olmasa idi, Sabih Kanadoğlu üretimi 367 rezaleti ile yüz yüze gelir miydik?
Bunun dahi işlemediği durumlarda son çare, kimi Anayasal kurumların, kuruluş ve işleyiş esaslarına aykırı bir biçimde içtihatlarda bulunması. Danıştay'ın farklı dönemlerde verdiği katsayı ile kararlarda olduğu gibi.
Bütün bunların hedefi, "Cumhuriyetçi İttifak"ın, seçilmişlerin ülkeyi yönetmesini engellemekti.
Şimdi, ötelere gitmiş olan bir tanıdığım, Sayın Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı adaylığının açıklandığı günlerde yanıma gelmişti. Misafirim, olup bitenlerden çok rahatsızdı. Çünkü kendisi "ulusalcı" ve dahi "Her şey ama her şey devlet içindir. Millet de devlet içindir" diye itikat edenlerdendi.
Kendini şöyle teselli ediyordu. (Tabii ki bana da mesaj veriyordu.)
"Şükür ki, ülkenin yönetimi seçilmişlere bırakılamayacak şekilde teminat altına alınmıştır."
Dostum şimdi ötelerde. "Yüce Mahkeme"ye hesap vermek üzere, mezarında sırasını bekliyor. Aynı zihniyetin hızlıları ise Silivri mahkemesinde sorgulanmaya devam ediyor.
"Sivil Vesayet", "Sivil Dikta" veya "Sivil Faşizm" iddialarını seslendirenler ise bilerek veya bilmeyerek aynı zihniyetin soft versiyonu olarak görev yapıyorlar o kadar. Gerisi hikâyedir.