Aynı perdelerin ardına saklanmışız yaz boyu. Birlikte uyumuşuz, birlikte uyanmışız.
Aynı aynayı kullanmışız sabah mahmurluğuyla, başucumuzdaki çiçeği birlikte koklamışız tomurcuk açtığında. Akşam haberlerini birlikte dinlemişiz, gece yarısı kurabiyeleri birlikte tırtıklamışız yatak ucunda. Aynı yastığa da baş koymuş muyuzdur bilemiyorum ama belli ki ben kapıdan o camdan girip çıkmışız odama... Kim bilir kaç hafta... Ama bir türlü karşılaşmamışız küçücük arıyla...
Ben yokken kitaplarımı karıştırması, makyaj malzemelerime, incik bocuğuma az biraz kıskançlıkla bakması, bardağımdaki meyva suyunu yalaması gözlerimin önüne gelebiliyor ara sıra...
Abartılı ifadeler kullandığımı düşünüyorsanız bir arıyla ilgili, yanılıyorsunuz. Ben onu, onun beni şaşırttığı kadar şaşırtmış olamam.
Temizlik yapıyordum odamda, küçük televizyonun altındaki işlemeli, biraz ağır örtüyü silkelemek için kaldırdım. Ve kenarından bir çeşit kozanın parçalar halinde döküldüğünü fark ettim. Arıcık şifonyerle örtü arasına bir yere bir ev yapmış meğerse. İstemeden evini bozmuş oldum. Yatağın kenarına oturup ne yapsam diye düşünmeye başladığımda açık camın kenarından küçük kanatlarını çırparak beni seyretmekte olduğunu fark ettim. Önce bir süre bana baktı, sonra eski evine yaklaştı, kontrol etti, indi, halıya dökülen tozları inceledi ve hızla açık camdan çıktı. Çok üzüldüm. Öylece oturdum birkaç dakika. Biraz sonra tekrar geldi. Önce yanıma gelip bir tur attı sonra ağzında taşıdığı küçücük ölü bir sineği tam karşıma, camın kenarına fırlattı ve gitti. Galiba “evimi dağıttın, al yemeğimi de sana bırakıyorum “ dedi. Emin olduğum tek şey bana küstü.
Mucize kelimesini gökten inecek kanatlı canlılara ithaf eden ve sürekli onları bekleyenlere yazıyorum bu yazıyı. Kanatlı mucizeler bizimle zaten.
Arıların peteklerini yapmaya tek bir noktadan değil dış taraftan başladıklarını, ortada son bir petek gözünde buluşuncaya kadar, hepsi aynı ölçüde yüzlerce altıgen gözenek yaptıklarını, altıgen formun bir alanı boşluk kalmadan bölen en uygun şekil olmasının yanı sıra balmumunda da en büyük tasarrufu sağladığını, boş hali 40 gr gelen bir petekte yaklaşık 2 kg bal depoladıklarını, bal üretmek için ihtiyaçları olan polenlerin yerlerini güneşe bakarak, geometrik hesaplarla bulduklarını biliyor muydunuz? Bunu nereden öğrendikleri bir teknik bilgiyle yapıyorlar acaba? Onlarca matematikçi, tasarımcı biraraya gelse kalem, kağıt, cetvel, hiçbir şeyleri olmadan bu petekleri bu şekilde yapabilirler mi?
Arılar mimari bilgiye sahipler, balı koruyacak en iyi malzemenin balmumu olduğunu biliyorlar ve bunu kendi karınlarından üretiyorlar. Üstelik iş bölümü yaparak. Görevleri arasında, işçilik, bebek bakıcılığı, temizlik, güvenlik var. Ve kraliçe arıya büyük bir saygı duyuyorlar. O bebek yapıyor, binlerce işçi arı hem bebeklere hem kraliçeye bakıyorlar. Kovanlarını temizliyorlar. Böcek artıklarını yani yemeklerini mumyalama benzeri bir işlemle saklıyorlar (bazen benim evde). Hijyene önem veriyorlar. Kovanlarına bilim adamlarını şaşırtan mükemmel bir havalandırma, nemlendirme ve ısıtma sistemi kurabiliyorlar.
Peki Birleşmiş Milletler’in bir raporunda mayın temizlemek için arıların kullanılmasının önerildiğini biliyor musunuz? Colin Hendersen isimli bir araştırmacı iki yıldır arıları mayın bulma konusunda eğitiyormuş. Sizin anlayacağınız bir de laf dinliyorlar.
60–70 bin arı bir karanlık kovanın içinde birbiriyle savaşmadan, iş bölümü yaparak, vardiyalı çalışarak yaşayabiliyorlar, biz insanlar bir avuç toprak üstünde birbirimizle geçinemiyoruz. Okullar bitiriyoruz, iş hayatında mevkiilere geliyoruz, teknolojide, tıpta ilerliyoruz, uzaya mekik yolluyoruz, çok paralar çok mallar kazanıyoruz ama
savaşmadan duramıyoruz. Ya kendimizle ya başkalarıyla... Kırmızıda durmayı bile beceremiyoruz hala. Yaratılışı bir daha düşünmek lazım...
yaratılışa çok güzel dikkat çekmişsiniz , hepimizin düşünmesini sağlamışsınız en azından okuduğumuz süre için de ...
sırf hayvanlar alemi mucizeler diyarı zaten. geçen gün gazetele çıkan çıtalarla ceylanın yanyana resmini görmedik mi? karınları toktu herhalde yemediler ceylanı. insan olsa orada dayanamaz vururdu. zarar vermeden birşeylere duramıyoruz işte çok haklısınız. düşünmek lazım biraz.
arıların neden yaratıldığını anlamak mümkün... görene tabii... bir de insanların neden yaratıldığını anlasak... düşünene tabii...
maşaallah güzel bir yazı olmuş =) devamını sabırsızlıkla bekliyorum..
söylediğiniz gibi yaratılışı bir daha düşünmek lazım. her an, tüm gerçekliğiyle =))