Hırs cehaletin çok yüksek bir rafında durur, zordur fark etmek, yalnız eğitimsizlikle ilgili değildir ne yazık ki. Kitap kitap üstüne okunsa da bilgi bilgi üstüne eklense de Allah korkusunun yokluğu girerse damarlardan içeri eksik kalır “adam olmak’. Adam olmak insan olmaktan uzaklaşır. İlginçtir ki, Allah Allah sesleri bu yoksunluğu gidermeye yetmez.
Güç hoşgörüsüzlüğü de taşır sırtında, bir kambur gibi. Ahlaki değerler kolay çöker gücün ağırlığı altında. Sabır uçar gider. İyiye, güzele yönlenebilecek ne varsa sevgi, saygı, hoşgörü adına kanatlanmaya başlar. Savrulur gider başka başka düşüncelerin postal sesleri arasında. Darbe de gelir beraberinde, ihanet de, cinayet de...
Gücün vicdanı yoksa küçücük çocuklar da bombalanır büyük kentlerin göbeğinde, eli daha sevdiğinin eline bile değmemiş gencecik askerler de vurulur dağ tepe nöbetlerde. Kadınlar da katledilir uydurma törelerle, gencecik kızların başı da kesilir gizli törenlerle. Ülkelerin sınırları mayınlarla çizilir, minarelerden de nefret edilir, kiliselerden de.
Ve tabii adaletin kanatlarını hedef alır gücün zehirli okları. Güç ve adalet mecburi yürütülen bir evliliğin tarafları gibidirler. Ne boşanabilirler birbirlerinden ne yok edebilirler birbirlerini. Etrafa karşı uyumlu, örnek alınacak bir ikili gibi görünmek zorundadırlar. Çoğu zaman herkes bilse de neyin ne olduğunu bu oyunu seyreder insanoğlu. Birbirlerini yok etmek için samanaltı çalışır yaşlı çift. Ama ölümün çok yakın olduğunu unuturlar hep. Bir gün bir bakarsınız adalet kendi gücünü koruyor halkı koruyacağına, güç ise kendi adaletini uyguluyor. Kimse bir gün hesap vereceğini düşünmezse onlara o elleri, o gözleri, o beyinleri verene, güç dünyayı kirletir. Değil memleketi evreni verseler yetinmez güç sahibi. Keşke sorabilsek şu dünyadan göçüp gidenlere, hangi ceplerine doldurdular o güçleri, o hırsları, o küçük dünyaları.
Yeterince uzağı görebilmek ayrı bir zenginlik işte.