05 Şubat 2010 Cuma
Yazıyı küçült Yazıyı büyüt
Ahmet TAŞGETİREN
Ahmet TAŞGETİREN
atasgetiren@bugun.com.tr
Facebook ile paylaş Twitter ile paylaş Arkadaşına gönder Yazdır

Başbuğ'un sağduyusu

Türkiye, sivil-asker ilişkilerinde tarihi bir dönüm süreci yaşıyor.

Belli ki, sistemin askercil karakteri miadını doldurmuş bulunuyor.

Artık Türkiye'nin taşıyamayacağı bir yük haline gelmiş durumda.

"Demokrasi" öncelikli bir çağın içindeyiz ve Türkiye'nin şablonları, bu gerçekle çelişiyor.

1950'den beri bunun sancısı ile yürüyen bir ülke Türkiye...

Demokrasisi demokrasi olamamış bir ülke.

Askerin hem yasal metinler çerçevesinde hem de fiili (de facto olarak) olağanüstü yetkiler üstlendiği bir ülke. Askere, "sistemin sahibi" gibi bir konum verildiği ve askerin bu konumdan yola çıkarak ne pahasına olursa olsun (bunun içine demokrasiyi sona erdirme limiti dahil) ülkeyi ve toplumu kendi şablonlarına göre tanzim etmeyi "vazife" olarak gördüğü ülke.

Bu durum, ülkede kavga-gerilim, ne derseniz deyin, mutlak bir anormallik doğurmaktaydı.

Hep bir olağanüstülük oluşturmaktaydı.

Hep bir "Asker gelir mi-Gelir" beklentisine yol açmaktaydı.

Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı dahil, Türkiye'nin hemen tüm devlet kademelerinde görev yapmış bulunan Süleyman Demirel'e atfen gündeme gelen şu söz Türkiye'nin son 60 yılının özetidir:

"1960'tan sonra Başbakanlar odalarında hep darağacı gölgesi görürler." 

Böyle bir durumun, başbakanların ya da sivil kadroların ruh dünyasında nasıl bir travma oluşturacağını tahmin etmek zor değildir.

İşte şimdi, Türkiye  bunun muhasebesini yapıyor.

Bu muhasebeyi yaparken, asker adına yapılmış yanlışlar da, en uç iddialara kadar gündeme geliyor.

Bunların gündeme gelmesi, kimi askerlerin yargı huzuruna çıkması, askerin elinde bulunduğu farz edilen ve yetki gibi algılanan şeylerin geri alınmasına yönelik adımlar, muhtemelen askeri cenahta kimi kırgınlıklara yol açıyor.

Bazen de, askerin arkasında rol üstlenerek statü kazananlar, aslında "normalleşme" diye nitelenebilecek bu sürecin askeri yıprattığı temasını işleyerek, bir gayrı memnuniyet ortamını beslemek istiyorlar.

Bu süreçte, Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ'un takındığı tavrı ben sağduyulu buluyorum.

Muhtemelen sürecin görünmeyen yüzünde bu sağduyu daha belirgin durumdadır. Başbakan'ın en son "paslaşıyoruz" sözüne yansıyan, daha önce de benzeri bir izlenimi yansıtan sözler, sürecin sağlıklı işlemesi için, hükümetle Genelkurmay Başkanı arasında iyi bir iletişim bulunduğu izlenimi veriyor.

Benim anladığım şu:

Başbuğ, TSK'nın bugüne kadar taşıdığı yükün artık taşınmaz hale geldiğini görüyor ve TSK'yı tartışmaların odağından çıkarmak istiyor. Demokrasinin kuralları ne ise onun işlemesinden yana bir Genelkurmay Başkanı söz konusu Başbuğ'un şahsında...

Bunu açıkça ifade ediyor.

Belki bu çerçevenin içini doldurmakta açı farkları oluşabilir. Ama en azından iletişim zemininin korunması önemli.

Bu noktada, Hürriyet ekibine yaptığı değerlendirmeleri ben dikkat çekici buluyorum.

Şunlar, Sayın Başbuğ'un Hürriyet aracılığı ile kamuoyuna duyurduğu şeyler:

"EMASYA kaldırılabilir. EMASYA'ya aşırı önem verildi. Olmadık yerlere çekildi. Bu protokole gerek yok. Kanunda yetki var."

"5442 sayılı kanun çok açık; 'Vali, genel ve özel tüm kolluk kuvvetlerinin amiridir.' Bunu hiçbir şekilde değiştiremezsiniz. Her şey valilinin direkt emir komutası altındadır. Mesela İl Jandarma Alay Komutanlığı. Bu kanunda çok açık, değişmez."

"Bizim toplumsal olaylar kapsamında Silahlı Kuvvetler'in kullanılması en arzu etmediğimiz durumdur. Halk ile karşı karşıya gelmesini ister miyiz askerin? Tabii ki hayır. Hangi ordu ister ki? Kanun emrederse tabiî ki görevimizi yerine getiririz. Ama onun haricinde halkla karşı karşıya gelmeme hassasiyetimizin bilinmesini istiyoruz. Bana asker olarak sorarsanız, ben de istemem. Bazıları diyor ki, 'TSK, toplumsal olayları ve EMASYA protokolünü bahane eder. Böyle şey olur mu? Tam tersine. Biz halkla karşı karşıya gelmeme konusunda hassasiyet içindeyiz." (Hürriyet, 4 Şubat 2010)

Başbuğ'un Hürriyet'te demecinin yer aldığı gün, İçişleri Bakanlığı bir açıklama yaparak EMASYA protokolünün kaldırıldığını açıkladı.

EMASYA konusunda gelinen bu noktanın, bu süreç içinde askeri müdahaleler için dayanak oluşturduğu bilinen TSK İç Hizmetler Kanunu 35'inci madde ile ilgili olarak da gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Başbuğ'un bu konuda da, herhangi bir zorlayıcı iklim oluşmadan inisiyatif kullanmasının, TSK'nın imajı açısından çok faydalı olacağı düşüncemi de bu arada ifade edeyim.





Yazarın son yazıları









  • Son Dakika
  • Çok Okunan
  • Çok Yorumlanan

9 terörist öldürüldü

Bingöl'de 9 terörist ölü ele geçirildi...

İDO seferleri iptal edildi

İstanbul Deniz Otobüsleri'nin bazı seferleri hava muhalefeti...

Yolcu otobüsü devrildi

Yolcu otobüsü devrildi. Kazada ölü ve yaralılar var...

PKK ile şiddetli çatışma çıktı

Hakkari’nin Çukurca ilçesine sızmaya çalışan PKK’lıların saldırısı...

Okullar tatil edildi

Yoğun kar yağışı nedeniyle eğitime ara verildi...

Uludere’de komplo kuruldu

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Uludere olayının hükümete yönelik...

PKK ile MİT'in Oslo anlaşması

Hakan Fidan ve yardımcısı Afet Güneş’in Oslo’da terör örgütünün...

Dehşete düşüren MİT belgeleri

Türkiye MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve eski müsteşar Emre Taner’in...

PKK'dan hain tuzak

Diyarbakır’da terör örgütü yandaşları tarafından bir bankanın...

‘Mike’ olunca kıymete bindi

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, afet yönetimi konusunda söylediklerini...

Mehmet Baransu'dan şok iddia

Gazeteci Mehmet Baransu kendisini takip eden MİT görevlilerini...

Tatil Budur.com'dan, 2012 erken rezervasyon fırsatları başladı. Ege ve Antalya otelleri'nde ki ucuz tatil fırsatlarını kaçırmayın. Bilgi ve rezervasyon için : (0216) 709 0 709
Erken rezervasyon fırsatları

Bugun Gazetesi internet sitesinde yayınlanan haber, yazı, resim ve fotoğrafların FSEK ve Basın Kanunu'ndan kaynaklanan her türlü hakları Koza İpek Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş'a aittir.
İzin alınmaksızın, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.