Favorilerime ekle  |   Ana sayfam yap  |   Arşiv  |   Mobil  |   Bugün Çocuk  |   Bugün TV  |   Genç Kalem  |   TV Rehberi
Bugün Gazetesi
06 Şubat 2010 Cumartesi
Aykut IŞIKLAR
Aykut IŞIKLAR
aisiklar@bugun.com.tr Google Facebook Del.icio.us Digg Favorilerime ekle Arkadaşına gönder Yazdır
Bir starı da gülerek yolcu etsek... Suç kimin?
Yaa Allah'ınızı severseniz bu konuda bari muhalefet yapmayın.

AK Parti'yi halkın gözünden düşürmek için Meg Ryan'ın gidişi bile malzeme! Evet, kadın aşırı ilgiden rahatsız oldu ama kimin ilgisinden... Medya yüzünden deyin şuna... Aynen geçmişte ağlayarak gidenler gibi...

Evet, ünlü yıldız gitmedi resmen ülkemizden kaçtı. Ama bunu o Hürriyet ilavesinde yazıldığı gibi lacivert elbiseli AK Partili yöneticilere bağlamak iftira olur. Kadın ülkemize gelen tüm dünya starları gibi gazetecilerden kaçtı. "Bir star da ülkemize gelsin güle oynaya dolaşsın giderken de yüzü gülsün..." Hepsi koşar adımlarla uçağa bindi, yüzündeki ifade "Bir daha mı ülkenize gelirim. Allah göstermesin" der gibiydi. Sadece sevgilisini yemek masasında bırakıp kapıda özel pozlar veren Bruce Willis küfür etmeden gitti.

Bir kare daha fazla fotoğraf çekmek için birbirinin üstüne çıkanlar, kamerası ile en yakın arkadaşının gözünü çıkaranlar kaçırdı Meg Ryan'ı... Şayet karşısındaki gazetecileri görüp "Şu Türkler ne kadar vahşi insanlar" dememişse bana da yuh olsun.

Meg Ryan yeni bir şey yapmadı. AK Parti'ye çamur atacağımıza geçmişi düşünelim. Hangi dünya starı ülkemizden güle oynaya gitti? Hepsi aynı güzel duygular içinde geldi, kavgadan çıkmış gibi küfürler ederek gitti. O zamanlar AK Parti mi vardı?

Bu gelenek 1973 yılında başladı. TV günlük hayatımıza girince, gazete foto muhabirlerine özel bir korku geldi. Bakarsın şefi veya müdürü olayı TV'de izler ve bir saniyelik görüntüye takılır. "O sahneyi sen çekemedin mi" diye de sorar... İşte bunu yaşamamak için böyle oldu kameramanlar. Kare kaçırmamak için o saniye katil bile olur.

TRT'nin Kaçak dizisinde Dr. Kimble rolünü oynayan Davit Jannsen ülkemize gelmişti. İşte foto muhabirlerinin yabancı konuk karşısında birbirini yemesi o günlerde başlar. Sonraki yıllarda özel TV kameraları da gelince... Ülkemizi çok çirkin gösteren bu görüntüler her star kişi gelince yaşanmaya başladı. Kaçak'a Kapadokya'yı gezdiren tercüman kız şarabı fazla kaçırınca neler yapmıştı, dansözler zorla kucağına oturup poz veriyordu... O zaman AK Parti değil CHP vardı iktidarda. Şimdilerde müdürlerin gözüne girmek için iftira atan editörler ve gazeteciler ise babasının aklında birer portakal idi...

"Müzisyenler üç yıl sonra çok para kazanacak"

Ruhun gıdasıdır müzik. İnsan oldukça müzik de olacaktır. Sadece şekil değiştirir... İlk insan taşlara vurarak müzik yapıyordu, şimdi ise stüdyolarda bilgisayar ile...

Müziğe gönül vermiş, müzikten ekmek parası kazanan herkesin bu düşünceyi unutmaması gerekiyor. Hele hele "Müzik bitti" diye havlu atanlar... Canlı müzik yapılan birkaç eğlence yeri kapandı diye, albümler satılmıyor diye karamsar olmaya hiç gerek yok. Bilim adamları araştırmalara devam ediyor. Şu internetten şarkı çekme işini mutlaka halledecekler.

Bunu ben değil konunun uzmanı Deniz Erdem diyor. Bu zamanda Teoman, Göksel, Yalın, Hande Yener, Özgün, Bengü, Özcan Deniz, Berksan, Tuba Özerk, Ebru Yaşar, İsmail YK, Kibariye, Nazan Öncel, Tan, İzel, Rober Hatemo gibi şarkıcıları kadrosunda bulunduran bir yapımevinin patronu herhalde çok şey biliyordur. Herkes ağlayıp sızlarken Avrupa Müzik neden yolunda koşuyor? Neden GSM'den müzik yayını filan yağıyor...

Ama daha önemlisi teknolojinin son buluşlarını çok yakından izleyen bir kişi. Hep araştıran, bilgisayar teknolojisi ile müziği birleştiren bir yapımcı. Diyor ki "Çalışmalar bütün hızı ile devam ediyor. En geç üç yıl sonra internet aracılığı ile müzisyenler çok para kazanacak. Kuruşlar birikecek üç ayda bir servet olacak. Belki CD satışı daha da sembolik olur ama teknolojiden müzisyene çok para gelecek."

Deniz Erdem'in sözlerini ben çok önemsiyorum. Dediği tüm dünyada mutlaka gerçekleşecek.

Bundan 10 yıl önce bestecilerin haklarını bu kadar sıkı koruyan dernekleri var mıydı? Radyolardan-TV'lerden telif hakkı alamazlardı. Şimdi oteller asansörde çalınan müzik için bile telif ödüyor. Polis korsan CD'cileri yakalıyor, hakim hapse gönderiyor. Herkes bestesine sahip, haberi olmadan bile pazarlanıyor.

Madem müziksiz yaşayamayız, müzisyensiz de yaşayamayız. Onların sorunlarına bir şekilde çare bulacağız...

Bir avukat gazeteciyi Basın Konseyi ile tehdit edebilir mi?

Yıllardır TV'lerde kamera arkasında çeşitli görevler yapan yani TV emekçisi iki kişi Esin Yum ile Gül Taşlı, halen TRT'de program hazırlayıp-sunan Esra Ceyhan'ı mahkemeye verdiler. İddiaları sigortasız çalıştırılmak, maaşlarının eksik gösterilmesi, fazla mesai alamamak, ihbarsız kovulmak falan filan.

Esin Yum ile Gül Taşlı avukatlık vekâletlerini de geçen kış, gazetelerin birinci sayfasına geçen birkaç önemli davayı kazandığı için 'ünlülerin avukatı' olarak anılmaya başlanan Engin Yeşilyurt'a verdiler.

Dava dilekçeleri Beyoğlu 2. İş Mahkemesi'ne (2010-32, 2010-33), Beyoğlu 1. İş Mahkemesi'ne (2010-38) ve İstanbul 5. İş Mahkemesi'ne (2009-1114) verildi.

TRT'de halka "Sakın sigortasız çalışmayın, böyle patron varsa bana ihbar edin" diyen Esra Ceyhan'ın yanında çalışanlar tarafından mahkemeye verilmesi, böyle suçlanması toplum adına haberdir. En azından basının caydırıcı özelliğini yansıtır. Ben de hiç yorum yapmadan, "iddia" diyerek sizinle paylaştım.

Haliyle Esra Ceyhan'ın avukatı devreye girdi. Evimde eşim, gazete sorumlu müdür, hukuk servisi özetle aklına kim gelirse aradı. Yazı yayınlandıktan 5 gün sonra beni gecenin bir vakti buldu. Bilmiyorum kaç yaşında bir delikanlı. Belki de beni daha önce tanıştığı magazincilerden sandı. Yargıtay kararlarından girip gazetecilik öğretmeye kalktı, sabırla dinledim. Ama "Ben aracıyım, Esra Hanım vur kır parçala ne gerekiyorsa yap tarzında direktifler veriyor" deyince... Hele hele "Basın Konseyi'ne şikâyet et" gibi tehdidi duyunca bende sigorta attı. Kan beynime üşüştü. Esra Ceyhan kim ki 41 yıllık bir gazeteciyi avukatı aracılığı ile tehdit ediyor, kime, neden ve nasıl güveniyor? Bunları bir kenara koydum. Ama Basın Konseyi konusunda konuşacağım. Çünkü bu konuda pek çok gazeteci acayip rahatsız. Herkesin bilmesini istiyoruz.

Basın Konseyi nedir? Önce onu öğrenin. Konsey ve kararları bir gazeteciyi asla bağlamaz. Temennidir sadece. Gazeteciyi sadece bağımsız Türk mahkemeleri ilgilendirir. Ben Basın Konseyi'ne hiç üye olmadım, olmayacağım da. Bana bin tane kınama verse ne yazar? Onların kınama verdiği yazıma mahkeme "Eleştiri görevini yapmıştır" kararı verdi.

Avukat da olsanız, sakın ola ki "Seni Basın Konseyi'ne şikâyet edeceğim" diye bir gazeteciyi tehdit etmeyin şantaj yapmayın. Basın Konseyi'ne durumu bildirmesi gereken kişiler, Kanal D ve TRT'de emeğinin karşılığını alamadığını söyleyen medya emekçileri olmalıdır...



 Yazının Yorumları   



Yazarın son yazıları






Video galeri
http://www.bugun.com.tr/newsFiles/1/0/1/1/1/0/1/1/1/1/0/1/0/1/0/1/file/96171_video.jpg
Aytaç Durak canlı yayını terk etti
http://www.bugun.com.tr/newsFiles/1/0/1/1/1/0/1/1/1/0/0/0/0/0/0/1/file/96003_video.jpg
Messi, futbolseverleri hayran bıraktı
http://www.bugun.com.tr/newsFiles/1/0/1/1/1/0/1/1/1/0/0/0/0/0/1/1/file/96006_video.jpg
Seedorf' tan 90'a muhteşem gol

© Copyright 2009 Koza İpek Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş. Tüm hakları saklıdır.
Bugün gazetesinde yayınlanan haber, yazı, resim ve fotoğrafların FSEK ve Basın Kanunu'ndan kaynaklanan her türlü hakları Koza İpek Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş'a aittir.
İzin alınmaksızın, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.