07 Şubat 2010 Pazar
Yazıyı küçült Yazıyı büyüt
Gülay GÖKTÜRK
Gülay GÖKTÜRK
gokturkgulay@yahoo.com
Facebook ile paylaş Twitter ile paylaş Arkadaşına gönder Yazdır

EMASYA yeter mi?

EMASYA Protokolü artık yok. Yakında İç Hizmet Kanunu'nun 35 maddesi de tarihten silinecek.
Milli Güvenlik Siyaset Belgesi de bambaşka bir şekil alarak şimdiye kadarki kullanış amacına hizmet etmeyen bir belge haline gelecek; yani fiilen yok olacak.

Bütün bunlar, Türkiye'de rejimin yaşadığı büyük dönüşümün tezahürleridir. 1923'te kurulan yarı demokratik yarı askeri rejimin yerini sivil ve demokratik bir rejimin alması olarak tarif edebileceğimiz sürecinin adımlarıdır. Bu süreç geri dönülmez bir süreçtir. O yüzden de eski düzeni korumak isteyen sivil-asker bütün kesimlerin artık gerçekçi olmaya başlamalarında; değişimle inatlaşmayı sürdürmek yerine; devletin geçirdiği bu transformasyona uyumlu bir sivil-asker ilişkisinin nasıl oluşturulacağını, ordunun bu yeni döneme uyum sağlaması için neler yapılması gerektiğini ciddi ciddi düşünmeye başlamasında yarar var.

EMASYA Protokolü'ne dönersek;

Evet, bu protokol 28 Şubat rejiminin sembollerinden biridir ve kalkması sadece pratik sonuçları açısından değil, sembolik açıdan da önemlidir. 28 Şubat'ın bin yıl süreceğini uman sivil asker bütün kesimler açısından öğreticidir.

Ama biliyoruz ki, sorunumuz EMASYA Protokolü'nün kalkmasıyla bitmiyor. Karşımızda iç güvenliğin sivilleşmesi gibi çok daha büyük ve kapsamlı bir sorun var.

Daha temelde sorulması gereken soru şu: Askeri bir yapılanma olan jandarmanın iç güvenlikteki rolü demokratik bir rejimde kabul edilebilir bir durum mudur?

Parçası olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği normlarına göre (Mesela Avrupa Konseyi Polis Etiği Kuralları'na göre) iç güvenlik hizmetleri sivil otoritenin emir ve denetimi altında yürümesi gereken sivil bir hizmettir. Bunun da ötesinde, iç güvenlik sektörünün hizmetlerinin denetimi sadece merkezi hükümetin yerel temsilcileriyle de sınırlı değildir; sivil toplumun katılım ve denetimine de açık olmalıdır.

Oysa bizde, iç güvenlik sektöründe jandarmanın ağırlığına baktığımızda, Jandarma Genel Komutanlığı'nın asayişi sağlamakla görevli olduğu alanın 2005'te Türkiye yüzölçümünün yüzde 91'ini kapsadığını görüyoruz. Deniliyor ki, bizim mülki idare sistemimizde jandarma birimleri illerde valilerin, ilçelerde ise kaymakamların -yani sivil otoritenin- emir ve denetimi altındadır. (Yani sivil otoriteye bağlılık şekli olarak sağlanmıştır.)

Oysa bunun kağıt üstünde bir kural olduğu Türkiye'yi biraz tanıyan herkesin bildiği bir gerçek. Çünkü jandarma birimleri kağıt üzerinde illerde valilere, ilçelerde kaymakamlara bağlı olsa bile, Jandarma Genel Komutanlığı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası ve örgütlenme biçimi, terfi ve sicil sistemi, personel eğitimi ve öğretimi açısından Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı.

Peki biz, sicil amiri Jandarma Genel Komutanlığı olan bu birimlerin mahalli sivil otoritelere bağlı olarak çalışabileceğine; valiler ve kaymakamlar tarafından yönetilip denetlenebileceğine nasıl inanırız? Daha da ötesine geçerek bu güçlerin Avrupa normlarının öngördüğü gibi şeffaf olabileceklerine, sivil toplum kuruluşlarının katılımına ve denetimine açık olabileceklerini nasıl umabiliriz?

Nitekim, mülki ve idare amirleri de bunun mümkün olmadığını düşünüyor. İçişleri Bakanlığı Strateji Merkezi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin birlikte yürüttüğü bir araştırmanın sonuçlarına göre ( Mülki İdare Amirleri Araştırması) mülki idare amirlerinin yüzde 84.1'i kolluk güçleri üzerindeki yetkilerinin yetersiz olduğunu düşünüyor. İstenen yetkiler arasında özellikle "jandarma üzerinde sicil ve disiplin yetkisi" yüzde 89.4 ile öne çıkıyor.

Kısacası, iç güvenliğin sivillerin denetiminde olması jandarmanın bugünkü yapısıyla mümkün değil. Gerçek durum, ordunun jandarma üzerinden İçişleri Bakanlığı bünyesindeki polis

teşkilatına paralel bir görev alanı oluşturmuş olduğu gerçeği... Üstelik bu görev alanı sürekli olarak genişletilmeye (EMASYA protokolü örneğinde olduğu gibi) çalışılıyor; polise görev devri söz konusu olduğunda büyük bir direnç gösteriliyor.

Jandarma bu yapısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nin rejim üzerindeki siyasi rolünün birincil araçlarından birisini oluşturuyor. (Murat Aksoy, Jandarma, s. 213, Almanak Türkiye 2006-2008, TESEV)

Demek ki, EMASYA Protokolü'nün iptali, Türkiye'nin jandarma sorununu çözmesi için yapılacak işlerin sadece başlangıcıdır. İç güvenliği sivillerin denetimine almak ve Avrupa standardına getirmek için daha yapılacak çok şey, alınacak çok yol var.

 

 





Yazarın son yazıları






Yazının Yorumları (4 yorum)
askerler de asli görevleri olan dış tehdide yönelik eğitim ve faaliyetlerde bulunmak isterler.bu görev valilerin isteği üzerine yapılır ve 1997 de başlamamıştır 30 yıldan eskşsini ben yaşadım. emasya'nın ya'sı da yardımlaşmadır.depremde avcılar ve bağcılara ilk askerler ulaşmış ve yağmayı önlemek için kurtarma yanında nöbet te tutmuşlardır.şehir içinde ve ankara ile irtibat kurulamamış gölcükten gemi telsizinden ankara ile konuşulmuştur.dahaiki gün önce tanklar tekirdağda tipiden insanları kurta
seref tunca - 14:54 / 2010.02.12
hangi devlette silahlı terorle mucadelede sigortasıs görevlendilir
fağri - 21:01 / 2010.02.09
tsk savunma bkn.lığına bağlanmalıdır savunma bkn.lığı da sivil olduğunu meclise bağlı olduğunu hatırlamalı gnl.kur. sözcülüğü yapmamalıdır, asker sayısı ve askerlik süresi makul süreye çekilmelidir, askerlik hizmeti vatan borcu olmaktan çıkarılmalıdır. askerlik yapan herkese hayat rizikosuna göre maaş verilmeli. türkiye'de yaşamayan türk vatandaşları ile türkiye'de yaşayan türk vatandaşlarına eşit davranılmalı, ülke içinde yaşayanlar aptal yerine konup, cezalandırılmamalıdır.
bu kadar basit mi - 21:38 / 2010.02.07
bir kez kıbrısa girdik diye davaların tazminatların arkası kesilmiyor. geçmiş dönemde darbelerden zarar gören işkence gören öldürülen kişilerin gerek kendileri ve gerekse yakınları kayıplarını karşılamak üzere tazminat davaları açmalıdır. terörden zarar görenlerde pkk ve bdp ye tazminat davası açmalıdır. kayıplarını talep etmelidirler. darbeciler ve terör destekçileri ülkeye verdikleri zararı maddi olarak ödemelidir. yöneticilerin birinci görevi bu zararı ödettirmektir.
bu kadar basit mi - 21:31 / 2010.02.07



  • Son Dakika
  • Çok Okunan
  • Çok Yorumlanan

PKK ile şiddetli çatışma çıktı

Hakkari’nin Çukurca ilçesine sızmaya çalışan PKK’lıların saldırısı...

Uludere’de komplo kuruldu

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Uludere olayının hükümete yönelik...

PKK ile MİT'in Oslo anlaşması

Hakan Fidan ve yardımcısı Afet Güneş’in Oslo’da terör örgütünün...

Dehşete düşüren MİT belgeleri

Türkiye MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve eski müsteşar Emre Taner’in...

PKK'dan hain tuzak

Diyarbakır’da terör örgütü yandaşları tarafından bir bankanın...

‘Mike’ olunca kıymete bindi

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, afet yönetimi konusunda söylediklerini...

Mehmet Baransu'dan şok iddia

Gazeteci Mehmet Baransu kendisini takip eden MİT görevlilerini...

Konuşursam Türkiye sarsılır

Yapımcılığını ve sunuculuğunu Mehmet Ali Birand’ın yaptığı ’Son...

Özal ailesinden şok tavır

Turgut Özal'ın ölümüyle ilgili soruşturma Özal ailesinin tutumu...

İşte günün karikatürü

Kasım Özkan gündemi sizin için çizdi...

Ağrı- Van karayoluna çığ düştü

Ağrı- Van karayoluna çığ düştü, çok sayıda araç mahsur kaldı

Tatil Budur.com'dan, 2012 erken rezervasyon fırsatları başladı. Ege ve Antalya otelleri'nde ki ucuz tatil fırsatlarını kaçırmayın. Bilgi ve rezervasyon için : (0216) 709 0 709
Erken rezervasyon fırsatları

Bugun Gazetesi internet sitesinde yayınlanan haber, yazı, resim ve fotoğrafların FSEK ve Basın Kanunu'ndan kaynaklanan her türlü hakları Koza İpek Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş'a aittir.
İzin alınmaksızın, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.