Ben 40, eşim 32 yaşında. 15 senelik evliyiz. Çocuğumuz olmuyor. İkinci evlilik için eşimle konuşmayı denedim, tepkisi ağır oldu. Ama ben onu çok seviyorum. Eşime ne tavsiye edersiniz? Olayın dini boyutu nedir? Bunu önemseyeceğini biliyorum.
Bir kadının kocasının evlenmesini engellemeye hakkı var mıdır? Ben evlenirsem o boşanmayı isteyebilir mi? Eşim dinine bağlı, bana bu yönde onur yaşatan temiz bir insan. Çocuk için evlenmek istememden dolayı eşimin üzülmesi beni vebale sokar mı? (Rumuz: Ö)
Aralarında adaleti gözetmek kaydıyla birden fazla evliliğe Kur'ân izin veriyor. Ama bu bir emir değil, sadece bir ruhsattır.
İslam öncesi bazı kişiler 10'dan fazla kadınla evliydi. İslam bu sayıyı 1'den 4'e çıkarmadı, 13-14'den dörde indirdi, adalet şartını getirmesiyle de tek evliliği esas aldı.
İslam hukukuna göre, kadının hasta olması, çocuğunun olmaması ve geçimsizliğin ileri düzeye varması gibi durumlarda erkek için ikinci evliliğe müsaade edilmiştir.
Fakat hayatın gerçeklerini göz ardı etmemek gerekir. Bu konuyu eşinizle enine boyuna konuşun, değerlendirin, belli bir yere gelin, ona göre karar verip hareket edin.
Sizin haklı gerekçeleriniz olduğu gibi, eşinizin da haklı gerekçeleri olmalı. Sizin dini, akli ve mantıki delilleriniz olduğu gibi, eşiniz de soğukkanlı biçimde, olaya duygusal boyuttan öte bir yaklaşımla bakmalı.
Sizi engellemeye hakkının olup olmaması bir tarafa, olayın Kur'ân boyutuna ve kader yönüne bakmalı, aileyi ayakta tutacak düşünceler üretmelidir. Yoksa ne sizin üzülmeniz meseleyi çözer ne de onun üzülmesi... İleride belki bugünleri bile arar hale gelirsiniz.
***
Meselenin Kur'ân açısından bir başka yönü vardır ki; bu hem sizin hem de eşiniz için İlâhi bir takdirdir. Hakkınızda bu da hayırlı olabilir.
Kur'ân bu hakikati şöyle dile getiriyor:
"Göklerin ve yerin egemenliği Allah'ındır. O ne dilerse yaratır. Dilediğine kız çocuklar bağışlar, dilediğine erkek çocuklar bağışlar.
Yahut erkekli, kızlı ikisinden de verir. Dilediğini de kısır bırakır. Çünkü Onun ilmi her şeyi kuşatır, kudreti her şeye yeter." (Şûra, 42:49,50.)
Bu seçeneklerden hangisinin hakkımızda hayırlı olduğunu bilmiyoruz/bilemiyoruz. Biz işin zâhirine/dış yüzeyine bakıyoruz, acaba bâtınında/iç yüzünde ne var, tahmin yürütemiyoruz.
Aldatma olayı mahkemeye taşındı
Benim çok yakın bir akrabamın eşi, hanımını başka bir kadınla aldattı. Düzelir umuduyla 8 ay sabredip çabaladı. Olmadı, boşanma aşamasına geldiler. Ancak bu hanım kendine yapılanları hazmedemiyor ve "O kadına haddini bildireceğim" diyor. Ben, "Vebali var, Allah'a havale et" diyorum. Fakat kendisi "Kısasa kısas" diyor. Bu tip davranışlar caiz midir, böyle bir durumda tavrımız nasıl olmalıdır? (Rumuz: Seher)
"Aldattı" bir kelimedir, bir eylemin ifadesidir ama ne kadar gerçekçidir, ne kadar doğrudur ve hakikaten böyle bir olay olmuş mudur, yoksa sadece bir tahminden mi ibarettir, bir şüphe midir? Hatta bir dedikodu, bir iftira mıdır?
Çünkü bu tür meseleler İslâm'ın üzerinde durduğu, Kur'ân'da yer alan, en ciddi meselelerden birisidir. Nur Suresi'nin ilk iki sayfası bu konuyla alakalıdır.
Bir insanın hayatı, dini ve aklı ne kadar dokunulmazsa, namusu da o kadar dokunulmazdır. Kesin olmayan sözlerle bu meselede bir hüküm verilmemelidir, sabit olduğu kesinleşmeden tehevvürle hareket etmemelidir.
Olay mahkemelik olsa, İslâm hukuku, taraflardan ya itiraf etmelerini ister; itiraf etmezlerse dört tane görgü şahidi talep eder.
Bunlar olmaz ve ispatı yapılamazsa, hatta suçlanan erkekle kadın olayı kesinlikle reddeder, yemin etmeyi de kabul ederlerse, o zaman olayın şekli ve gidişatı değişebilir.
***
Bunun için "kısasa kısas" demek, daha büyük acılara ve problemlere sebep olur ki, bu yükün altından kalkmak çok zordur.
"Haddini bildirmek" de öyle kolay değildir. Çünkü eğer olay inandırıcı değilse, o kadının yakınlarının devreye girmesi, daha sıkıntılı gelişmeleri ortaya çıkarır, mesele önü alınması imkânsız hale gelir.
Burada tavrınız soğukkanlı olmalı, intikam duygusuyla hareket etmemeli, yangına körükle gitmemelidir.
Karı koca olarak bir arada yaşama imkânları kalmamışsa, boşanma gerçekleşinceye kadar sabırlı olmalıdır.
Zaten namusla ilgili meselelerde haklı olan dünyada da âhirette de karşılığını görür, haksız taraf ise burada da öteki âlemde de cezasını çeker. Bunda şüpheniz olmasın...