Takımda çok sakatın olması ve iskeleti oluşturacak oyuncuların uzun süre takımda yer alamayacağı düşünülürse "nokta" transferler ihtiyacı oluştu.
Başarılı ya da başarısızlık, oyununun performanslarına göre değerlendiriliyor ve edecektir.
Bu transferi yapan yöneticilerin, teknik direktörüyle birlikte transferlerin iyi çıkması sonucunda takdir edilirler ama kötü performans karşısında da doğal olarak ağır eleştirilere maruz kalırlar. Bu da doğaldır.
Rijkaard diyor ki "Nonda'yı ben gönderdim."
Neye göre? Sen Jo'yu Milan Baros'un sakatlığının uzun sürebileceği düşüncesiyle Nonda'nın alternatifi olarak düşünmen gerekiyordu. Ki Jo, UEFA Avrupa Ligi'nde oynayamayacak olmasına rağmen.
Lokal başarı için bu düşünce doğrudur ama Nonda'nın hem Süper Lig hem de UEFA Ligi için tutulması neden düşünülmedi?
Dos Santos'u alıyorsunuz; 3 yıldır ortalıkta yok adam, son 6 ayda 1 maç oynamış... Ve Santos'un oynayacağı mevkilere bir bakalım. Sağ tarafta Keita, Barış, Sabri; solda ise Caner, Kewell ve Arda, alternatifli olarak bu mevkilere neden böyle bir oyuncu tercih edilir?
Çaresizlikler bazen ani karar verme durumu getirir. Ama Santos gibi kurtarıcı niteliğinden uzak, kendi takımlarında oynamamış bir oyuncu ile yanlışların en büyüğü yaşanır.
Planlama ve strateji hatası yapılmıştır, bunu kabul etsinler.
Neill için "Yanlış transfer" deniyor. O mevkide çok oyuncu var.
Emre Aşık artık futbolu bırakma noktasında, Gökhan Zan desen "cam adam", Emre Güngör de aynı Gökhan Zan gibi her an sakatlanabilir endişesi veriyor. Geçen sezon bunu net olarak gördük.
Hakan Balta ve Mehmet Topal'ı ortada kullanabilirsin ama o zaman diğer bölgeler açık kalıyor.
Ara transferde 2 önemli yanlış yapıldı. Birincisi Dos Santos'un alınması. İkincisi Nonda'nın gönderilmesi...
Üzülerek söylemek isterim ki; takımın genel bütünlüğüne bakıldığı zaman Avrupa'da başarılı bir kadro oluşturuldu ama sorunun en büyüğü, Rijkaard ile ekibinin hala sistem arayışı içinde olması ve Galatasaray'ı geliştirebilecek en ufak katkılarını göremememizdir.
Erman Toroğlu...
Toroğlu, Lig TV'den ayrıldıktan sonra çeşitli yorumlar yapıldı. Tabii böyle bir duayenin bu şekilde ayrılması üzücü ama bir de gerçekler var.
Senelerdir hakem yanlışlarını değerlendiren, taraflı-tarafsız herkesin güvenini kazandığı yorumcuydu. Ve yürekli eleştiriler de yapıyordu, korkusuzca...
Bu ülkede gücün ne derece etkin olduğunu bile bile... Takdir de alıyordu, ben dahil.
Bu ne zamana kadar devam etti? 3-4 sene öncesine kadar.
Okurlar hafızalarını zorlarsa, her maç sonunda futbolcusundan teknik direktörüne, yöneticisinden taraftarına kadar hakem haksızlığını yaşamış her bireyin tek söylediği, tabii ki Erman Toroğlu'na güvenlerinden ve sağlıklı yorum yapacağından dolayı şuydu: "Erman hoca akşam ne diyecek?"
Bu ülkede bu güveni kazanmak kolay değil. Erman bunu başarmıştı. Ancak bunu devam ettiremedi.
Belden aşağı, insanların hoşuna gitmeyen, yorumun içinde olan kişiler ve o programı izleyen halkın da büyük tepkisini aldı.
Şansal Büyüka'nın ısrarla, "Aman hocam!" diye diye programın başına gelebilecek sorunlar ve davalara da engel olabilecek her türlü ikazı yapmasına rağmen; Toroğlu, hoş olmayan, geçmişte kazandığı güveni yok edercesine ısrarla bu yorumlarına devam etme ihtiyacı hissetti.
Nedenini kendisi biliyor. Yani senelerce büyük emek vererek kazandığı itibarı, güveni, saygınlığı yok etti.
Kendi ipini kendi çekti. Kimseye de kızmasın.