Prof. Dr. Yasin Aktay'ın, Sünni kesimin problemlerine de dikkat çeken konuşmasından sonra Arif Sağ, İbrahim Yiğit'e şöyle diyor: "Yahu İbo! Bu Sünniler'in derdi bizimkinden de çokmuş."
Arif Sağ ve Alevi kesimin önderlerinden hiçbiri şimdiye kadar böylesine yalın, samimi ve çıplak gerçeği söyleyemedi. Çünkü her iki taraf da karşı tarafın dertlerine vakıf değildi. Çünkü tarafların ileri gelenleri şimdiye kadar, aynı masa etrafında yüz yüze, insan insana medenice ve hasbi bir şekilde bir araya gelememişti. Uzak tepelerden birbirimize karşı konuşmuş ama birbirimizle konuşmamıştık.
Çalıştaylar taraflara bu fırsatı verdi. Katılma fırsatı bulduğum 30 Eylül 2009 tarihinde gerçekleşen 4. Çalıştay'da, en temel insani değerlerden biri olan empati duygusunun noksanlığını bizzat gözleme imkanı bulmuştum. Sünni kesimin kimi temsilcilerinin, Aleviler'in problemlerine bir hayli devletçi ve ulusalcı perspektiften baktıklarını görmüş ve kendilerini empati yapmaya davet etmiştim.
Yakın siyasi tarihimiz itibarıyla, ilk defa gerçekleşen bu çalıştay tecrübelerinin diğer sosyal sorunlarımızın da çözümünde önemli bir imkân olabileceği açıkça ispatlanmış oldu. Bunu gerçekleştirmiş olan Devlet Bakanı Sayın Faruk Çelik'i, Moderatör Sayın Doç. Dr. Necdet Subaşı'nı, Süleyman Bayraktar'ı ve emek veren mesai arkadaşlarını gönülden tebrik ediyorum. Umarım benzer sorunların çözümünde de bu yöntem benimsenir.
Bu vesileyle bir hususun altını çizmekte fayda var. Yakın geçmişimizde, bir "Menhus Zihniyet"in uzantıları, zaman zaman Sünniler'in arkasına veya yanına durmuş, onlara problemlerinin kaynağının bürokrasinin üst kademelerini işgal eden Aleviler'den kaynaklandığını fısıldamıştır. Aynı "Menhus Zihniyet"in bir diğer şom ağzı da Alevi vatandaşlarımızın yanına gitmiş, "İşte bu Yezidiler sizin mağduriyetlerinizin sebebidir" demiş, onları tahrik etmiştir.
Alevi vatandaşlarımızın da Sünni vatandaşlarımızın da hak mahrumiyetlerinin sebebi işte bu zihniyettir. Bu, zihniyet düşmansız ve tehditsiz yapamayan zihniyettir. Bu zihniyet tarafından, düşman yoksa bile, hayali ve sun'i düşmanlar ihdas edilir ve tarafların korunması için bu zihniyetin "koruma ve kollamasına" duyulan önem zihinlere telkin edilir.
Bu zihniyet, geçmişte karşımıza türlü çeşitli maskelerle çıktı. Bazen solcu, bazen milliyetçi; bazen de İslamcı, çoğu zaman laik maskesiyle karşımıza çıktı. Ama hepsinde aynı menhus zihniyetin temsilcisi idi. Döneme ve mekâna göre maske değişiyordu.
Bu Menhus Zihniyet"tir ki, nice canların canına mal olan çatışma ortamlarını hazırlamıştır. Maraş'ta, Çorum'da ve Sivas'ta.
Önümde, Avrupa Parlamentosu'nda tartışılan Türkiye Raporu'nun özgürlüklerle ilgili bölümü duruyor. Dört somut problemin altı çiziliyor:
· Heybeliada Ruhban Okulu
· Mardin Mor Gabriel Manastırı'nın durumu
· "İbadet mekânı" olarak Cem evleri
· Zorunlu din dersleri
Keşke, bu konular AB müzakereleri çerçevesinde burnumuza dayatılmadan biz bize sorunlarımızı çözebilseydik.
Keşke "Menhus Zihniyet"in tuzaklarını çok önceleri fark edebilseydik.
Vakit, "Alevi'siyle, Sünni'siyle, can ü gönülden "Gelin canlar bir olalım!" deme vakti.
Özgürlük, barış, huzur ve refah dolu bir Türkiye'nin inşası buna bağlı.