İki gece önce Bugün TV’de bir tartışma programı vardı. “Hayatın gerçeklerini saklayarak çocukları, gençleri korumaya çalışmalı mıyız?” sorularının sorulduğu bir tartışmaya tanık olduk. RTÜK tartışıldı, internet serbestliği konuşuldu, kimin kimi ne hakla ve ne kadar engellemesi doğru diye sorular soruldu ama şu bahse konu olan “hayatın gerçekleri” hangi hayatların ve kimlerin gerçekleri, o tartışılmadı.
Medeniyet düzeyi arttıkça toplumların, teknoloji geliştikçe, tıp ilerledikçe, bilgiye ulaşmak kolaylaşıp, bilgi paylaşımı yayıldıkça refahın, huzurun, mutluluğun da aynı oranda artması gerekmez mi? Peki dünyanın haline şöyle bir uzaktan baktığımızda her geçen yıl ahlaki değerlerin azalmaya başladığını, aile kavramının değiştiğini, değer yargılarının farklılaştığını, yalnızlıkla birlikte cinayetlerin, hırsızlıkların, tecavüzlerin, hem insanlara hem hayvanlara eziyetlerin arttığını görüyoruz. Bu ters orantının sebebi genç nesillerin “hayatta herşey mübahtır, genel bir doğru yanlış tanımı yoktur, güçlü olan kazanır” anlayışı ile yetiştirilmesi olmasın?
İnsanlığa sürekli olarak bu anlayışı empoze etmeye çalışanlara karşı savaşmak gerekmiyor mu? Ahlak anlayışımız, değer yargılarımız, karı, koca, aile, arkadaş, dost tanımlarımız, ayıp, günah gibi kavramlarımız, sevgiye, saygıya inancımız olmazsa insan olmanın hayvan olmaktan ne farkı kalıyor?
Devletin özel kanalları denetlemesi eleştirildi nedense. “Devlet çocukları nasıl koruyacağını biliyor da özel kanallar mı bilmiyor?” diye sorular soruldu. Gördüğümüz kadarıyla aynen öyle. RTÜK kimlerden oluşmalı o ayrı bir konu ama belli ki birilerinden oluşmalı. Ve evet, özel kanallar para kazanmak uğruna toplumun, gençlerin hatta çocukların ahlak anlayışlarını, aile kavramlarını derinden sarsacak programlar yayınlayabiliyorlar ve maalesef oto kontrolün olmadığı yerlerde birilerinin kontrolü ele alması gerekiyor.
Bırakın dünyayı bizim ülkemizde cinselliği paylaşma yaşı 13’lere inmişken, özellikle büyük ve gelişmiş! şehirlerde gece hayatı almış başını gidiyorken, gençler t-shirt değiştirir gibi bir çıktıklarıyla bir daha çıkmaz hale gelmişken, bir arkadaş grubu içinde bile herkes birbirinin sevgilisiyle çıkıp duruyorken, içki, sigara tüketimi çocuk denecek yaşta başlıyorken hele hele uyuşturu kullanımı çok ciddi bir şekilde artmışken, çevremizde evli kalmayı başaran çiftlerin sayısı parmakla gösterilecek duruma gelmişken, eşcinsellik hatta cinayetler bile özentiyle artmaya başlamışken, özellikle çocuk sahibi olan yetişkin, aklı başında bildiğimiz simaların hiçbir yayının, bir sunumun denetlemeye tabii tutulmaması, herşeyin serbest olması gerektiğini savunmaları bana çok garip geldi.
Girin manava taze meyvaların yanında çürükleri de görürsünüz. Bu da hayatın gerçeği. Ama çürükleri toplayıp eve getirmiyorsunuz değil mi? Peki bir sürü çürük düşünceyi niye evimize, hayatımıza sokuyoruz?
İnsan beyni müthiş bir mekanizma. Ama beyni asıl müthiş kılan onu çalıştıran ruh. İyinin de kötünün de bahçeleri ve bahçelerin ellerimize tutuşturulmuş anahtarları var. Ben bahçemin kirletilmesini istemiyorum.
Keşke tüm yayınlar ahlaki değerler çerçevesinde yapılsa da bir takım harflerden ve bedenlerden oluşan küçük topluluklar, üretilen eserlere, yapılan yayınlara hiç karışma ihtiyacı duymasalar. Zaman içinde sessizce yok olup gitseler... Ama belli ki iyiyle kötünün savaşında hep bir takım askerler, bir takım bekçiler olacak. Ve belli ki bu savaş kıyamete kadar sürecek.
İtalya'da 2008 yılında 103 çift tarafından kırılan rekor, farkla...
Eskiden kar İstanbul'a geldi mi, gitmek bilmez Boğaz ve Haliç bile...
İzmir’de yanan bir otomobilin arka koltuğunda 'parka gidiyorum' deyip...