Araba kullanmayı o yıllarda öğrenmiştim. Tarabya tepeleri bomboştu o zamanlar, hafta sonları arabası olan birkaç arkadaşımızla çalışırdık boş yokuşlarda. Ehliyet almaya annemin arabasını kullanarak gitmiştim. Kahverengi bir Şahin’di. Aklımca hava atmıştım imtihana girerken. Neyseki bir sorun çıkmamıştı, ehliyeti de hemen almıştım ama şimdiki aklım olsa bir yıldır araba kullandığımı anlatmazdım polise. Daha doğrusu ehliyetimi almadan araba da kullanmazdım. Kendimize güvenimiz o kadar kuvvetliydi ki, ne başka insanların hayatını tehlikeye atıyor olabileceğimizi ne de yakalansak başımıza neler geleceğini, ailelerimizi ne duruma düşeceğini düşünmemişiz. Gençlik işte...
Bir de Hisar’ın orada, mezarlığın tam önünde yol ikiye ayrılır kısa bir alanda. Gidiş alttan, geliş üsttendir. Ters yola girip orayı hızla geçmeyi marifet sayardık, hatırlıyorum. Şimdi düşünüyorum da ne büyük bir tehlike. Deli miymişiz neymişiz... Gençlik işte...
Yazlık maceralarımız vardı Silivri’de. Akşam yan sitenin diskosuna girebilmek büyük hayalimizdi o zamanlar. Elimize birer torba çekirdek alır, evdekilere iskelede laflamaya indiğimizi söylerdik. Yalanın sıkıntısı içimizde, süslü bir iki bluz küçük çantalarımızda, yarım saat içeri gireceğiz diye ne sıkıntı çekerdik... İyi ki başımıza birşey gelmemiş o karanlık tarla kılıklı bahçelerden geçerken. Gençlik işte...
Bir kere de bir arkadaşımızın babasının küçücük teknesini çalıp denize açılmıştık. Nereden bulduysak koca denizde yüksek bir kayayı, fena çarpıp dağıtmıştık tekneyi. Karaya yüzene kadar neler çektiğimizi şu anda bile ürpererek hatırlıyorum. Köpekbalığı korkum o gün başlamıştı. Niye çaldıysak? İstesek gezdirirdi zaten adamcağız hepimizi. Gençlik işte... Bütün yaz bahçe temizleyerek, araba yıkayarak geçmişti. Bütün yaz boynumuz büküktü... Uzun, çok uzun nasihatlar almıştık ama hapise atılmamıştık. Ya atılsaydık?
Sizin de vardır benim gibi bu sayfalara sığmayacak gençlik anılarınız. Sorumsuz hayatlar yaşamadık hiç birimiz. Onlar ayrı sohbetlere konu olur saatlerce... Ama yok mu hepimizin gençlik hataları? Şimdi hata dediğimiz yaramazlıkları? Bir canlıyı öldürmedikçe, sosyopat, psikopat falan değilseniz o yaşlarda ne büyük yanlışlar yapabilirsiniz ki?
Ya hapise atılsaydık her seferinde? Koğuşlarla tanışsaydı yarım beyinlerimiz hayatı yeni yeni tanırken? Ya hayatı hapiste tanısaydık? Ya konuşarak, okuyarak, seyrederek değil de dövülerek, itilerek, kelepçelenerek, soğuk taş duvarlar arasında büyüseydi bedenlerimiz? Ya kara tahtalar yerine coplarla öğretselerdi bize doğruları yanlışları?..
Hayatı sever miydik hala? Gökyüzü mavi ağaçlar yeşil görünür müydü eskisi gibi? Boş arsalarda top oynamak gelir miydi içimizden bir daha? Başkalarını sevebilir miydik? Güvenebilir miydik bir daha? Nezaketimiz mi artardı çevremize nefretimiz mi? Kibarlığa mı bürünürdü bakışlarımız şiddete mi? Okula gider miydik bir daha temiz formalar içinde? Düşeni kaldırmak için mi uzanırdı elimiz, itmek için mi? Kapanmayan yaralarla yaşamayı mı öğrenirdik sessiz sakin, başka yaralar açmak mı iyi gelirdi ruhumuza? Çocuklarımıza ne anlatırdık masal diye? Adalet, sevgi, saygı ne anlama gelirdi şimdi bizim için?
Şimdi nerede olurduk acaba?
İtalya'da 2008 yılında 103 çift tarafından kırılan rekor, farkla...