Zira siz ne denli "objektif" ve "yansız" kalmaya çalışırsanız çalışın; söylediklerinizi beğenmeyenler sizi hemen "yandaş" ilan ediyorlar. Ama "ona" yandaş; ama "buna" yandaş...
Ancak son günlerde gündemimizi hızla işgal eden "yargı fırtınasını" görmezden gelmemiz de pek mümkün değil. Ne de olsa "fildişi kulede" yaşamıyoruz ve bu fırtınanın getirebileceği sonuçları görmeye ve değerlendirmeye çabalamamız gerekir.
Şu son 3-4 gündür salt televizyon kanallarını dolaşarak edindiğim hukuk bilgisi; herhalde öğrenciliğim zamanında gerçekten üstat hocalardan öğrendiğim hukuk bilgisini "katladı" gibi. Oysaki Hüseyin Nail Kubalı, Sıddık Sami Onar gibi çok değerli hocalardan kamu hukuku okumuş ve tüm yaşamım boyunca bu alandaki bilgilerimi zenginleştirmeye çabalamıştım. Ancak galiba "usul hukuku" alanındaki eksikliğim günümüz gelişmeleri karşısındaki şaşkınlığıma sebep oluyor.
x x x
Bundan belki 30 yıl önceydi. Sultanahmet'te çok küçük bir evde kiracıydım. Ev inanılmayacak kadar küçüktü ama çevresi de inanılmayacak kadar güzeldi. Sabahları evden çıkıyor ve Sultanahmet Camii'nin karşısındaki açık hava kahvesinde; çiçekler arasında çayımı içiyor, simidimi yiyordum. (Kahvenin adı galiba "Mevlana" idi ve sahibi de "Drej Ali" namıyla bilinen ülkücü idi. Ama birkaç kez karşılaştığım bu genç adam son derece ağırbaşlı görünüyordu.)
Evin sahibi emekli bir yargıç idi. Taşınana kadar ilişkimiz çok iyiydi. Fakat eve 7-8 bin kitap taşıdığımı gördüğü zaman tam anlamıyla "külahları değişmiştik."
"Bu kitaplar yangın çıkarır; ya kitapları çıkar ya evi boşalt" diye baskı yapmaya başladı. Kontratım olduğu için çıkmaya hiç niyetim yoktu. Ama adama laf anlatamadım ve beni mahkemeye verdi. (Aslında; çoluk-çocuğu da olmayan iyi bir insandı. Gene emekli bir yargıç olan eşi, ben orada kiracıyken ölmüştü. Zaten o evi de Vefa Lisesi Vakfı'na bıraktı.)
Mahkemeden çağrı gelince hemen evin yakınındaki adliyeye gittim. Öylesine haklı görünüyordum ki avukat bir arkadaşa bile ricada bulunmamıştım. Fakat adliyede bir avukat arkadaşa rastladım. "Burada ne işin var" diye sordu. Olayı anlattım.
"Peki yazılı bir şey hazırladın mı" diye yeni bir soru yöneltti.
"Ne metni yahu" dedim; "Bu kadar haklıyken şekil şartlarına mı bakacağım?"
Arkadaşım güldü. "Bana hukuktan, adaletten söz etme" dedi. "Ben yasaların yorumu ve mahkemelerin tutumuyla; hukuk arasındaki farkı 20 yılda öğrendim. Sen bu kafayla bu davayı kaybedersin..."
Doğrusu söylediklerine hiç inanmadım ama sonunda söylediği gibi davayı kaybettim. Yasayla hukuk arasındaki farkı anlamaya işte böyle başladım...
x x x
Çoğumuzun ezberlediği isimlerle kafalarınızı karıştırmak niyetinde değilim, işin özeti daha doğrusu "özetinin özeti"; olağanüstü yetkili Erzurum Ağır Ceza Savcısı'nın gene birinci dereceden bir baş savcı olan Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı hakkında bir soruşturma başlatıp; bu savcıyı tutuklatması ve bunun üzerinde Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun Erzurum Savcısı'nın yetkilerini geri alması ve bu davadan uzaklaştırması biçiminde yaşandı.
Bu süreç yoğun bir "yargılama tartışmasına" yol açtı ve birbirini çürüten ya da çürütmeye yönelen farklı iddialar ortaya atıldı.
Bence bunların en önemlileri şunlar:
-Birinci sınıf bir savcının yargılanması ancak Yargıtay'da yapılabileceği için; acaba Erzurum olağanüstü yetkili savcısı böyle bir tutuklama isteyebilir miydi?
-Yargılama yetkisi olmasa bile; Erzurum Savcısı'nın "soruşturmaya" yetkili olduğu konusunda kimsenin itirazı yok. Ama acaba "tutuklama talebi" soruşturma çerçevesinde değerlendirilebilir mi?
-HSYK; aslında bir "idari kuruluş" olduğuna göre acaba böyle hızla Erzurum Savcısı'nın yetkilerini kaldırabilir ve davadan uzaklaştırılabilir miydi? Ayrıca bir müfettiş göndermeden ve bunun raporunu beklemeden dosyayı değerlendirebilir miydi?
- Yargıtay Sayın Başkanı ve kimi üyeleri; yapılan işlemin doğru olduğunu dile getirdiklerine göre; bu tutum bir "rey açıklaması" (ihsas-ı rey) sayılabilir miydi?
-Adalet Bakanı'nın açıklamaları da aynı biçimde değerlendirilebilir miydi?
- Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun bu kararı diğer yargıç ve savcıları baskı altına alabilir miydi?
x x x
Bu türden soruları çok artırmamız mümkün. Ama bence işin özü; bu soruların yanıtlarının aranmasında yatıyor.
Yazımın başında da değindiğim üzere; geceler boyu elimde TV "zaping aleti"; o kanal senin bu kanal benim dolaştım durdum. Bu alanda yetkin olduğunu düşündüğüm hukukçuların ve meslektaşlarımın görüşlerini bir kez daha dinledim. Ama karar veremedim.
Örneğin; bir yanda gençlik arkadaşım ve hem bilgisine hem insanlığına kefil olabileceğim Av. Turgut Kazan'ın görüşlerini dinlerken; biraz sonra gene gençliğimden beri aynı saflarda mücadele ettiğim Prof. Dr. Yücel Sayman'ın görüşleri...
Gel de işin içinden çık. Ama bir biçimde çıkmamız gerekiyor. Galiba usul hukukuna biraz ağırlık vermem gerekecek.
Azerbaycan televizyonuna konuşan Başnakan Erdoğan, 'Minsk üçlüsü...
18 yaşındaki gencin polise atmak için hazırladığı bomba elinde...
Türkiye'ye sığınan Suriyeli komutanları Esed'e satanlar tutuklandı.
Ağrı merkezde terör örgütü KCK'ya yönelik düzenlenen operasyonlarda...