Bu ise, gece ile gündüzün ihtilafı, renklerin ve dillerin başka başka oluşları keyfiyetinde yaratılış kurallarına uyumlu tabii bir durumdur.
Kişi vardır, "esma" tecellilerin bütününe, külli, umumi, asli ve en azami mertebede mazhardır. Kişi vardır, bazı tecellilere, külli, umumi, asli ve en azami mertebede mazhardır. Kişi vardır, tek bir ismin tecellisine aynı keyfiyetlerde mazhardır. Kişi vardır mazhariyeti cüzidir, hususidir, aslidir. Kişi de vardır, mazhariyeti hem cüzi hem hususi hem de zıllidir. Bir başka kişi daha vardır ki, hem tek bir ismin tecellisine mazhardır hem de bu mazhariyeti eksiktir, nakıstır, zıllidir.
Elbette tecellilerdeki bu ihtilaflar, kişilerin ve kişiliklerin ihtilafında birinci dereceden etkendir. Kişilerin ve kişiliklerin ihtilafı, istidatların, kabiliyetlerin ihtilafıyla eş anlamlı bir vakadır. İstidatların, kabiliyetlerin bu ihtilafı, anlama ve anlamlandırmanın da ihtilafı manasını taşır. Madem, sırasıyla bütün bu ihtilaflar, sebep-sonuç ilişkisi içinde birbirine dayanır ve hepsi de gayet tabii karşılanmak durumundadır. Öyleyse, anlama ve algılama ihtilafının sebep olduğu, görüş ayrılıklarının, düşünce farklılıklarının da gayet tabii karşılanması kaçınılmazdır.
İşte bu bağlamdadır ki, Peygamberimiz Efendimiz "Ümmetimin ihtilafı rahmettir" buyurmuştur. Bazıları, buradaki ihtilafa tefrika anlamını yükledikleri için hadise ilişmişler, uydurma olduğunu iddia etmişlerdir. Hâlbuki söz konusu kelimeye "alternatif düşünce/müspet ihtilaf" manası verilse şüphe ve tereddüt kalmaz ki bu söz ontolojik karşılığı da bulunan bir gerçeğin ifadesidir ve Peygamberimize olan nispete gayet layık cami bir kelamdır.
İhtilaf, insan mahiyetinin derece ve mertebe farklarına rağmen "esma" tecellisi olma gerçeğinde birleşmesi gibi, aynı gaye ve maksatta birleşme zaruretini de içerir. İster söz, isterse eylem planında ihtilafı tefrikadan ayıran en temel özelliklerden biri de budur. Tefrika, gaye ve maksatta ihtilaftır. İhtilaf ise, vesilelerde, vasıtalarda mevcut tabii ve zaruri tefrikadır. Aynı gerçeği başka açılardan görmek, aynı maksada başka yollardan gitmektir.
Aynı kökten gelmesi yönüyle ihtilaf kelimesi için söylediklerimizi muhalefet kavramı için de söylememiz mümkündür. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru ve insan nevinin kazandığı en entelektüel birikimlerinden biri olan sözlü ya da eylemsel muhalefet olgusunu tabii ve zaruri gerçeklilik bağlamında görmezden gelmek, insani faziletleri tümüyle reddetmekten farksız anakronik bir davranış bozukluğudur. Ne ki, onu maksadı aşan bir mecraya çekmek ve tefrikayla eş anlamlı tavır belirlemelerine yol açacak noktalara taşımak da aynı oranda bir davranış bozukluğu, bir bozgunculuk göstergesidir.
Muhalefeti, mutlak ret mekanizması gibi kullanmak da fevkalade yanlış bir tutumdur. İktidarın her ak dediğine mutlaka kara deme şartlanmışlığı ya da "Yanlış, iktidarın doğru dediğidir; doğru da tam tersidir" banal yaklaşımı, alternatif düşünce üretme aktivesini iğdiş eden öylesi muattal bir kısır döngüdür ki, kimseye yararı olmadığı gibi herkese zarardır. Bu zarardan en çok etkilenecek de hiç kuşkusuz milli birlik, beraberlik, milli mutabakat ve bütünlüktür.
İtalya'da 2008 yılında 103 çift tarafından kırılan rekor, farkla...
Eskiden kar İstanbul'a geldi mi, gitmek bilmez Boğaz ve Haliç bile...
İzmir’de yanan bir otomobilin arka koltuğunda 'parka gidiyorum' deyip...