Onlar en azından işçiye nasıl davrandıklarını ve yüzde 14'lere ulaşan işsizliğin nedenlerini, öz eleştiri büyütecinden bakarak anlatıyorlar.
Kimi patronlar ise, Milli Güvenlik Belgesi'nde "iç tehdit algılaması" haline gelen konu hakkında soru sorduğumuzda, hiç üzerlerine alınmayıp, "Sorun, yapısal şekerim! Hükümet, yıllardır süren bu konuda yapısal tedbirler almalı" diyorlar.
Oysa kazın ayağı hiç öyle değil! Çok sayın işverenler, iş vermeyi büyük lütuf olarak görüyorlar. Hele de 2001 krizinden sonra, yeni işçiye "öcü" gibi bakar oldular. Nasılsa, üç-beş kişinin işini pekala, bir-iki kişiye yaptırabiliyorlar. Çalışan, hiç sesini çıkaramıyor. Çünkü kapıda işsiz yığınları var. 10 kişinin alınacağı bir işyerine 2-3 bin kişi başvuruyor.
ÇALIŞANA LİMON MUAMELESİ
İş gücü piyasası, neredeyse sahipsiz işliyor. Başta Türk-İş olmak üzere sendikalar, işverenle oturup yeni bir vizyon geliştiremedikleri sadece ücret sendikacılığı yaptıkları için sürekli üye kaybediyorlar.
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir'le enine boyuna konuştuk. Açıkça, neden işsizliğin yapısal sorun haline geldiğini anlattı. İşçi alırken ve çıkarırken büyük fatura ödendiğini, bu nedenle de 2001 krizinden sonra işçiye ve işsize "günah keçisi" gibi bakıldığını söyledi.
Özellikle büyük patronlar, insana yatırım yerine makineye yatırım yapıp, mevcut çalışanlarını da adeta limon gibi sıktılar. Yoksa toplam verimlilikte her yıl yüzde 5-5.5 gibi bir oran nasıl yakalayabilirlerdi?
İşçiler de makineler gibi 'tıkır tıkır' çalıştılar, zam bile istemediler, yine de patronlarına yaranamadılar, limon gibi sıkıldılar.
Özdebir, bırakın gelişmekte olan ülkeleri, işçiye dayandırılan verimlilikte Almanya'yı, İngiltere'yi, Japonya'yı bile solladığımızı söylüyor. Buna rağmen yine de patronlar sürekli ağlaşıyor ve 'esnek çalışma' istiyorlar. Hani, küçük ve orta boy işverenleri anlamak mümkün de küresel krizde bile sürekli kâr eden büyük patronları anlamak mümkün değil.
ÇAKMA ÇİNLİ ÇIKTILAR
Uzun lafa gerek yok. Sizlere, çarpıcı ve somut bir örnek vermek istiyorum. 2008 yılı sonunda bankalarda olan nakit tasarruf tutarı 280 milyar lirayken, 2009 sonunda 502 milyar liraya çıktı.
Özdebir, bunun anlamını açıklarken, "Hiç kimse yatırım yapmadı onun yerine paralar bankaya yatırıldı" diyor. Gerçi o, bunun en önemli nedeninin girişimcilerin geleceği güvende olmamalarına ve önlerini göremediğine bağlıyor ama buna katılmak zor.
Yıllar önce koalisyon hükümetlerinden yakınan işveren kesimi, özledikleri istikrara bu iktidar döneminde kavuşmadılar mı?
Asgari ücretin gıdım gıdım artmasını bile kaldıramıyorlar. Avrupa Birliği (AB) standartlarına kavuşmak istiyorlar ama işçi çalıştırmakta "Çakma Çinli" gibi davranıyorlar.
Buna rağmen, Türkiye yine de Çin gibi büyüyemiyor. Yüzde 25'lere çıkan genç işsizlerin derdine deva olmak için öncelikle sanayi üretimi, tarımsal sektörlerin geliştirilmesi, ticaret, turizm ile hizmet sektörleriyle de istihdam paylaşımı gerekiyor.
Entelektüel sermaye düşünsel üretime değer vermek, resmi 3 milyon, gayriresmi 6 milyona çıkan işsiz sayısını azaltmada hükümetle girişimciler ve sendikacılar ortak platformda buluşabilmeli.
Yılın ilk ayında köprü ve otoyollardan 60 milyon 113 bin lira gelir...
THY, sosyal paylaşım sitelerinde duyurusunu yaptığı ve yolcularının...
Bursalı tekstilci Saydam'ın ürettiği ipek kumaşlar dünya starlarına...