Kürtler, Aleviler ve solcular, yapıp ettiklerinden dolayı birtakım sıkıntılara müstahak olmakta ve onları istismar eden, kimi Batılı kuruluşlar da bu kavram üzerinden ülkemizi aşağılamakta idi. (!)
Algı, üç aşağı beş yukarı böyle idi.
Derken, 28 Şubat meş'um ve menhus hadisesiyle karşılaştık. Dindarlara yönelik hak ihlalleri, özellikle başörtüsü ve İmam-Hatipler ekseninde had safhaya ulaştı. Ülkemizin İslamcıları ve haliyle dini hassasiyeti ağır basan vatandaşlarımız, bıçak kemiğe dayanıp da acıtmaya başlayınca bu kavrama muhtaç olduklarını kavramaya başladılar. Ve bir nebze olsun, empati yaparak Kürtler'in, Aleviler ve solcuların dertlerine aşinalık kazandılar.
Hâlbuki bu ülkede binlerce faili meçhul cinayet işlenmişse; fikir namusu kaygısında olan yazarlarımız "Kral çıplak" demeye başladığında yolu ilk fırsatta mahkemelere düşmüşse, bu kavram "herkese ve her eve lazım" demekti.
18-19 Şubat 2010 tarihlerinde, Avrupa Komisyonu ile Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı'nın ortaklaşa düzenlediği, "İnsan Hakları Uygulama Standartları" toplantısına katıldık. Açıkça gördük ki, geçen zaman içinde bir hayli iyi niyetli gayretlere rağmen, Türkiye'nin bu alandaki karnesi çok zayıftır.
BM'nin ilgili kurumu üye ülkeleri beş yılda bir denetimden geçiriyor. Türkiye, maalesef A,B,C ve D kategorilerinden hiçbirine girebilmiş değil. Kısacası karnemiz yerlerde sürünüyor.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nden Gianni Magezzeni; İrlanda İnsan Hakları Komisyonu üyesi Michael Farrell; Uluslararası İnsan Hakları Enstitüsü'nden Bjorn Petterson ve Almanya İnsan Hakları Enstitüsü'nden Claudia Lohrenscheit, ülkelerindeki uygulamaları anlatırken, Türkiye'den katılımcılar olarak maalesef yüzümüzü aşağıya eğmek durumunda kaldık.
İhlallerin önlenmesi iki temel unsura bakıyor: a) Hukuk alt yapısının kurulması, b) Yasaların ruhuna uygun uygulama. Umarız, bu alanda da başımızı dik tutabileceğimiz günler uzak değildir.
Yazının başında, "Herkese lazım... Ergenekoncular'a da" dedik. Elbette öyle.
İnsanımızı, önce birbirine karşı ötekileştiren sonra da onları birbirine karşı kışkırtarak kırdırmak isteyen Ergenekon zihniyetine mensup olanların da elbette bu bâbta bazı hakları var. Ancak şimdilik, "şüpheli ve sanık" olarak. İleride de büyük ihtimalle içlerinden bazılarının "mahkûm" olarak bazı hakları olacak.
Kendilerine yardımcı olmak üzere, birkaç hususu hatırlatalım (*):
· Şüpheli veya sanığın özel hayatına, aile hayatına, konut dokunmazlığına ve haberleşme özgürlüğüne saygı gösterilmelidir.
· Şüpheli veya sanık, adil yargılanma hakkına sahiptir.
· Şüpheli veya sanık aleni yargılanma hakkına sahiptir.
· Şüpheli veya sanığa insanlık dışı ya da küçültücü muamele uygulanamaz.
· Şüpheli veya sanık susma hakkına sahiptir. (Birileri bunu şu günlerde iyi kullanıyor.)
· Şüpheli veya sanık, avukatıyla kimsenin duyamayacağı özel bir ortamda görüşme hakkına sahiptir.
· Şüpheli veya sanık, kanuna aykırı elde edilen delillerin yargılamada kullanılmaması hakkına sahiptir.
Kader bu... İnsanoğlu, birilerini mahrum etmeye çalıştığı haklara bir gün kendisi de muhtaç olabiliyor.
(*) T.C. "Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı"nın hazırlamış olduğu belgeden...
Kimse Yok Mu, eğitimleri sekteye uğrayan Vanlı öğrenciler için “Tut...