İşgal altındaki Filistin topraklarında bir bahçe. Bir limon bahçesi... Hayata tutunduğu tek dallar bu yemyeşil bahçedeki limonların dallarıdır Selma’nın. Kocasının ölümünden sonraki on yıl boyunca, iki küçük çocuğuna, babasından kalan bu bahçedeki limonları satarak bakmış olan Selma orta yaşlarında, geçim derdinde bir kadındır.
Güzel yüzünde acılı yılların çizgileri, bakışlarında savaşın hüznü vardır. Hayat mücadelesi Filistin’in mücadelesi ile başabaş gider. Ama hep dimdik durur Selma. Karşılaştığı her olayın, her haksızlığın, sadece ezmeyi bilen her zihniyetin karşısında. Fondaki şehir gibi.
Çocukları gidince tek dostu, tek hayat arkadaşı baba yadigarı yaşlı bahçevan kalmıştır. Selma’nın mutahasıp, sakin hayatındaki, küçük derme çatma evindeki tek güzellik bu yeşil sarı dünya, bu mis kokulu limonlardır.
Hayattan bir beklentisi yoksa da Selma’nın savaş içinde savaş beklemektedir kendisini. Kurşun komşudan gelir. Bahçenin bitişiğindeki, kendi evine göre saray gibi villaya İsrail’in savunma bakanı taşınır. Ama savunmak saldırmaktır İsrail için. Limonları görmez gözü bakanın. Zar zor geçinen komşu kadını düşman beller. Bahçeyi de olası diğer düşmanlara sığınak. Saldırıdan korkar ağaçlar arasından gelebilecek, her yere nöbetçiler diker. Nöbetçiler yetmez, nöbet kulesi diker. Kule yetmez çit çeker. Çit yetmez bahçeyi yok etmek ister. Ne ağaçlara acır yıllar boyu yeşerip bahçe olmuş, ne mis gibi limonlara, ne çaresiz bir kadına... Limonlar ölmeye başlar susuzluktan. Suyu keser bakan. Kuruyup toprağa düşen her limonun sesini duyar Selma. Tek tek... Her biri kalbine bir kurşundur.
Bakanın karısı ise çekinir kocasından kalbi Selma’nın kalbine ısınsa da. Anlar kadının halinden, acır. Ama onun kadar güçlü değildir. Susar.
Yastık altına sakladığı bir iki altın bileziği alıp genç bir avukattan yardım isteyen Selma’ya köylüsü bile destek olmaz. Mahkemeye gider. İsrail mahkemesinde Filistinli bir kadındır şimdi. O da düşmandır, limonlar da. Hepsi yok olmalıdır. Hızla.
Direnir Selma. Bir üst mahkeme, sonra bir üst. Başına zarifçe bir eşarp bağlar, dudağına hafifçe bir ruj sürer. Tüm silahı bu kadardır. Silahını dimdik taşır yürüyecek hali kalmasa da. Önce basında bir iki küçük haber çıkar. Sonra bir iki kuzey ülkesi girer bahçeden içeri. Aynıdır savaş zamanı tavırları; ezilenin yanına geçip iki nutuk atarlar, girdikleri gibi çıkarlar. Kalbine girip aynı hızla çıkacak genç avukat gibi. Güven çok uzak bir duygudur Selma’ya. Aşk Selma için hiç kurmadığı bir hayaldir.
“Çok büyük bir başarı kazandık” der avukat uzun mücadelenin sonunda. Mahkeme kapısındaki kalabalık sorular sorar, avukat yanıtlar “ağaçlarımızı sökmeyecekler, sadece budayacaklar, bu Filistin’in İsrail’e karşı zaferidir!”
Selma zaferin ortasında yalnızdır. Yemyeşil bahçenin yerinde kuru bir toprak, toprağın üzerinde otuz santime budanmış ağaç kökleri vardır artık. Bekleyecektir Selma. Bilir; herşey kaybedilmez hiçbir zaman... Umut kaybedilmez yaşam sürdükçe. Selma inancını yitirmez.
Bakanın korkuları bahçeyi budamakla bitmemiştir. Beton duvarlar ördürür her yana. Bir sabah uyandığında küçük ağaç köklerini bile göremez olur. Duvar çekilmiştir villanın etrafına. Karısı evi terkeder, dostaları duvarların içine girmek istemez artık. Yapayalnızdır bakan. İsrail kendi hapishanesini örmüştür.
Çok güzel bir film Limon Ağacı. Bir bahçeyle iki evin arasında ne güzel anlatmış kadın olmayı... Filistin olmayı... Mücadele etmeyi... Savaşı... İnanmayı... Direnmeyi... İnsan ruhunu savaşın ruhuna çok güzel katmış. Kim aslında ne kazanıyor ne kaybediyor bir daha düşündürmüş.
İtalya'da 2008 yılında 103 çift tarafından kırılan rekor, farkla...